<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303</id><updated>2011-10-29T12:57:46.053-07:00</updated><title type='text'>eylul</title><subtitle type='html'>ŞU GİDEN GEMİ BENİM OLSUN
YAKARIM YANGINIM OLSUN</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>118</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7991269298181314733</id><published>2011-10-29T12:45:00.001-07:00</published><updated>2011-10-29T12:57:46.084-07:00</updated><title type='text'>kar ve trans</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Ie2FscIXFjQ/TqxatRLA3gI/AAAAAAAAAG8/jHGTO3ScPxI/s1600/Photo%2B33.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ie2FscIXFjQ/TqxatRLA3gI/AAAAAAAAAG8/jHGTO3ScPxI/s320/Photo%2B33.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669005764702821890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Buraya geleli tam 2,5 ay oldu...gozlerimin dolu dolu oldugu, yagmurdan sirilsiklam oldugum, sonunda karin da dustugu tam 2,5 ay. Alistim mi? Arada kalmaya alistim, her gece ruyamda baska birileriyle baska bir yerdeyken gunduz buraya uyanmaya alistim...Burasi koy diye dalga gectigim yer artik benim uyandigim yer, yemek yedigim yer, pek yakinda parti yaptigim/iz yer olacak. Penceremden karin yagisini izlerken sanki transa girdim birden, bu trans halini yazmak istiyorum dedim cunku bu trans hali icinde bulundugum durumdan daha farkli degil. bazi anlar vardir kendinizi ve hayatinizi sacmasapan ufacik olaylar daha iyi kavramanizi saglar, o sacmasapan anlardan birini yasadim az once. Ergen soul-searching aktivitelerim hicbir zaman son bulmadi artik ergen olmasam da...birazcik derine indigimde hep boyle sacmasapan anlar yasarim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmadan kar yagiyor, benim okuma yapmam lazim, sevdiklerimi ozledim ve biliyorum ki onlar ayni onlar, ben ayni ben degilim ve gorunce de onlari ozlemeye devam edecegim. Onlar dedigim annem, babam, kardesim, yavuklum...her gun seslerini duysam da icimde bir yeri kilitlemem, dondurmam gerekiyor her an aglamamak, ben niye hep aradaderede kalmayi tercih ediyorum diye kendime bagirmamak icin.ait olma hissiyatini kaybettigini dusundugunuz oldu mu? feeling at home diye birsey var mi? Sanki vardi benim icin...ama simdi yok oldu...Tanrinin yerine neyi koyacagini bilemeyen aydinlik dusunurleri gibi, ben de o hissiyatin yeirne ne koyacagimi bilemiyorum...birini mi, bir yeri mi, bir aniyi mi, kendimi mi? kendi kendime huzursuzum, kendimde huzur bulamiyorum, sevdigim adamin yaninda cok huzurluyum ve ona bazen evim diyorum, ama bu hissiyat o uzaktayken gittikce azaliyor, annem-babam-kardesim kelimenin tam anlamiyla evimdeler ve evimler ama her donusumde misafirmisim-ev sahibiymisim arasinda kaliyorum. bu kar yagan pencerenin oldugu ev benim evim mi? bazen oyle hissediyorum bazense kilometrelerce otede kavusamayacagim bir evim varmis gibi...Belki ulasamamak, kavusamamak hissiyatidir diyorum benim evim...ama bu nasil huzursuz bir evdir, her daim boslukta diyorum...sonra o boslugu sevmeyi, o boslukta huzur bulmayi ogrenebilir miyim diye zorluyorum...bilmiyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7991269298181314733?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7991269298181314733/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7991269298181314733' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7991269298181314733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7991269298181314733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2011/10/kar-ve-trans.html' title='kar ve trans'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Ie2FscIXFjQ/TqxatRLA3gI/AAAAAAAAAG8/jHGTO3ScPxI/s72-c/Photo%2B33.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-971391427686171373</id><published>2011-10-24T22:28:00.001-07:00</published><updated>2011-10-24T22:31:00.156-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Yani yeniden, aha ben geri dondum yazsam bir inandiriciligi yok ama arada bir kendimi ifade etmek icin geri dondum sanirim. Yazmaya ihtiyacim var biraz kendi dilimde sanirim. Belki de yalnizligimla basa cikma metodu olarak yazmaya ihtiyacim var. Her neyse...Gecen sene yazdigim yaziyi tekrar okudum, bir ulkede vicdan tutulmalari bu kadar SIK tekrar etmemeli sanirim, tekrar paylasmak istedim: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkac gundur aklimda gidip gelen iki sahne var. Biri su: TVde basbakan Recep Tayyip Erdogan konusuyor, yine atesli bir sekilde...Belki rastlamissinizdir. Bir basari oykusunden bahsediyor ve zorunlu gorev suresi bitmesine ragmen Hakkari'de kalan bir kadin doktora tesekkurlerini sunuyor. Tas atan cocuklar bu iyi niyetli doktor tarafindan kurulan bir dernekce futbol oynamaya ozendirilerek buyuk basarilar kazanmislar. Haberi de buldum hatta: http://www.skyturk.net/tas-degil-gol-atmaya-geldiler/&lt;br /&gt;Cocuklarla yapilan roportajda vurguladiklari sey hep ayniydi: "Tas degil gol atiyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikinci sahne de su: Yine basbakan televizyonda. Yine atesli, yine hararetli...Malum bu aralar kahramanlik payeleri biciliyor kendisine, cok buyuk kismi fos olsa da soylemsel seviyede soylediklerini daha once bir devlet baskani soylemedi diye dusunup bazen oyle ya da boyle ucundan kenarindan takdir edesim gelmiyor degil. Sanirim Uluslararasi Turkce olimpiyatlari konusma yeri. Mavi Marmara'da olenlerden, Gazze'de mucadele eden cocuklardan ve genclerden, ve PKK'ya karsi savasan askerlerden ayni cumlede bahsedip hepsinin sehit mertebesine yukselmesinden bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki sahneyi niye anlatiyorum? Sundan anlatiyorum. Bu iki sahnenin birlesimi beni cok dusundurdu. Ilk olarak, Gazze'deki cocuklarla ve ortadogudaki adaletle bu kadar ilgili sevgili basbakan kendi ulkesinde neler yapiyor diye dusundurdu.Bircok yerde akli selim gazeteciler yazdi zaten: TMK magduru tas atan cocuklarla ilgili yasayi duzenleyecegini soylemesine ragmen henuz hicbir somut adim atilmadi, Kurt acilimi, demokratik acilim, anayasa degisikligi deyip uygulama seviyesini gectim, anayasaya bile Kurtlerin icini rahatlatacak bir iki kelam eklenmedi, anayasanin hazirlanis sureci bir hayli sorunlu idi, uzerine hala operasyonlar devam ediyor, surekli olum haberleri geliyor, vs vs... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da ilginci Erdogan'in ve hukumetin Gazze konusunda Israil'e karsi kullandigi dil, cok uzun bir zaman Turkiye'ye ve TSK'ya yoneltilen elestirilerin diliyle cok benzerlik tasiyor. Birdenbire basbakanin sesi Kurt vatandaslarin haklarini savunan insan haklari aktivistleriyle benzer bir dilden konusmaya basladi. 'devlet teroru' jargonunu ben daha once bir devlet adamindan duymamistim ama Turkiye cumhuriyeti tarihindeki olaylar elestirilirken bir hayli sik duydugumu kabul etmeliyim. Bu konusmalar, sadece soylemsel seviyede kaldigi ve gercekte politika duzeyinde bir izdusumu olmadigi icin populizm, oy arttirma cabalari gibi gorunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci sahneye geri donersek, burada canimi sikan su. Cocuklar tas atmasin, gol atsin. Peki. 'Tas atan cocuk' fenomeni ile ilgili bir suru soylence mevcut; cocuklari kiskirtip terorlerine alet ediyorlar diyeni var, devlet hizmet saglamadigi icin baska yapacak birseyi yok ki cocuklarin o bolgede o yuzden bunlara sariyorlar diyeni var, vs. vs. Cocuklarin futbol ya da baska ilgi alanlari olmasi tabii ki guzel birsey. Ama cocuklar neden tas atiyor diye sorgulamadan sadece cocuklarin tas atmasini engelleyecek kanallar yaratmak bambaska birsey. Gazze'deki cocuklar tas atarken adalet icin atiyorlarsa sevgili basbakan, burdaki cocuklar ne icin atiyor acaba? Cocuklar masa oluyorlar soylemini bir kenara birakirsak- zira cocuklar ummadiginiz kadar eyleyici konuma sahiptir bana kalirsa, ya da yetiskinler de benzer etki alanlarina maruz kaliyorlar bana kalirsa- nedenlerinden bagimsiz olarak cocuklar tas atmasin gol atsin diye mekanizmalar kurmak, iyi niyetli bir davranis gibi gozukse de (dernegi kuran doktora hicbir lafim yok) cok baglamsiz kaliyor. Dahasi, cocuklarin adalet icin sesini cikarmasi kotu birseymis gibi sunuluyor. Neden? Basbakanin kendisi alintiladi, ben de alintilayacagim Necip Fazil'dan: "Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür/Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür." Bazen yetiskinlerin tutsak kaldigi seylerden bihaberdir, daha ozgurdur cocuklar ve birseylerin ters gittigini cok iyi anlarlar. Bazen adalet duygulari baskaca mekanizmalarla daha az kirlenmistir cocuklarin ve haksizliklara daha az hesapli karsi cikabilirler. Demeye calistigim su degil: bu cocuklar tas atsinlar tabii, haksizliklara karsi direnis icin gerekli. Cunku bu da cocuklarin aracsallastirilmasi gibi geliyor bana, sadece amac farkli: direnis, mucadele vs. Demeye calistigim su: Cocuklar dertleri varsa tas da atarlar, su da, toprak da. Kime oldugu onemli, neden oldugu cok cok onemli. Bu cocuklar niye tas atiyorlar? Tas attiklari icin nasil bir muameleye tabi tutuluyorlar? Bu cocuklar savastan, kandan bikmis nesillerin cocuklari. Belki de anneleri, babalari tas atma diye tembihlemis olmalarina ragmen tas atiyorlar, belki anneleri babalari da destekliyor tas atmalarini. Bunu bilemem. Ama bildigim olan biten bu kadar sorunluyken, cocuklar tas attiklari icin terorist muamelesi goruyorlarsa, hapiste yillarca kaliyorlarsa, cocuk olduklari unutuluyorsa ya da hicbir kosulda otoriteye karsi tas atmamalari gerektigi ya da diger bir deyisle otoriteye karsi gik cikarilmamasi gerektigi daha o yastan belletiliyorsa, onun yerine gol atin denilip Filistin'deki yasitlari tas attiklari icin alkislaniyorsa, burada buyuk sorunlar var demektir. Cocuklarla ilgili TMK degistiriliyor haberleri cikti. Tabii ki umut verici bir gelisme. Bir daha yineliyorum: Cocuklarin bu durumdan kurtulmasi cok onemli tabii ama daha onemlisi cocuklarin neden tas attigini bir daha dusunmek, vicdanlari biraz daha rahatsiz etmek belki de, hatta onlara sormak gerek belki de, bize en acik sekilde onlar yol gosterebilir belki de. Ayni kosullar yerinde kaldigi surece oradaki cocuklarin tas yerine gol atmasi durumu iyilestirmez, kendilerini kurtarirlar belki, ki bu da birseydir. Velakin, zaman kendinizi kurtaramayacaginiz kadar kotu, ulke icindeki asiri gucler her an yerlerinden oynamaya hazir, bir yerlerde insanlar Kurt olduklari icin korkuyorlar. Diyarbakirspor -Bursaspor maci da hala unutulmaz irkciligin farkli tezahurlerini dikkate aldigimizda. Bir yerde golcu olan Kurt cocuklarin da sadece 'Kurt' olduklari icin aci cekecekleri bir donemdeyiz...Belki de donemecteyiz...Cocuklar icin degil sadece, hepimiz icin vicdan muhakemesi zamani: Otorite biryerlerde hatali davraniyorsa, sadece cocuklarin degil, kalkip hepimizin tas atacagi zamanlara ihtiyacimiz var belki de. Bunu lutfen toplu bir infial hali gibi okumayin, oraya kadar da varabilir ama demeye calistigim su, haksizliklara karsi oyle ya da boyle mucadele etmek zorundayiz durmadan, usanmadan, farkli yontemler deneyerek...maddi ve manevi tas atarak otoriteye...Otorite dedigim boyle havada ucan kacan birsey degil. Su an su baglamda otorite, hukumet, sayin basbakan, parlamento...ve paylasilan degerler butunu...Madenlerdeki iscilerin olumlerinde is guvenligi konusunda haksizlik oldugunu dusunuyorsaniz kadere inanmamakla suclandiginiz, haksizliklar ne olursa olsun cocuklarin tas atacagina gol atacagi, cemaatciligin arttigi, fakirin derdinin hak baglamindan cok uzakta hayirseverlikle cozulmeye calisildigi, insanlarin biyoguvenliginden cok sirket cikarlarinin vurgulandigi bir ulkede yasiyoruz, maalesef ki boyle bir dunyada yasiyoruz. Tek bir kisiyi ya da bir partiyi hedef almaya calismiyorum. Bir anlayisi vurgulamaya calisiyorum ve durum boyle giderse daha cok cekecegimizi...daha dogrusu insanlik onurumuzun daha cok incinecegini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cok dolmusum sanirim, uzun kacti biraz ama kusura kalmayin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-971391427686171373?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/971391427686171373/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=971391427686171373' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/971391427686171373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/971391427686171373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2011/10/yani-yeniden-aha-ben-geri-dondum-yazsam.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3749432872546435471</id><published>2010-11-16T11:15:00.001-08:00</published><updated>2010-11-16T11:29:27.770-08:00</updated><title type='text'>ic sikintileri</title><content type='html'>basliktaki i-ler I olacak aslinda gibi aciklamalar yapmak isterdim ama gordugunuz gibi degil bilerek ve isteyerek oyle. kendi kendime kafami siktim zira. Yani ugrasiyorum didiniyorum. Ben ne calismak istiyorum. Sagolsun muhtesem bir erkek arkadasim var saatlerce bana sokratik sorular sorarak neden ne istiyorum cikarttirmaya calisti. Muhtesem bir entellektuel tartisma olmakla ve askimi alevlendirmekle beraber kendi kendime midem bulanacak kadar karistim. Karmakarisigim. Ulan ben ne istiyorum hayattan sorusu ben ne calismak istiyorum aslinda ile birlesir mi? resmen varolussal krizler. Onu calissam ama nasil calissam ama yani cok banal ama olmaz ki o calisildi ama ben bunu calismak mi istiyorum eski konumdan mi sIKILDIM ama belki de fon alabilecegim konularda basvurmaliyim sonra degistiririm nasil olsa istedigime ama o etik olmaz oyle yalanla isim olmaz ama ama ama ama...Hay A.Q. buyuk harflerle hem de. Yani fazla kufurlu bir yazi oluyor. 18 yasindan kucukseniz okumayin. ama uuuuf gercekten. Bir yandan daha sabancida bile bir basari bir iz tutturamamisken sak diye baska basvurular yapmali miyim gercekten ama burdan da bunaldim, uuuuuuffff! Her neyse, simdilik kendimi soyle avutuyordum en azindan akademisyen olmakla ilgili kaygilairm biraz duruldu onu istedigimden eminim, hele ki sinif ogretme vs. mevzuusunu bu kadar sevmisken ve ne kadar zor oldugunu fark etmisken. ( Bu arada siniflardaki ogrenci kalitesinin ogretmenin dersten aldigi zevki bu kadar degistirebilecegini dusunmemistim. Bazen kendimi ilkokul ogretmeni kivaminda buluyorum, bir susun nolur diye bagirirken. ) neyse yine de eglenceli ama research yapmaktan da keyif aliyorum, ince ayrintilarla ugrasmak hosuma gidiyor ama bir turlu aha sunu calisacagim bu hayatimin konusu diyemiyorum, sIKILIYORUM, bunaliyorum, birine sariyorum oburunu birakiyorum. daldan dala...kafami toplamak deseniz o ayri bir zor. oturup okuma bile yapamiyorum elli bahane buluyorum kalkiyorum sandalyeden, masadan...Ne faydali ile ne keyifli karistiriyorum bazen. Bunun kesin calisilmasi lazim dedigim herseyden biraz ogrenmeye calisiyorum ama sonra bakiyorum ki BORING ( aysen hoca sesiyle -bilen bilir) ya Yildiz hocanin yeni kitabinda dedigi gibi ben hicbirseyle doymuyorum OBURUM. B.KBOGAZLIYIM neyse...Ya ADD yim ( Attention deficit) yok birseye odaklanamiyorum. Bilim teknoloji hidi bidi sardim sardim keyif de aliyorum ogrenmek de istiyorum. bana diyorlar ki konunu generalizable hale getir. O nasil oluyor? ben yapamiyorum onu. insanin akli sadece ornek vererek calsiir mi ya. bana konsept soruyorlar ben ornek veriyorum hemen anlamalari icin. definition veremiyorum cogu zaman, anlamasi daha zor anlatmasi daha zor ve benim icin de betimlemesi zor oluyor. bazen bilmiyor oluyorum tanimini. Bir de yanlis anlamayin ben felsefe bitirdim, sanirim unuttum ama...SAPLA SAMANI AYIRMAK, ANALITIK OLMAK, DEFINITIONLAR VERMEK ben yapamiyorum galiba. BEN BECERIKSIZ MIYIM? Yani bazen evet bazen hayir ama icim sikildi ya...bildigin sikildi...giren cikan belli degil...uzgunm kufur etmeyi seviyorum.kisisel olunca yazi kendime kufur etmek kolay geldi. neyse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3749432872546435471?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3749432872546435471/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3749432872546435471' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3749432872546435471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3749432872546435471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2010/11/ic-sikintileri.html' title='ic sikintileri'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-2734104273391712748</id><published>2010-10-14T11:33:00.000-07:00</published><updated>2010-10-14T11:34:10.341-07:00</updated><title type='text'>evet saglik mevzuunda fikri mulkiyet haklari sorunsaliyla karsinizdayim..</title><content type='html'>India concerned over Kenya''s anti-counterfeit law&lt;br /&gt;PTI | 07:10 PM,Oct 14,2010&lt;br /&gt;Ruchi Kapoor Nairobi, Oct 14 (PTI)India today conveyed its concerns to Kenya over its Anti-Counterfeit Act which confuses Indian generic medicine, hailed worldwide for afford ability, with counterfeits. India's apprehensions were conveyed by visiting Commerce and Industry Anand Sharma when he met Kenyan Prime Minister Raila Amolo Odinga. Sharma highlighted Indian pharmaceutical industry's contribution to making available life-saving medicines at affordable prices, especially through generic route. He conveyed "India's concerns on attempts being made outside the WTO and WIPO (World Intellectual Property Rights Organisation) forums to confuse Indian generice medicines with counterfeits". Generics are off-patent drugs, an area in which India has established its global brand equity with about Rs 45,000 crore exports. Africa is a major market for the Indian pharma exports. Sharma said Kenya "may keep this in view while implementing the Anti-Counterfeit Act and the proposal to have a similar legislation at the East African Community (EAC) level". The Act, passed in 2008, did not make a distinction between the generic medicine and the counterfeit. It was challenged by NGOs and the healthcare organisations in the Kenya's Supreme Court on the ground that it would make medicine unaffordable. Addressing the gathering at the 'Namaskar Africa' event organised by the industry chamber FICCI and his ministry, Sharma said, the Indian pharmaceuticals are fully compliant with the WTO rules (Trade Related Intellectual Property Rights). He said "the life-saving drugs were unaffordable for poor people in Africa, Asia and South America because of (high) prices and there was a horde of MNCs' (multi-national companies) cartels and this battle was joined here". He said thanks to Indian medicine the cost of AIDS treatment has been reduced in Africa from USD 12,000 to USD 400 a year.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-2734104273391712748?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://ibnlive.in.com/generalnewsfeed/news/india-concerned-over-kenyas-anticounterfeit-law/413730.html' title='evet saglik mevzuunda fikri mulkiyet haklari sorunsaliyla karsinizdayim..'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/2734104273391712748/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=2734104273391712748' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2734104273391712748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2734104273391712748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2010/10/evet-saglik-mevzuunda-fikri-mulkiyet.html' title='evet saglik mevzuunda fikri mulkiyet haklari sorunsaliyla karsinizdayim..'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-2356696774202468884</id><published>2010-10-14T11:31:00.000-07:00</published><updated>2010-10-14T11:32:24.478-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>bu da ilk linkim hadi hayirli ugurlu olsun efenim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-2356696774202468884?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://ibnlive.in.com/generalnewsfeed/news/india-concerned-over-kenyas-anticounterfeit-law/413730.html' title=''/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/2356696774202468884/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=2356696774202468884' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2356696774202468884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2356696774202468884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2010/10/bu-da-ilk-linkim-hadi-hayirli-ugurlu.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8600423015146780934</id><published>2010-10-14T11:23:00.000-07:00</published><updated>2010-10-14T11:25:15.926-07:00</updated><title type='text'>evet ben tembel bir insanim..</title><content type='html'>Yapacak ellibin milyon isim var ben bloga tekrar baslamayi dusunuyorum. Bu sefer daha cok buldugum guzel haberleri ve websitelerini postlamak ve bircesit kaynakca olusturmak icin ama gene yalan olcak ben gene kendi geyigimi yapacagim simdiden uyarayim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkeslere selam eder, eylul is back derim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8600423015146780934?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8600423015146780934/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8600423015146780934' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8600423015146780934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8600423015146780934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2010/10/evet-ben-tembel-bir-insanim.html' title='evet ben tembel bir insanim..'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-5910057568678914786</id><published>2010-06-12T10:50:00.000-07:00</published><updated>2010-06-12T12:48:02.765-07:00</updated><title type='text'>Gol atan cocuklar tas da atabilirler...</title><content type='html'>Birkac gundur aklimda gidip gelen iki sahne var. Biri su: TVde basbakan Recep Tayyip Erdogan konusuyor, yine atesli bir sekilde...Belki rastlamissinizdir. Bir basari oykusunden bahsediyor ve zorunlu gorev suresi bitmesine ragmen Hakkari'de kalan bir kadin doktora tesekkurlerini sunuyor. Tas atan cocuklar bu iyi niyetli doktor tarafindan kurulan bir dernekce futbol oynamaya ozendirilerek buyuk basarilar kazanmislar. Haberi de buldum hatta: http://www.skyturk.net/tas-degil-gol-atmaya-geldiler/&lt;br /&gt;Cocuklarla yapilan roportajda vurguladiklari sey hep ayniydi: "Tas degil gol atiyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikinci sahne de su: Yine basbakan televizyonda. Yine atesli, yine hararetli...Malum bu aralar kahramanlik payeleri biciliyor kendisine, cok buyuk kismi fos olsa da soylemsel seviyede soylediklerini daha once bir devlet baskani soylemedi diye dusunup bazen oyle ya da boyle ucundan kenarindan takdir edesim gelmiyor degil. Sanirim Uluslararasi Turkce olimpiyatlari konusma yeri. Mavi Marmara'da olenlerden, Gazze'de mucadele eden cocuklardan ve genclerden, ve PKK'ya karsi savasan askerlerden ayni cumlede bahsedip hepsinin sehit mertebesine yukselmesinden bahsediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki sahneyi niye anlatiyorum? Sundan anlatiyorum. Bu iki sahnenin birlesimi beni cok dusundurdu. Ilk olarak, Gazze'deki cocuklarla ve ortadogudaki adaletle bu kadar ilgili sevgili basbakan kendi ulkesinde neler yapiyor diye dusundurdu.Bircok yerde akli selim gazeteciler yazdi zaten: TMK magduru tas atan cocuklarla ilgili yasayi duzenleyecegini soylemesine ragmen henuz hicbir somut adim atilmadi, Kurt acilimi, demokratik acilim, anayasa degisikligi deyip uygulama seviyesini gectim, anayasaya bile Kurtlerin icini rahatlatacak bir iki kelam eklenmedi, anayasanin hazirlanis sureci bir hayli sorunlu idi, uzerine hala operasyonlar devam ediyor, surekli olum haberleri geliyor, vs vs... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da ilginci Erdogan'in ve hukumetin Gazze konusunda Israil'e karsi kullandigi dil, cok uzun bir zaman Turkiye'ye ve TSK'ya yoneltilen elestirilerin diliyle cok benzerlik tasiyor. Birdenbire basbakanin sesi Kurt vatandaslarin haklarini savunan insan haklari aktivistleriyle benzer bir dilden konusmaya basladi. 'devlet teroru' jargonunu ben daha once bir devlet adamindan duymamistim ama Turkiye cumhuriyeti tarihindeki olaylar elestirilirken bir hayli sik duydugumu kabul etmeliyim. Bu konusmalar, sadece soylemsel seviyede kaldigi ve gercekte politika duzeyinde bir izdusumu olmadigi icin populizm, oy arttirma cabalari gibi gorunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci sahneye geri donersek, burada canimi sikan su. Cocuklar tas atmasin, gol atsin. Peki. 'Tas atan cocuk' fenomeni ile ilgili bir suru soylence mevcut; cocuklari kiskirtip terorlerine alet ediyorlar diyeni var, devlet hizmet saglamadigi icin baska yapacak birseyi yok ki cocuklarin o bolgede o yuzden bunlara sariyorlar diyeni var, vs. vs. Cocuklarin futbol ya da baska ilgi alanlari olmasi tabii ki guzel birsey. Ama cocuklar neden tas atiyor diye sorgulamadan sadece cocuklarin tas atmasini engelleyecek kanallar yaratmak bambaska birsey. Gazze'deki cocuklar tas atarken adalet icin atiyorlarsa sevgili basbakan, burdaki cocuklar ne icin atiyor acaba? Cocuklar masa oluyorlar soylemini bir kenara birakirsak- zira cocuklar ummadiginiz kadar eyleyici konuma sahiptir bana kalirsa, ya da yetiskinler de benzer etki alanlarina maruz kaliyorlar bana kalirsa- nedenlerinden bagimsiz olarak cocuklar tas atmasin gol atsin diye mekanizmalar kurmak, iyi niyetli bir davranis gibi gozukse de  (dernegi kuran doktora hicbir lafim yok) cok baglamsiz kaliyor. Dahasi, cocuklarin adalet icin sesini cikarmasi  kotu birseymis gibi sunuluyor. Neden? Basbakanin kendisi alintiladi, ben de alintilayacagim Necip Fazil'dan: "Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür/Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür." Bazen yetiskinlerin tutsak kaldigi seylerden bihaberdir, daha ozgurdur  cocuklar ve birseylerin ters gittigini cok iyi anlarlar. Bazen adalet duygulari baskaca mekanizmalarla daha az kirlenmistir cocuklarin ve haksizliklara daha az hesapli karsi cikabilirler. Demeye calistigim su degil: bu cocuklar tas atsinlar tabii, haksizliklara karsi direnis icin gerekli. Cunku bu da cocuklarin aracsallastirilmasi gibi geliyor bana, sadece amac farkli: direnis, mucadele vs. Demeye calistigim su: Cocuklar dertleri varsa tas da atarlar, su da, toprak da. Kime oldugu onemli, neden oldugu cok cok onemli. Bu cocuklar niye tas atiyorlar? Tas attiklari icin nasil bir muameleye tabi tutuluyorlar? Bu cocuklar savastan, kandan bikmis nesillerin cocuklari. Belki de anneleri, babalari tas atma diye tembihlemis olmalarina ragmen tas atiyorlar, belki anneleri babalari da destekliyor tas atmalarini. Bunu bilemem. Ama bildigim olan biten bu kadar sorunluyken, cocuklar tas attiklari icin terorist muamelesi goruyorlarsa, hapiste yillarca kaliyorlarsa, cocuk olduklari unutuluyorsa ya da hicbir kosulda otoriteye karsi tas atmamalari gerektigi ya da diger bir deyisle otoriteye karsi gik cikarilmamasi gerektigi daha o yastan belletiliyorsa, onun yerine gol atin denilip Filistin'deki yasitlari tas attiklari icin alkislaniyorsa, burada buyuk sorunlar var demektir. Cocuklarla ilgili TMK degistiriliyor haberleri cikti. Tabii ki umut verici bir gelisme. Bir daha yineliyorum: Cocuklarin bu durumdan kurtulmasi cok onemli tabii ama daha onemlisi cocuklarin neden tas attigini bir daha dusunmek, vicdanlari biraz daha rahatsiz etmek belki de, hatta onlara sormak gerek belki de, bize en acik sekilde onlar yol gosterebilir belki de. Ayni kosullar yerinde kaldigi surece oradaki cocuklarin tas yerine gol atmasi durumu iyilestirmez, kendilerini kurtarirlar belki, ki bu da birseydir. Velakin, zaman kendinizi kurtaramayacaginiz kadar kotu, ulke icindeki asiri gucler her an yerlerinden oynamaya hazir, bir yerlerde insanlar Kurt olduklari icin korkuyorlar. Diyarbakirspor -Bursaspor maci da hala unutulmaz irkciligin farkli tezahurlerini dikkate aldigimizda. Bir yerde golcu olan Kurt cocuklarin da sadece 'Kurt' olduklari icin aci cekecekleri bir donemdeyiz...Belki de donemecteyiz...Cocuklar icin degil sadece, hepimiz icin vicdan muhakemesi zamani: Otorite biryerlerde hatali davraniyorsa, sadece cocuklarin degil, kalkip hepimizin tas atacagi zamanlara ihtiyacimiz var belki de. Bunu lutfen toplu bir infial hali gibi okumayin, oraya kadar da varabilir ama demeye calistigim su, haksizliklara karsi oyle ya da boyle mucadele etmek zorundayiz durmadan, usanmadan, farkli yontemler deneyerek...maddi ve manevi tas atarak otoriteye...Otorite dedigim boyle havada ucan kacan birsey degil. Su an su baglamda otorite, hukumet, sayin basbakan, parlamento...ve paylasilan degerler butunu...Madenlerdeki iscilerin olumlerinde is guvenligi konusunda haksizlik oldugunu dusunuyorsaniz kadere inanmamakla suclandiginiz, haksizliklar ne olursa olsun cocuklarin tas atacagina gol atacagi, cemaatciligin arttigi, fakirin derdinin hak baglamindan cok uzakta hayirseverlikle cozulmeye calisildigi, insanlarin biyoguvenliginden cok sirket cikarlarinin vurgulandigi bir ulkede yasiyoruz, maalesef ki boyle bir dunyada yasiyoruz. Tek bir kisiyi ya da bir partiyi hedef almaya calismiyorum. Bir anlayisi vurgulamaya calisiyorum ve durum boyle giderse daha cok cekecegimizi...daha dogrusu insanlik onurumuzun daha cok incinecegini...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Cok dolmusum sanirim, uzun kacti biraz ama kusura kalmayin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-5910057568678914786?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/5910057568678914786/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=5910057568678914786' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5910057568678914786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5910057568678914786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2010/06/gol-atan-cocuklar-tas-da-atabilirler.html' title='Gol atan cocuklar tas da atabilirler...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-2862519441307450433</id><published>2010-05-15T08:01:00.001-07:00</published><updated>2010-05-15T08:01:36.973-07:00</updated><title type='text'>stajyerlik, deneyim ve somuru...</title><content type='html'>Stajyerlik, deneyim ve somuru&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Is arama sureci bircogumuzun bildigi gibi sancili bir surectir. Ozellikle ekonomik kriz varken... Zira krizler isten cikarma, is bulamama ve ogrencilige devam etmek isteyenler icin burslarin kesilmesi anlamina gelir. Issizlik arttigi icin yukseklisans basvurularinin nerdeyse % 40 arttiginin untmamak gerek tabii. Soylenen odur ki, sirketler, bankalar, hatta devletler batmaktadir, e haliyle bu kadar buyuk kurumlar batarken senin, benim ya da siradan vatandasin is bulmayi beklemesi tuhaftir. Daha da tuhafi, deneyimsiz olarak is bulmaya calismaktir. Neredeyse staj basvurularinda bile deneyim arayan sirketler, sivil toplum kuruluslari, dusunce kuruluslari peydahlanmistir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneyim edinmek icin en bilindik yol staj yapmaktir ya da bir kurumda gonullu calismak...Ozellikle su donemde ikisi arasindaki fark nedir diye bana sormayin, zira ikisi de parasizdir, ikisi de ofis islerini, ayak islerini ve sansliysaniz biraz da gercek isleri yapacaginiz alanlardir. Insan haklari diye bagir bagir bagiran ve elimizdeki isledigi dusunulen tek uluslararasi kurum olan Birlesmis Milletler ve ona bagli kuruluslar daha da beterdir, zira 6 ay ya da 3 ay bir kurus dahi vermeden, sizi haftada 4 ya da 5 tam gun calistiracaklardir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi deneyimimden yola cikarak birkac kelam etmek istiyorum, bunca laf kalabaliginin ardindan. Sosyal guvenceyi birakin, yol parasinin dahi verilmedigi stajlarda calismaktan yorulduk, deneyim edinmek tabii ki onemli ama karsimiza her seferinde daha fazla taleple cikan kurum ve kuruluslardan yorulduk. Zaten icinde bulundugumuz ulkenin getirdigi sistem yuzunden 10-11 yasindan beri durmadan, usanmadan calismamiz gerekti. Tam artik olmusumdur, simdi benim siram, bak buyudum dedigimiz zamanda karsimizda sistemsel yeni engeller gormekten biktik...ya da biktim diyeyim. Belki icimizde bikmayanlar vardir. Firsatlari degerlendirmemissindir en iyi sekilde diyen bir ses duyar gibiyim...E hadi deyiverin bakem. Ne firsati... Simdiye kadar hicbirseyi kolay elde etmemis biri olarak, hala debeleniyorum. Suna gir, buna basvur, sunu dene, bunu yap...E hatasiz da kul olmaz, arada yanlis yaptigim ya da yanlis giden birseyler de olmuyor degil...Somurunun dik alasini yasiyoruz, biz gencler...Bazen diyorum bize kim nasil yediriyor bu masallari? Staj yap, calis, didin, buyuk adam olacaksin...Yok ya! Staj yapmak icin bile ekonomik olarak ust sinifa mensup olmanin gerektigi bir dunyada kim nasil bahsedebilir meritrokrasiden ya da calis, didin, istedigin olurculuktan... Nasil yani, abartma demeyin. 6 ay Washington'da ya da Londra'da  ya da Istanbul'da staj yapmak hem de hic parasiz kac yigidin harci? Kiralardan ya da yeme icme masraflarindan haberiniz var mi? Kac basvuruya basvurmamin bile sacma oldugunu dusundum, biliyor musunuz? Kimse bana daha cok basvur biri tutar demesin, sinirleniyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da onemlisi icimize yerlesmis bu yetmeme hissiyati...sadece ben miyim psikolojik deli, yoksa siz de benimle ayni hezeyani paylasiyor musunuz? Yetmiyor...hicbirsey yetmiyor...Oyle doyumsuzluktan falan bahsetmiyorum ya da acgozlulukten. Omrum boyunca 1,5 – 2milyar ayligi olan bir isten daha fazlasini istemedim zira...( Bok var.) Entelektuel arayisimi, kisisel arayisimi, ben ne yapmaktan mutlu oluyorum, ben kiminle mutlu oluyorum, ben nasil mutlu oluyorum sorularini sormaktan yoruldum, hala cevaplar yok daha cok soru var aklimda...Yoruluyorum...Ibrahim Tatlises'ten ben insan degil miyim dinlemeye ve isyan etmeye basladim. Ki yanlis anlamayin, hicbir zaman cok isyankar bir tip de olmadim...Kim yerlestirdi icime bu hissiyati? Sorma, hareket et diyorum kendime...Oyle de o daldan o dala...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufff, neyse yine buhranli bir yazi oldu...Ama cok bunaldim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbucuk iki sene sonra daha aydinlik bir yaziyla donmek isterdim blog cemaatine..ama kismet bunaymis...&lt;br /&gt;herkese kolay gele...kendi islerini, kendi isteklerini ve kendi benliklerini bulmalari yolunda..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-2862519441307450433?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/2862519441307450433/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=2862519441307450433' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2862519441307450433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2862519441307450433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2010/05/stajyerlik-deneyim-ve-somuru.html' title='stajyerlik, deneyim ve somuru...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3710377708996443198</id><published>2009-04-20T12:01:00.000-07:00</published><updated>2009-04-20T12:02:34.692-07:00</updated><title type='text'>wish...</title><content type='html'>So, so you think you can tell &lt;br /&gt;Heaven from Hell, &lt;br /&gt;Blue skys from pain. &lt;br /&gt;Can you tell a green field &lt;br /&gt;From a cold steel rail? &lt;br /&gt;A smile from a veil? &lt;br /&gt;Do you think you can tell? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And did they get you to trade &lt;br /&gt;Your heros for ghosts? &lt;br /&gt;Hot ashes for trees? &lt;br /&gt;Hot air for a cool breeze? &lt;br /&gt;Cold comfort for change? &lt;br /&gt;And did you exchange &lt;br /&gt;A walk on part in the war &lt;br /&gt;For a lead role in a cage? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;How I wish, how I wish you were here. &lt;br /&gt;We're just two lost souls &lt;br /&gt;Swimming in a fish bowl, &lt;br /&gt;Year after year, &lt;br /&gt;Running over the same old ground. &lt;br /&gt;What have we found? &lt;br /&gt;The same old fears. &lt;br /&gt;Wish you were here. &lt;br /&gt;So, so you think you can tell &lt;br /&gt;Heaven from Hell, &lt;br /&gt;Blue skys from pain. &lt;br /&gt;Can you tell a green field &lt;br /&gt;From a cold steel rail? &lt;br /&gt;A smile from a veil? &lt;br /&gt;Do you think you can tell? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And did they get you to trade &lt;br /&gt;Your heros for ghosts? &lt;br /&gt;Hot ashes for trees? &lt;br /&gt;Hot air for a cool breeze? &lt;br /&gt;Cold comfort for change? &lt;br /&gt;And did you exchange &lt;br /&gt;A walk on part in the war &lt;br /&gt;For a lead role in a cage? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;How I wish, how I wish you were here. &lt;br /&gt;We're just two lost souls &lt;br /&gt;Swimming in a fish bowl, &lt;br /&gt;Year after year, &lt;br /&gt;Running over the same old ground. &lt;br /&gt;What have we found? &lt;br /&gt;The same old fears. &lt;br /&gt;Wish you were here. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pink Floyd----sadece anlik hissiyatlarima tercuman bir sarki oylesine.....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3710377708996443198?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3710377708996443198/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3710377708996443198' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3710377708996443198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3710377708996443198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2009/04/wish.html' title='wish...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7167605593908151335</id><published>2009-01-04T13:25:00.000-08:00</published><updated>2009-01-04T13:26:27.327-08:00</updated><title type='text'>efrasiyabtan birebir alıntı...</title><content type='html'>Bazen ben yazamam hissettiklerim, yaşadıklarımı, başkası cuk oturtur her lafı, işte bu yazı onlardan...reference to Efrasiyab...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÖNÜŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gün oldu anladım. Dünyayı kazandıkça insan kendini kaybedermiş. Tepeye çıkanlar, oraya nasıl çıktıklarını umursamayanlarmış. Heykellerin bile bir tanrısı varmış, heykelleştikçe tanrılaşmayı kutsayanların gözünde. İnsan kaçtıkça değil durdukça kanarmış. Durmak sanılan şey kaçmanın daniskasıymış. İnsan dediğim insan az yaşayan birçok hayalmiş. Hayallerse gerçekten uzaklaştıkça güzelmiş. Hayal ettiği kadar insanmış insan, gerçek kaldığı kadar yalan. Yalanlar en büyük yalanımızın bir tesellisiymiş. Masallarsa gerçek olamayacak kadar yalan, yalanlar hayal olamayacak kadar kirliymiş. Hayat en çok şarkılarla hayatmış, masallar en çok şarkılarla şarkı, ölümler en çok sessizliklerle anlamlı, aşklar en çok şehvetle hem dem, gelecek en çok gelmeyecekle şekillenirmiş. Her şeye alışırmış da insan bir tek yalnızlığa alışamazmış, alıştım sandığı şey sadece kabullendiği keşkeleriymiş. Kitaplar bize bizi anlattığı kadar güzelmiş sonra, bize bizi anlatamadığı kadar uzakmış en yakın dost bellenen roman karakterleri. Beklene beklene beklenemez olmuş dostlar, kendimize bakmaktan göremez olduğumuz birkaç insanmış belki hemen kıyılarımıza demir atmış. Kıyılarımızdan esen buz gibi rüzgârlarla üşümüş. Üşütmüş bizi kıyılarımızda üşürken. Memleket dediğin şey bağrında senin çocukluğunu taşıyan, çocukluk hayallerini, büyüklük kırıklıklarını taşıyan bir dağ siluetiymiş. Her gidişinde daha da soğuyan bir hoş geldinmiş gitmekler buralardan oralara, ya da gelmekler oralardan buralara…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... efrasiyab ... 21:13&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7167605593908151335?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7167605593908151335/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7167605593908151335' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7167605593908151335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7167605593908151335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2009/01/efrasiyabtan-birebir-alnt.html' title='efrasiyabtan birebir alıntı...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-2556044516264883377</id><published>2008-10-25T03:41:00.000-07:00</published><updated>2008-10-25T03:47:06.484-07:00</updated><title type='text'>ultrasansur</title><content type='html'>Blogger yasaklanmis, anlamadim ki. Bu arada buraya yazmamin bir anlami var mi bilmiyorum da tabii. OHAAAA cekmek istiyorum en okkalisindan ulkeme.Ne istediniz elalemin hos bes ettigi "yav kendi gazetem kendi okurlarim var goruslerimi paylasiyorum hihih" zevkinden. Bir bok olmaz bizim ulkeden , vallahi de billahi de. Sinirim oynadi sabah sabah. Miniminnacik dusunce ve yazi ozgurlugunden rahatsiz oldugunu bu kadar mi genel belli eder bir yer yaaa. Utandim yemin ederim. Neyse sovmeyeyim daha fazla. neme lazim bulurlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-2556044516264883377?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/2556044516264883377/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=2556044516264883377' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2556044516264883377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2556044516264883377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/10/ultrasansur.html' title='ultrasansur'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-5076955576457764437</id><published>2008-10-06T16:36:00.000-07:00</published><updated>2008-10-06T16:40:03.595-07:00</updated><title type='text'>haber yeni-</title><content type='html'>bayağı oldu yazmayalı. yine bir bilgilendirme entrysiyle karşınızdayım. Çarşamba sabahın köründe 8de Atatürk Havalimanından Londraya giden THY uçağında olacağım. Artık Allah kerim. Jean Monnet henüz parayı yatırmadı, sözleşmelerin hazırlanması uzamış vs vs vs. Hakikaten Allah kerim gidiyoruz ama bakalım. buradan herkese kendinizden beni haberdar etme sorumluluğunu yüklemek istiyorum. Facebookumdur, blog yorumumdur, skypedır ( muhtemelen bir ay sonra-laptopı bursum yatınca alabilecem de ) iletişmek hepimizin vicdan borcudur:) hatırlatılır saygıyla sevgiyle işleriniz güçleriniz olduğu bilinerek ama bana da şu iki dakkacığını ayırıver nolur yüzsüzlüğüyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öperim, severim, kaygılanırım. kendinize iyi bakın. yazıcam inşallah gözlem mözlem ne denk gelirse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-5076955576457764437?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/5076955576457764437/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=5076955576457764437' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5076955576457764437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5076955576457764437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/10/haber-yeni.html' title='haber yeni-'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4984989670168791883</id><published>2008-08-17T04:07:00.000-07:00</published><updated>2008-08-17T04:32:09.838-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>"Zihinsel yeteneksizliklerini ideolojik cemaatçilik sayesinde görmezden gelen, ama tam da bu sayede daha da görünür olan bir ortak düzeysizlik hali..." Bir zamandır bunu böylece düşünüyordum. İdeolojik cemaatçilik ve bunun gözleri bağlaması durumunu. Bunu bu haliyle bugün Etyen Mahçupyan Taraf'ta yazmış. Yüksek ihtimalle kafadan kendisne kızgın insanlar da vardır ama ad hominem attack yapmadan önce, yani kişinin kişiliğine yaptıklarına ettiklerine saldırarak fikrine bakmama durumunu bir kenara bırakıp düşünürsek, gittikçe sadece birbirini anlayıp birbirinden aldığı gazla geri kalan herkesi ve her duruşu 'yeterince' 'sol' olmamakla suçlama, en radikal en marjinal olmayanı iktidarın kucağında 'peydahlanmış' en az onun kadar kötü çocuk ilan etme (aç parantez: iktidar dediğimiz şey havada dolaşan bir toz bulutu, ne bileyim Tanrıvari bir  varoluş biçimi midir nedir anlamakta zorluk çekiyor şu küçük beynim, zira her söylediğimiz, her yaptığımız kafadan iktidara çanak tutmak olabiliyor ve iktidarın sınırları da birileri tarafından belirlenmiş olsa gerek ki sürekli hizmet ettiğimi ya da etmediğimi söyleyen birileri var 'yeterince' solcu yeterince marjinal vs vs vs. kapa parantez)cemaatleşmenin her çeşidini biraz tehlikeli buluyorum, en azından o cemaatin sorgulanamaz hale gelmesi durumunu. yeterince fikir egzersizi yapmamızı engelleyen mutaassıp cemaat mefhumunu.(Gayet de Millin özgürlük üzerinesindeki gibi bir yerden sorgulanamazlık hali tehlikelidir.) Bu içselleştirilmiş otorite falan deniliyor ya, al sana içselleştirilmiş otorite. Etrafındakiler seni 'yeterince' birşey bulmuyorsa ki bu aslında lisede kabul görmeye çalışan ergen psikolojisiyle aynı psikoloji, sen de onların istediği yeterince olmaya çalışıyorsun bazı bazı. Aklı yok mu sayıyorum yok gerçekten saymıyorum. Bazen biz doğruyu çözdük artık araçsal akılla oraya varmak lazım diyenlere gıcık oluyorum sadece. Küm nasıl bulmuş en iyiyi en doğruyu, Platonik değil midir bu tek doğrucu söylem? Ben bilirim sen de uy tavrı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hee, şimdi bir de şu denilebilir şu an karşına hayali birini aldın eleştiriyorsun, senin dediğin tavırda birileri mi var ki, belden aşağı saldırıyorsun denilebilir. Üzgünüm ama hiç hayali birileri değil bu yazdıklarımı uygulayan kişiler, gayet etrafımda bulunan kişilerden ilhamlanarak yazıyorum. Bir eyleme zar zor kendi içsel otoritelerimin kırılmasını, aile ilişkilerimin ağır zedelenmesini ve bilumum riski göze alarak gelmişken, "Sen yeterince bağırmıyorsun, boşuna mı geldin buraya?" diyen 'arkadaşlarım' oldu benim. Bu daha iyi bağıranın popüler olduğu, daha çarpıcı daha marjinal olanın dikkat çekip  prim yaptığı cemaatteyim işte bazen ben ve şaşalıyorum. Gerçekten adalet için mi, eşitlik için mi, demokrasi için mi, yoksa kendi egonu tatmin edip, aslında popüler olmak için mi, birşeyin bekçiliğini yaparken diğer herşeyi yok saymak, tabiri caizse at gözlüğü takmak bana nedense ideallerden çok kendini kaptırmakla ve oradan hiyerarşi kurmakla ilgili gibi geliyor. Çok mu ağır oldu? Bilmem. Bunlar biraz gözlem biraz hissiyat. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de en kısa ve öz şöyle anlatabilirim demek istediğimi, yaptığımız, ettiğimiz şeylerin neyin ve kimleirn güçlenmesine hizmet ediyor? Gerçekten , pratikte kimin işine yarıyor? Tabii ki bunların kesin net cevapları yok. Derecelendirme farklılıkları var. Evet hem kendimi gerçekleştiriyorum, hem de adalet için mücadele ediyorum diyebilirsiniz. Haklısınızdır belki de, ama daha grup içinde öyle ya da böyle adı lider olmasa da liderlikle ilerleyen bir mekanizma işletiliyorsa, adalet, eşitlik, evrensellik yerine bizden olmayan gitsinci bir tavırla karşılaşmışsanız, o zaman hem kendimi gerçekleştiriyorum hem de adalet mücadelesi yapıyorum biraz sönük kalır bana göre. Köşe tutup buralar benim demek mi, hangi köşeyi nasıl tutalım hep beraber demek mi? En ufak tartışmada dışlayıp aşağılamak mı, katmak, uğraşmak, anlamaya çalışmak mı? Hatta yanlış bir duruşta olabileceğini aklında tutmak mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar çok tavırla ilgili, çok da söylemde yapılmadığı söylenilen şeyler ama hissediliyor ve rahatsız ediyor. Sol cemaatçilik beni yoruyor kısacası. Daha üzerine düşünmek gerek tabii, tartışmak gerek ama. tek bir cümleden nerelere geldim ama kusura kalmayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4984989670168791883?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4984989670168791883/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4984989670168791883' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4984989670168791883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4984989670168791883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/08/zihinsel-yeteneksizliklerini-ideolojik.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-1276609006078224608</id><published>2008-08-11T04:13:00.000-07:00</published><updated>2008-08-11T04:22:05.138-07:00</updated><title type='text'>tel sara kızım tel sara!</title><content type='html'>Büyümek mi bu, depresyon mu? ne istediğini bilmemek mi? kendini bilmemek mi? nedir? ne istiyorsun? ne bekliyorsun? herkesten ve hayattan? ve kendinden? hayat sıkıcı. dert-tasa edilecek birşey var mı? şükür edilecek? napılacak? tekrar soruyorum nedir yani? nasıl? nasıl tam hissedilecek? nasıl daha yarım, yok yok çeyrek kalınacak? nasıl birey olunacak? nasıl biz? nasıl ben? hangi ben? Atilla İlhan serisi gibi hangi sağ hangi sol hangi seks bile vardı, hangi ben şimdi soru? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi kendime içimi sıkmaya mı çalışıyorum, hiç sanmıyorum. İçim daralıyor kendimle baş başa kalıp daha da çok düşününce herşeyi, hayatımı, kendimi, hayatımdaki herkesi. ben nerede duruyorum? Hangi ben nerede duruyorum? nasıl yani? bu kadar düşünmemek mi lazım acaba? tel sara kızım tel sara...amaaan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-1276609006078224608?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/1276609006078224608/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=1276609006078224608' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1276609006078224608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1276609006078224608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/08/tel-sara-kzm-tel-sara.html' title='tel sara kızım tel sara!'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8139171631735627388</id><published>2008-08-06T04:56:00.000-07:00</published><updated>2008-08-06T05:43:54.263-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>hayatıma gömülüp gittim kendimden haber vermek hariç brişeycikler yazdığım yok. Bir dünyayı Türkiyeyi takip et yok, efendim bir insan doğası mıymış neymiş onla ilgili iki kelam etti felsefi felsefi , yok. Kendi derdine düş, bencilsin ya... kendin-merkezcisin ya... ya bir başımdan gider misin? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an herkesin sık sık yaptığını tahmin ettiğim ama dile getirmenin tuhaf olduğu kendime kendimin başından gider misin? senden çok yoruluyorum mesajını veriyorum. ki bunu betimlemek bile yeterince saçma. Hatta saçmalıktan da öte tuhaf. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biz hepimiz hepimiz tuhafız biz" derken bu mesajı vermeye çalışmamıştık. Şu an ben tuhafım. &lt;br /&gt;Dünyaya dönüp bakıyorum tabii, ormanlar yanıyor, hatta olympos bile çok üzülüyorum. bebekler ölüyor anlamsızca. Suçlu kim? hemşireler, doktorlar. yok yok sağlık bakanlığı, hayır buldum anayasa mahkemesi çünkü akpyi kapatmadı ve bunların hepsinin suçlusu akp. hayır daha iyi bir fikrim var amerika bunların suçlusu amerika. Hepsi , amerika bile durumla ilgili olabilir ama lütfen mevzuu can olunca daha başka çözüm-odaklı düşünelim ya. sinirden öldüm. 1 ayda 45 bebek ne demek? Suçlu hepsi bile olsa. Suçlamak yeterli değil. Acil birşeyler yapılması gerekmiyor mu? Sağlık bakanlığı denetim yapmış, eeee? ee yapsın biraz ahmet tabii de. Bundan sonrası için eğer sorun hastanenin enfeksiyon kaptıracak kadar pis plmasıysa bunla iligli ve bunun sürekli denetimiyle ilgili, eğer sorun çocukların prematüre olmasıyla da ilgiliyse bir yandan bunun için önlem alınması, eğer yoksullukla ilgiliyse bununla ilgili de birşeyler yapılması gerekmiyor mu? Bu sorun daha genel bir sorunun parçası gibi geliyor bana. Ama yani nereden geldi aklınıza, rejimin tehlikede olmasıyla bebek ölümü bağlantısı, anlamak zor. Neyse ya. Dile kolay 40küsur bebek. yazık ya. insanın içi acıyor çok da insani bir yerden. Politik bir yerden de eylemde devletin harekete geçmesi gerekiyor. çözüm bulmak amaçlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon vs. AKP kapatma davası, nam-ı diğer filler tepişiyor hikayesi gündem değiştiği için geride kaldı da, hikay sinir bozucuydu benim için. Hımm filler tepişiyor olan yine sana bana hikayesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filler tepişse dahi bir çete çökertiliyor ve bu demokrasiye yarar. hee demokrasi de zaten burjuva işiydi di mi pardon unutmuşum hukuk da öyleydi. yaaa bu adamların faşizan faşizan illegal örgütlenip yaptığı işleirn öyle ya da böyle aydınlanması birşey değil midir? niye derecelendirme yapamıyoruz bu gibi konularda. filler tepişsin yeterli açıklama ve görüş değil bu mevzuuda bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse dünyaya geri dönüşümü sinirime bakarak kutlayabiliriz:))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8139171631735627388?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8139171631735627388/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8139171631735627388' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8139171631735627388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8139171631735627388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/08/hayatma-gmlp-gittim-kendimden-haber.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8570019383429048885</id><published>2008-08-05T01:53:00.000-07:00</published><updated>2008-08-05T01:56:59.869-07:00</updated><title type='text'>çölde kutup ayısı -JM</title><content type='html'>Sevgili blog sakinleri, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bir açıklama daha yapmam gerekiyor. Bursumu verecek kurum seçtiğim programlarda yeterince AB dersi olmadığını düşündüğünden son anda reddetti ve bana yeni programlar önerdi. Şimdiye kadar böyle birşey yaptıklarını duymamakla beraber kendi ofislerindeki insanlar dahil herkes son evrenin prosedür olduğunu söylemişti demek değilmiş. Tekrar gerekçelendirme yapıp ikna etmeye çalışıyorum ama sanmıyorum ikna olacaklarını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jean Monnet burs programına gıcık olduuğumu burdan cümle aleme duyurmak isterim. Bu kadar uğraştırdıktan sonra AB dersi az, efendim bu çok genel bir program daha spesifik çalışın falan demelerine anlam vermekte zorlanıyorum. Gelişmeleri an be an aktaracağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8570019383429048885?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8570019383429048885/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8570019383429048885' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8570019383429048885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8570019383429048885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/08/lde-kutup-ays-jm.html' title='çölde kutup ayısı -JM'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7920238687539045531</id><published>2008-07-29T04:29:00.000-07:00</published><updated>2008-07-29T04:35:06.257-07:00</updated><title type='text'>bir duyuru daha...</title><content type='html'>Sevgili blog sakinleri, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararsız dümbeleklikten kararlı ama duygusal olarak karışık halime terfi ettim. hepimize hayırlı uğurlu olsun. Duymayanlar varsa Yükseklisansımı 1 seneliğine Londrada LSE de Global Politics isimli bölümde yapacağım.Jean Monnet isimli güzide kurum destek oldu sağolsun. Duyurulur. zordu ama sonunda karar verdim de hayırlısı! Londrada bunalımdan/yalnızlıktan ölmemek için yazılarıma comment yazmanız gerektiğini şimdiden bildirmek istiyorum:) Hakikaten hayırlısı bakalım yaşayıp göreceğiz.None haberleri burdan alıyorsun al bakalım:P&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7920238687539045531?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7920238687539045531/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7920238687539045531' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7920238687539045531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7920238687539045531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/07/bir-duyuru-daha.html' title='bir duyuru daha...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3586837028144695865</id><published>2008-07-21T18:26:00.000-07:00</published><updated>2008-07-21T18:27:32.986-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>ben kararsız dümbeleğin, gerizekalının önde gideniyim, herkese duyurmak istedim, bilin ona göre davranın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3586837028144695865?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3586837028144695865/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3586837028144695865' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3586837028144695865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3586837028144695865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/07/ben-kararsz-dmbelein-gerizekalnn-nde.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8662932512654555642</id><published>2008-06-11T13:44:00.000-07:00</published><updated>2008-06-11T13:57:56.468-07:00</updated><title type='text'>bitti ditti...</title><content type='html'>Lisans hayatım finalleriyle acısıyla tatlısıyla bugün itibariyle bitti, dittiiii...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben üzerimdeki sorumluluklar bittiği için memnunum, sırtımdan koluma kadar uzanan fiziksel yorgunluk dışında düşünceliyim. Bundan sonra ne olacak, ne bitecek? Bakalım Ash Pikachuylan ne yapacak edasında hayatımı izleyeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırlısı bakalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8662932512654555642?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8662932512654555642/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8662932512654555642' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8662932512654555642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8662932512654555642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/06/bitti-ditti.html' title='bitti ditti...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-1838463620236973166</id><published>2008-06-06T17:21:00.000-07:00</published><updated>2008-06-06T17:23:15.172-07:00</updated><title type='text'>Tarihe tanıklık- bu da hukuki olanı ama...</title><content type='html'>TARAF'tan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Generaller: Hayırlı olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, “Herkes saygı duymalı”, İkinci Başkan Saygun “Hayırlı olsun”, Hava Kuvvetleri Komutanı Babaoğlu ise “Karar malûmun ilâmı” dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Anayasa Mahkemesi’nin türban davasını görüştüğü saatlerde bazı mihrakların Türkiye’nin laik ve demokratik yapısını bozmaya çalıştıklarını endişeyle izlediklerini söyledi. Türkiye Cumhuriye’tinin önüne bir takım sıfatlar takmaya çalışanların görüldüğünü ifade eden Büyükanıt, Türkiye’nin yasal organlarının buna asla izin vermeyeceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ILIMLI İSLAM • Genelkurmay’ın düzenlediği “Orta Doğu: Belirsizlikler İçindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları” konulu uluslararası sempozyumun açılışında konuşan Orgeneral Büyükanıt, gazetecilerin soruları üzerine, Türkiye’ye “ılımlı İslam” gibi sıfatlar takılmak istendiğini belirterek, bunun kaynağının da Türkiye’nin içi olmadığını söyledi. Büyükanıt, “Dünyada hiçbir ülkenin, İran falan hariç, demokratik bir ülkenin önünde sıfat yoktur. Yani ABD’yi nasıl tanımlayacağız? Hristiyan mı diyeceğiz? Böyle bir şey olmaz’’ diye konuştu.&lt;br /&gt;Büyükanıt’ın diğer mesajları şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IRAK’IN ÖNEMİ • Baas rejimin devrilmesiyle ortaya bir kimlik sorunu ortaya çıktı. Ortaya çıkan bu tabloya bakarak Irak’ın geleceğinin pek de umut verici olmadığı söylenebilir. Çünkü inşa edilen federal yapı işlemeyecektir. Irak’ı bölünmeye götürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK İÇİN UYGUN ORTAM • Irak’ta devam eden istikrarsızlık, başta PKK/Kongra-Gel terör örgütü olmak üzere terör örgütlerinin gelişmesi için uygun bir ortam yaratmış, bölgedeki şii-sünni çatışmasına bağlı olarak terör örgütleri güçlenmiş, devam eden direniş örgütlerinin birleşmesine yol açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KERKÜK’ÜN DURUMU • Öncelikle Iraklı etnik gruplar üzerilerine düşeni yapmalılar. Mevcut yapısı devam ederse Irak istikrarsızlığın merkezi olacak ve Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek. Bu konuyla iyimser düşünceler içinde olmak isterdik ama maalesef zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İRAN’IN DURUMU • İran sağduyulu politika izleyerek bölgede nükleer güçsüz bir coğrafya için çalışmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK VE FİLİSTİN • İsrail topraklarında yürütülen terörle mücadelenin PKK sorunuyla benzer noktaları var. İsrail tüm limanları kontrol ettiği halde füzeler topraklarına giriyor. PKK sorununda da aynı durum geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİAT ETMEYECEĞİZ • Türkiye bölgesinin temel dinamiklerinden biridir. Öyle de olmaya devam edecektir. Türkiye’nin önüne bazı sıfatlar takmaya çalışanlar var. Türkiye demokratik, laik ve çağdaş bir ülke olarak kimseye biat etmeyecektir. Bu tür dayatmaları Türkiye’ye kimse dayatamayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSİM TAKMAYIN • Benim asla ve asla Türkiye Cumhuriyeti dışında bir model hayalimden geçmez. Ben tarihi bir gerçeği söylüyorum. Ben geçen yıl ABD’de şubat ayında yaptığım ziyarette Cheney’e de aynı şeyi söyledim. Türkiye Cumhuriyeti’ne isim takmaktan vazgeçin dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK’YLA MÜCADELE • Kuzey Irak’ta ikmalleri konvoylarla yapıyorlar. Katır yerine araba kullanıyorlar. ‘Kandil’e çek’ deyince götürüyorlar. Böyle terörle mücadele olur mu? Sonra da teröre destek vermiyoruz diyorlar.”&lt;br /&gt;Büyükanıt, “Bunun Barzani için mi söylüyorsunuz?” sorusuna “Hepsi için” diye yanıt verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis’ten 411 kabul oyuyla geçen türban: Egemenlik kayıtsız şartsız yargıçlarınmış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi üniversitelere başörtüsüyle girilmesinin yolunu açan Anayasa değişikliklerini oy çokluğuyla geri çevirirken 148 ve 153. maddeleri çiğnedi. Mahkeme, iptal kararını Anayasa’nın 2, 4 ve 148. maddelerine dayandırdı. Karar, ikiye karşı dokuz oyla kabul edildi. Karşı oylar Başkan Haşim Kılıç ve Sacit Adalı’dan geldi. Dokuz üye, raportörün “Mahkeme anayasa değişikliklerini esastan görüşemez” tavsiyesine uymadı ve Meclis’te AKP, MHP ve DTP’nin temsil ettiği halk iradesini yok saydı. Özetle “Başörtüsü değişikliği laiklik ilkesine aykırıdır” diyen Anayasa Mahkemesi kararı, laikliğe karşı eylem odağı olmakla suçlanan Ak Parti’nin kapatılma olasılığını arttırdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde türbana özgürlük amacıyla Anayasa’da yapılan değişiklikleri iptal etti ve gerekçeli karar yayımlanana kadar da yürürlüğünü durdurdu. Karar, ikiye karşı dokuz oyla alındı. Mahkeme, iptal kararını “değişikliğin Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez laiklik ilkesine aykırı olduğu” gerekçesine dayandırdı. Karar, başörtüsün yasağını daha kalıcı hale getirirken, Ak Parti’nin kapatılma olasılığını da mevcut duruma göre güçlendirdi. Karar, darbe dönemleri dışında Anayasa değişikliklerini zorlaştırdı, TBMM’nin anayasa yapma, değiştirme iradesini de sınırlandırdı. Kararın ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, “Kararın gerekçesi açıklanmadan değerlendirme yapılmasını doğru bulmuyoruz. Çünkü geçmişte speküle edildi. Verilen karar ne olursa olsun, bizim bütünlüğümüzü ve birlikte yaşama arzumuzu bozmamalı” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALTI SAAT SÜRDÜ • Türban yasağını sona erdirmek amacıyla MHP’nin desteğiyle Anayasa’nın eşitlikli ilgili 10 ve eğitim-öğretim hakkıyla ilgili 42. maddesinde geçen şubat ayında değişiklik yapılmıştı. Bu değişikliklerin iptali, yok sayılması ve yürürlüğünün durdurulması amacıyla CHP ve DSP’lilerin ortak imzayla açtığı iptal davası dün sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşık altı saatlik toplantıda aldığı karar, yazılı açıklama ile duyuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LÂİKLİKTEN GİTTİ • İptalin esas gerekçesini “düzenlemenin Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez nitelikteki laiklik ilkesine aykırı olduğu” saptaması oluşturdu. Anayasa Mahkemesi, ayrıca iptal ettiği düzenlemenin yürürlüğünü de iptale ilişkin gerekçeli karar yayımlanana kadar durdurdu. İptal kararı, beklentiler içinde en zayıf olasılık olarak görülüyordu. Çünkü, mahkemenin birkaç ay önceki kararlarında, mahkemenin Anayasa değişikliklerini esastan inceleme dolayısıyla iptal yetkisi olmadığı belirtilmişti. Bu yüzden, mahkeme iptal istemini reddetmese bile, iptal kararı veremeyeceği, onun yerine ancak “yok hükmünde sayma” ya da “yorumlu ret” kararı verebileceği görüşü yaygın kabul görüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE KARAR • Mahkeme’nin, önemli sonuçlar doğuracak kararıyla ilgili açıklaması şöyle: “9 Şubat 2008 günlü 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bazı  maddelerinde değişiklik yapılmasına dair Kanun’un 1. ve 2. maddeleri, Anayasa’nın 2, 4. ve 148. maddeleri gözetilerek iptal edilmiştir. Ayrıca yürürlüğü de durdurulmuştur.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LAİKLİĞE DOKUNAN YANAR • Anayasa Mahkemesi, iptal kararını dayandırdığı anayasa maddelerinin başında “Değiştirilemeyecek hükümler” başlıklı 4. madde geliyor. Madde şöyle: “Anayasa’nın 1. maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2.maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ • Mahkeme’nin, iptal kararında dayanak gösterdiği diğer madde ise “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. madde. Bu madde, “Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” düzenlemesini içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİZİM YETKİMİZ • Anayasa Mahkemesi’nin kararına gerekçe gösterdiği son anayasa maddesi ise 148. madde. Anayasa Mahkemesi’nin “görev ve yetkileri” başlığını taşıyan maddenin ilgili kısmı şöyle: “Anayasa Mahkemesi, kanunların, KHK’lerin ve TBMM İçtüzüğü’nün anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler... Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, cumhurbaşkanınca veya TBMM  üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir...”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;RAPORTÖR ‘İPTAL EDİLEMEZ’ DEMİŞTİ • Türbanla ilgili Anayasa değişikliklerinin iptali istemiyle açılan davada görevlendirilen Raportör Osman Can, Anayasa Mahkemesi’nin dava konusu düzenlemeleri esastan inceleme yetkisi olmadığını belirterek iptal isteminin reddedilmesi gerektiğini savunmuştu. Mahkeme’nin yakın tarihli kimi kararlarını da referans gösteren raportör, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa değişikliklerinini esastan denetlemeyeceği gibi, yok hükmünde sayma yetkisi de bulunmadığına raporunda yer vermişti. Can ayrıca, Anayasa’nın değiştirilemez veya değiştirilmesi teklif dahi edilemez nitelikteki laiklik ilkesini ihlal gererkçesiyle “yorumlu ret” kararı vermesinin de hukuka aykırı olacağına dikkat çekerken, bunun da anayasa değişikliklerinin esastan denetimi anlamına geleceğine dikkat çekmişti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;KARARIN SONUÇLARI:&lt;br /&gt;• Karar, Ak Parti’ye yönelik ‘laikliğe aykırı fiillerin odağı olmak’ suçlamasını kuvvetlendirebilecek. Bunun  partiye kapatma ve siyasi yasak ihtimalini de güçlendirdiği yorumları şimdiden yapılmaya başlandı bile. &lt;br /&gt;• Ancak karara rağmen, kapatma davasında sürprizler olabilir. Mahkeme, davayı reddedebileceği gibi, kapatma yerine hazine yardımını kesebilir.&lt;br /&gt;• Üniversitelerin türbanla başlayıp daha özgürleşmesinin önünü mevcut duruma göre daha sıkı şekilde kapatacak. Bu yönde yasa değişikliğine de engel olarak gösterilecek. &lt;br /&gt;• Bundan sonraki sivil anayasa çalışmaları için de ciddi tehdit olacak. Bu TBMM iradesinin de gaspı, anayasaların darbe dışında değiştirilme seçeneğinin olmadığı anlamına gelecek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ANAYASA MAHKEMESİ ANAYASA’YI İHLÂL ETTİ •&lt;br /&gt;MADDE 148: Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler.&lt;br /&gt;MADDE 153: Anayasa Mahkemesi, bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;GÜÇ BENDE ARTIK • Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı Meclis’in bundan böyle Anayasa değişikliği yapamayacağı anlamına geliyor. Düzenlemeyle ilgili sadece şekilden inceleme yetkisi olan mahkeme esasa girerek karar verdiği için Meclis’ten geçecek her Anayasa değişikliğini aynı yöntemle iptal edebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-1838463620236973166?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/1838463620236973166/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=1838463620236973166' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1838463620236973166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1838463620236973166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/06/tarihe-tanklk-bu-da-hukuki-olan-ama.html' title='Tarihe tanıklık- bu da hukuki olanı ama...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8025888467408356078</id><published>2008-05-31T05:37:00.000-07:00</published><updated>2008-05-31T05:39:04.554-07:00</updated><title type='text'>uf puf- kusura bakmayın rakamlar beni hala etkiliyor</title><content type='html'>Birgün'den..&lt;br /&gt;TÜRKİYE İŞ KAZALARINDA REKORA DOYMUYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk-İş"in araştırmalarına göre; 1946’dan bu yana meydana gelen iş kazalarındaki ölümler 54 bin 801’i bulurken, yaralanan işçi sayısı da 145 bin 279’a yükseldi.  Bu araştırmaya göre, Türkiye yine iş kazalarındaki rekorunu kaptırmadı ve  Avrupa birincisi oldu. Türk-İş’in araştırmasına göre iş kazalarında 1946 ile 1965 arasında 9 bin 505 kişi öldü, 27 bin 625 kişi de yaralandı. Adeta bir büyük ilçe nüfusunu yitirdiğimiz iş kazalarının ilk yıllarında ölüm oranı daha yüksek. Ancak alınan tüm önlemlere ve gelişmişlik düzeyimizin yükselmesine karşın, 21 Yüzyılın başlarında da iş kazalarındaki ölüm oranı ile Avrupa rekorunu kırmayı başardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE REKOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümcül kaza sıklık oranına bakıldığında ise Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında yüzde 20.5 rakamıyla ilk sırada yer alıyor. Bize en yakın ölüm oranı olan Portekiz’e üç kat da fark attık: Diğer ülkelerdeki oranlar şöyle: Portekiz 7.0, Yunanistan 5.4, İtalya 5.0, Slovakya 5.0, Avusturya 4.6, Belçika 4.4, İspanya 4.4, Fransa 3.5, İrlanda 3.5, Çekoslovakya 3.4, Macaristan 3.1, Finlandiya 2.5, Almanya 2.3, Danimarka 2.0, İsveç 1.6, Hollanda 1.3, Norveç 1.3, İsviçre 1.3.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8025888467408356078?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://birgun.net/worker_index.php?news_code=1212182123&amp;year=2008&amp;month=05&amp;day=31&amp;action=read' title='uf puf- kusura bakmayın rakamlar beni hala etkiliyor'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8025888467408356078/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8025888467408356078' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8025888467408356078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8025888467408356078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/05/uf-puf-kusura-bakmayn-rakamlar-beni.html' title='uf puf- kusura bakmayın rakamlar beni hala etkiliyor'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4626616028680766297</id><published>2008-05-26T14:39:00.000-07:00</published><updated>2008-05-26T14:59:19.605-07:00</updated><title type='text'>100.yazı/son gün</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/SDsvcfxx31I/AAAAAAAAACc/VApvciBEH4A/s1600-h/bogazicibursofisi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/SDsvcfxx31I/AAAAAAAAACc/VApvciBEH4A/s320/bogazicibursofisi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5204805960969871186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;100. yazım bu benim bu blogda:) Bugün lisans hayatımın son ders günüydü...&lt;br /&gt;Hüzünlendim niyeyse...onca final, onca ödev unuttum gitti...Hatta zaten burada kalabilecek olma olasılığımın yüksekliği düşünüldüğünde niye üzülüyorum ki? Çok tuhaf. &lt;br /&gt;Bilmiyorum sanki bir daha asla eskisi gibi olmayacak birşeyler gibi geliyor. &lt;br /&gt;Çok keskin, çok tuhaf bir his... İçime oturdu ağır...&lt;br /&gt;Ben de büyümek zorundaymışım artık gibi. Başka bir kaçar yolu yok gibi...&lt;br /&gt;Oysa ben olgundum zaten...niye korktum ki bundan? &lt;br /&gt;Neyse canım, herkes zıtlıkları içinde barındırır bir yandan desem, yer misiniz? :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da böyle bir yazı işte... Yüreğim kalabalıklaştı yine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Biliyorum Van'ı anlatmadım henüz ama bir ara söz anlatacağım.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4626616028680766297?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4626616028680766297/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4626616028680766297' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4626616028680766297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4626616028680766297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/05/100yazson-gn.html' title='100.yazı/son gün'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/SDsvcfxx31I/AAAAAAAAACc/VApvciBEH4A/s72-c/bogazicibursofisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3670771614779210373</id><published>2008-05-25T13:35:00.000-07:00</published><updated>2008-05-25T13:38:09.564-07:00</updated><title type='text'>little miss sunshine</title><content type='html'>az önce küçük bayan günışığını seyrettim tavsiye ediyorum:) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta hasta yapabildiğim tek şey birşeyler izlemekti uyumaktan başka! insan yazın ortasında niye bu kadar hasta olur gibi sorular sorsam da filmi izleyince dayanamadım buralara yazayım dedin izlemeyenler izlesin:D&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3670771614779210373?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3670771614779210373/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3670771614779210373' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3670771614779210373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3670771614779210373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/05/little-miss-sunshine.html' title='little miss sunshine'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6109322137200260859</id><published>2008-05-21T14:55:00.000-07:00</published><updated>2008-05-21T15:00:59.850-07:00</updated><title type='text'>karanlığın gözleri</title><content type='html'>( Bu şiiri bugün kitapçıda gezerken elime aldığım bir ümit yaşar kitabında okudum yıllar sonra. Çok eskiden cüzdanımın içinde bir ufak kağıt taşırdım katlanmış, içinde bu şiir vardı. Şu an tekrar okuyorum neden sevdiğimi sorguluyorum bu şiiri. Gerçekten neden?Sorgulamak da bir yere kadar, uyumak lazım:D)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlığın Gözleri  &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;şimdi yoksun&lt;br /&gt;seni düşünebilirim artık&lt;br /&gt;tutar ellerini öperim uzun uzun&lt;br /&gt;kimseler ayıplayamaz beni&lt;br /&gt;yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar&lt;br /&gt;işte gözlerin işte dudakların&lt;br /&gt;senin olan ne varsa karşımda duruyor&lt;br /&gt;ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık&lt;br /&gt;sevdiğim şarkıları söyletiyorum dudaklarına&lt;br /&gt;ve hoyrat ellerimle seni&lt;br /&gt;her gün biraz daha güzelleştiriyorum&lt;br /&gt;bütün resimler sana benziyor&lt;br /&gt;hayret&lt;br /&gt;bütün aynalarda sen varsın&lt;br /&gt;nereye gitsem peşimden geliyorsun&lt;br /&gt;şimdi sigarasın dudaklarımda&lt;br /&gt;biraz sonra beyaz bir kağıt&lt;br /&gt;ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın&lt;br /&gt;kimse yokluğunda bunca sevilmedi&lt;br /&gt;kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar&lt;br /&gt;saçların böyle daha güzel&lt;br /&gt;sen daha güzelsin&lt;br /&gt;gelecek mutlu günlerin ışığında&lt;br /&gt;her şey daha güzel&lt;br /&gt;ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış&lt;br /&gt;yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim&lt;br /&gt;ve seni bin yıl daha&lt;br /&gt;ayrılıklar içinde sevmek isterdim&lt;br /&gt;ama biliyorsun nihayet ben de bir insanım&lt;br /&gt;umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor&lt;br /&gt;hiç gelmeyeceksin sanıyorum&lt;br /&gt;o zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime&lt;br /&gt;katran gibi bir yalnızlık sarıyor içimi&lt;br /&gt;yalnızlığımdan utanıyorum&lt;br /&gt;beni sevmesen ölürdüm&lt;br /&gt;beni sevmesen bir çakıl taşıydım şimdi&lt;br /&gt;beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım&lt;br /&gt;kördüm bir at kadar&lt;br /&gt;ölümden acıydım ölümden beterdim&lt;br /&gt;beni sevmesen&lt;br /&gt;dünyayı bütün insanlara zindan ederdim&lt;br /&gt;beni bu kadar saracak ne vardı&lt;br /&gt;kanıma girecek&lt;br /&gt;göz bebeklerime oturacak&lt;br /&gt;bir sen fani gibi dudaklarımdan eksilmeyecek&lt;br /&gt;ne vardı&lt;br /&gt;hiç karşıma çıkmasaydın&lt;br /&gt;bu kör olası gözler görmeseydi seni&lt;br /&gt;ne vardı güzelliğini bilmeseydim&lt;br /&gt;bir dua gibi bellemeseydim adını&lt;br /&gt;ne vardı bütün gece&lt;br /&gt;gözlerimi tavana dikerek&lt;br /&gt;seni düşünmeseydim&lt;br /&gt;belki karşımda değilsin yanılıyorum&lt;br /&gt;bu gözler senin gözlerin değil&lt;br /&gt;aldatıyorlar beni&lt;br /&gt;karanlığın gözleri olmalı bunlar&lt;br /&gt;bana böylesine keder veren&lt;br /&gt;gülmeyi,yaşamayı haram eden&lt;br /&gt;bir karanlığın gözleri olmalı&lt;br /&gt;öyleyse sen hiçbir yerde yoksun&lt;br /&gt;sana hiçbir zaman yaklaşamayacağım&lt;br /&gt;yalan bu geçici sevinç,bu nur,bu ışık&lt;br /&gt;bu karanlığın ortasında yanan alev gözler&lt;br /&gt;bu kadeh içki gibi aydınlık&lt;br /&gt;ne dedimse inanma&lt;br /&gt;seni değil kendimi anlatıyorum&lt;br /&gt;sen istediğin kadar&lt;br /&gt;varlığın ta kendisi ol&lt;br /&gt;ölümsüzlüğün ta kendisi&lt;br /&gt;ben günden güne yok olmaktaydım&lt;br /&gt;bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana&lt;br /&gt;anlıyor musun&lt;br /&gt;gökyüzü güneş olsa&lt;br /&gt;sensiz karanlıktayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Yaşar Oğuzcan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6109322137200260859?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6109322137200260859/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6109322137200260859' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6109322137200260859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6109322137200260859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/05/karanln-gzleri.html' title='karanlığın gözleri'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-810358452418741601</id><published>2008-05-21T01:34:00.000-07:00</published><updated>2008-05-21T01:35:58.968-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Yarın ya da bu akşam işi gücü yokmuş gibi Van anektodlarıyla karşınızda:) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;reeklaaamlaaarr!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehir kitabını bulsun kampanyası başlatalım bir de. ya da hangi kitaptı söyle de sana alalım:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-810358452418741601?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/810358452418741601/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=810358452418741601' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/810358452418741601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/810358452418741601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/05/yarn-ya-da-bu-akam-ii-gc-yokmu-gibi-van.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3651667331913413454</id><published>2008-05-13T06:44:00.000-07:00</published><updated>2008-05-13T06:45:48.050-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Şimdi de ruhum bunaldı ya da bulandı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafam daha da karışık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma birşey yapılabilir mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3651667331913413454?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3651667331913413454/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3651667331913413454' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3651667331913413454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3651667331913413454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/05/imdi-de-ruhum-bunald-ya-da-buland.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8559360104307883608</id><published>2008-05-11T13:38:00.001-07:00</published><updated>2008-05-11T13:39:20.034-07:00</updated><title type='text'>???</title><content type='html'>Kafam çok karışık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8559360104307883608?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8559360104307883608/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8559360104307883608' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8559360104307883608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8559360104307883608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/05/blog-post_11.html' title='???'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4817017142362815983</id><published>2008-05-01T05:44:00.000-07:00</published><updated>2008-05-01T05:45:45.640-07:00</updated><title type='text'>...</title><content type='html'>Hatırlamak için yazıyordum ya, devam.&lt;br /&gt;http://www.sendika.org/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELİŞMELERİ AN AN AKTARIYORUZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da 1 Mayıs erken başladı. Polis sabah 06.30’da ilk müdahalesini etti. Şişli’de DİSK Binası önünde toplanan kitle panzerler ve biber gazıyla dağıtılmaya çalışılıyor. İşçiler eylem konusunda kararlılıklarına devam ediyor. Polisle işçiler arasında yer yer çatışmalar devam ediyor. Okmeydanı'nda bir genç plastik mermiyle başından vuruldu. Bu arada 5 otobüs insan Vatan Caddesi'ndeki Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında tutuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.00 :Aldığımız son bilgilere göre İstanbul Beyoğlu'nda ÖDP İl binasına yapılan baskında polis sağa sola gerçek kurşun kullanmak üzere ateş açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.45 :Makine Mühendisleri odasını basan polis 16 kişiyi göz altına aldı. ÖDP Beyoğlu'yu da basan polis içeridekileri göz altına aldı. Bu arada Taksim İlk yardım Hastanesi ve Gülbağ civarında çatışmalar sürüyor. Göstericiler barikatlar kurarken, polis eylemleri engelleyemiyor. Saatlerdir bu iki bölgede eylemler sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.05 :DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi bir basın açıklaması yaptı. “İstanbul işgal edilmiş gibi bir uygulama var ve bir devlet terörü uygulandı” diyen Çelebi provokasyonun kimin yaptığının tescillendiğini söyledi. Devlet töreni gibi 1 Mayıs istedikleri için Taksim’e temsili olarak çıkmayı reddettiklerini söyleyen Çelebi “İstanbul Valisi, İçişleri Bakanı ve Başbakan istifa etmelidir. Bu basit bir uygulama değildir, üzerine bir bardak su içmeyeceğiz. Hesabını soracağız” dedi. “Bugün Sosyal güvenlik, kıdem tazminatı ve işsizlik konusunda taleplerimizi haykıracak, AKP iktidarın iki yüzlü maskesini düşürecektik” diye konuşan Erdoğan AKP’nin yalnız kendine ve türbana özgürlük istediğini vurguladı. İşçileri taşıyan otobüslerin durdurulup, Kilyos gibi alakasız yerlere gönderildiğini, polisin gaz bombalarını binalara, hastaneye atarak öldürmeye teşebbüs ettiğini söyleyen Çelebi sözlerini “Şu bilinsin ki, biz eninde sonunda Taksim’de buluşacağız. Bu saldırı bizi biledi. ‘Başbakan’ın ayaklar baş olursa kıyamet kopar’ söyleminde olduğu gibi nasıl kopacağını göstereceğiz” diyerek noktaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.00 : Sıraselviler Caddesi ve Kazancı yokuşundan Taksim'e yürüyen gruba polis saldırdı. Cihangir civarında eylemciler barikat kurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli’de polisle süren çatışma sırasında üzerlerine tazyikli su sıkılan işçiler ara sokaklara çekildi. Aralarında çok sayıda sivil polis bulunan güvenlik güçleri işçilerin üzerine gitmeye başladı. Bu sırada düşen bir kadına yerde savunmasız bir şekilde yatarken sivil polisten kafasına tekme yedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.30 :Okmeydanı'nda Burhan Gül (19) isimli bir gencin başından plastik mermiyle vurularak yaralandığı bildirildi. Avukat Taylan Taner'in açıklamasına göre yaralı genç şu anda Okmeydanı SSK Eğitim ve Araştırma Hastane'sinde müşahede altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.20 : 30 kişilik bir grup Osmanbey'deki Zabıta Müdürlüğü önünde toplandı. Burada bir simitçinin tezgahının polis tarafından dağıtılması protesto edildi. Kalabalığın protestosu üzerine simitçinin arabası geri verilince kitle "Yaşasın 1 Mayıs" sloganı attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.15 :Bir muhabirimiz daha gözaltına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.10 :Kurumlar basılmaya başlandı. Şişli'de bulunan Harita Mühendisleri Odası basılarak yönetim kurulu üyeleri darp edilerek gözaltına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.05 :Maçka tarafından Taksim'e geçmeye çalışan iki muhabirimiz gözaltına alındı. Muhabirlerimizin fotoğraf makinelerine polis el koydu. Beşiktaş tarafında gözaltına alınan yaklaşık 400 kişi İnönü Stadı'nın yan tarafında tutuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.00 :İstanbul'da polisin "orantısız" güç kullanımı halkı canından bezdirdi. Osmanbey Metro Girişinde polis tarafından linç edilerek gözaltına alınan bir kişinin akıbetini soran esnafla polis arasında arbede çıktı. Esnaf "Bu mu orantılı şiddet, o hepimizin çocuğu olabilirdi" diye polisle kavga etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçka'dan Taksim'e çıkan yokuştaki herkese müdahale edilerek eyleme katılan, katılmayan herkes gözaltına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisin yarattığı terör ortamına vatandaşların tepkisi büyüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksim Meydanı'nın zorlayan 1 Mayıs kitlesiyle polis arasında ara ara arbedeler yaşanıyor. Polis İstiklal caddesi'nde gözaltı yapmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.40 :Dolapdere’deki işçilerle polis arasında Kurtuluş Yokuşu'nda da çatışma yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolapdere’deki grup Kurtuluş Yokuşu’nda polis işçilere biber gazıyla müdahale etti. Çatışmalar ara sokaklara dağılırken, polis Bilgi Üniversitesi’ne doğru harekete geçti. Bilgi Üniversitesi çevresinde 7-8 noktada barikat kuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Pangaltı ve Dolapdere'deki bekleyiş sürüyor. Taksim'e çıkmayı zorlayan işçiler Harbiye Kavşağı, Askeri Müze ve Vali Konağı önünden hareketliliğini sürdürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Caddesi'nde ise giderek kalabalık artıyor. Şişli'deki kitlenin bir bölümü bu tarafa hareket etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.15 :Şişli'de çatışmalar sürerken bazı sendikalar Taksimi zorlamaya başladı. Dolapdere girişi tarafında bin kişilik bir kitleyle polis arasında çatışma var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahtan beri yaşanan polis müdahaleleri sonucu şu ana kadar yaklaşık 40 yaralı ve 200'ün üzerinde gözaltı olduğu öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.00 :Şişli CHP önünde açıklama yapan sendikalar Taksim meydanı'na karanfil bırakmaya gitmeyeceklerini açıkladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.45 :İstiklal Caddesinde toplanan Mücadele Birliği, Alınteri ve Kaldıraç üyelerine polis müdahale etti. Çatışmalar İstiklal Caddesinin ara sokaklarında sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TKP İl Binası önünde toplanan TKP üyeleri polisi barikatını aşamayınca parti binası önünde bir basın açıklaması yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisin Etfal hastanesine yaptığı müdahaleler hastaları ve hasta yakınlarını çileden çıkardı. Hastane önünde toplanan hastalar polisi protesto ediyor. Hasta yakınlarıyla polis arasında çıkan arbede esnasında hamile bir bayan fenalık geçirdi, bir hasta sıkılan gaz sonrası bayıldı. Hasta yakınları polisi hastane bahçesinden dışarı püskürttü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksim Meydanına doğru yürüyüşe geçen sendika başkanları Şişli CHP binasının önünde basın açıklaması yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.30 :Sendika Başkanları Taksim'e karanfil bırakmak ve anma proğramı yapmak için yürüyüşe geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli'deki 1 Mayıs kitlesi giderek büyüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli Etfal'de toplanan TTB ve SES'e tekrar müdahale oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Caddesindeki ara sokaklarda toplananlara müdahale oluyor. Mis Sokak'ta İki kişi gözaltına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisin DİSK binasına sıktığı biber gazından etkilenerek nefes almakta güçlük çeken CHP Milletvekili Mehmet Ali Özpolat kalp spazmı geçirdi. CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü de polisin kullanılan biber gazının Cenevre Konvansiyonu’na göre, savaşlarda kullanılmasının bile yasak olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.00 :Şişli'de değişik bölgelerde binlerce kişi toplanmaya devam ediyor. Polis toplanan kitlelere şiddet kullanarak müdahale ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli Cami önünde toplanan yaklaşık bin kişilik kitleye sert müdahale oldu. Yaralıların olduğu öğrenildi. Osmanbey, Cevahir İş Merkezi önü ve Mecidiyeköy girişinde biriken kitlelerle polis arasındaki çatışmalar devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ve CHP Genel Sekreter Yardımcısı Algan Hacaloğlu DİSK Genel Merkezini ziyaret ettiler. Zeki Sezer yaptığı açıklama da hükümeti eleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.30 :Şişli'de toplanan TMMOB üyelerine de müdahale oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yere düşen bir kadını joplayan polisi çeken bir basın mensubu polis tarafından yere yatırılarak fena halde dövüldü. Polis basını bölgeden uzaklaştırmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TTB ve SES üyeleri Şişli Etfal önünde tekrar toplanarak TTB pankartını açtılar. Birazdan yürüyüşe geçecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.20 :Önce işçilere sonra hastalara ve avukatlara saldıran polis şimdi de basına saldırdı. Gazetecileri joplayan polisin müdahalesi sonucu aralarında gazeteci Bülent Usta'nın da bulunduğu bazı gazetecilerin yaralandığı öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.15 :Etfal Hastanesi kantinine giren polis içeri gaz bombası attı. Atılan gaz bombasından aralarında yaşlı kadınların ve çocukların bulunduğu çok sayıda hasta kötü etkilendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli'de sıkılan gaz bombalarından etkilenen kalp hastası bir kişinin fenalık geçirerek hastaneye kaldırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.10 : Şişli Etfal hastanesi acil servisine gaz bombası atıldı. İçeride bulunan yaralılar ve sağlık çalışanları zor durumdalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastane önünde toplanarak yürüyüşe geçmek isteyen sağlıkçılara müdahale oldu. Polis hastanenin bahçesine sürekli gaz bombası atmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada hastaneye giriş yapmaya çalışan içinde ağır yaralı oduğu öğrenilen bir ambulansa da polis gaz bombası atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.00 :Polis DİSK Genel Merkezi'nde toplanan kitleye dördüncü kez müdahale etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli adliyesinden çıkarak DİSK Genel Merkezine ulaşmaya çalışan 100 kadar avukata polis müdahale etti. Polis avukatlara ilk önce kimliklerini göstererek girebileceklerini belirtti daha sonra ters taraftan müdahale etti. Bir çok avukat yaralandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli CHP önünde aralarında 20 milletvekilinin de olduğu kitle eyleme devam ediyor. Bir çok CHP'li Belediye Başkanının da olduğu yerde Güngören CHP Gençlik Kolları pankart açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.45 :Agos Gazetesi önünde Belediye-İş sendikası toplanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli adliyesinden 100'e yakın avukat DİSK Binasında bulunanları almak için yürüyüşe geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis apartmanların içine gaz bombası atıp kapılarını çekerek içeride bulananları ve apartman sakinlerini gaza boğmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aralarında Ufuk Uras'ın da bulunduğu 50 kişilik bir grup Halaskargazi caddesinde toplandılar ve DİSK Binasına doğru yürüyüşe geçtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.30 :Polis DİSK Binası önünde abluka kurdu. İçeridekilerin dışarı çıkmasına müsade etmiyor. Binanın içinden sloganlar ve marşlar yükseliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİSK Genel Merkezi çevresinde çeşitli yerlerde kitle birikiyor. Polis bazı yerlerde müdahale etti. Agos Gazetesi önünde toplanan gruplara polis müdahale etti. Göstericilere biber gazı sıkan emniyet güçleri grubun Taksim’e doğru yürüyüşünü engelenmeye çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli Halaskargazi caddesinde toplanan kitleye de polis müdahale etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pangaaltı CHP ilçe başkanlığı önünde bir grup toplandı. 20 CHP milletvekilinin de olduğu gruptan vekiller ayrılınca, polis müdahale etti. Ancak topluluk bir kez daha toplandı. Bölgede binlerce kişilik grupların öbek öbek Pangaaltı civarında olduğu görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevahir İş merkezi önünde toplanan Halkevleri'ne de polis müdahale etti. Çatışmalar sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.15 :DİSK önünde toplanan işçiler tekrar yürüyüşe geçmek isteyince polis sert müdahale etti. Kelepçelenerek gözaltına alınanlar olduğu öğrenildi. Polis gözaltına alırken "orantısız" şiddet kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.00 :Mecidiyeköy tarafından gelen yol açıldı. DİSK Binası önündeki işçileri sayısı giderek artıyor. İstanbul'un çeşitli bölgelerinden yola çıkan binlerce işçi Şişli'ye doğru tüm engellemelere rağmen gitmeye devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada polis Taksim Meydanı'nı araç trafiğinden sonra insan trafiğine de kapadı. Meydanın tüm girişlerine barikat kuran polis basın dahil kimsenin meydana girmesine izin vermiyor. Taksim'deki otellerde kalan turistler havaalanına gidebilmek için ellerinde bavullarla şaşırmış kalmış durumda. Polisin kurduğu metal bariyerlerden geçebilmek için ara arayan turistler komik görüntüler oluşturuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08.45 :Polis müdahalesi sonucu ağır yaralanan bir kişinin hastaneye kaldırıldığı bildirildi. Sendika binasının camlarına çıkan işçiler "katil polis" diye slogan atıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08.30 :Ayaklar baş olsun Tayyip defolsun diyerek DİSK önünden yürüyüşe geçmeye çalışan kitleye polis sert müdahalede bulundu. Panzerlerden boyalı su sıkan polise işçiler açtıkları pankartla direniyorlar. Çatışma sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"AKP'nin itleri yıldıramaz bizleri" diye slogan atan kitle direnmeye devam ediyor. Ara sokaklarda çatışmalar sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köprülerde ise polis şerit daraltarak aramalar yapmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08.00 : DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi bir açıklama yaparak Taksim’den vazgeçmeyeceklerini inadına Taksime çıkacaklarını söyledi. Çelebi “Biz sağduyu gösterdik ama vahşice bir devlet terörüyle karşılaştık” dedi. Tüm polis müdahalelere rağmen Şişli’de DİSK Binası önüne işçiler akın akın gelmeye devam ediyor. Şu anda binanın önünde işçiler sloganlarla eyleme devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okmeydanı Fatma Girik Parkı’nda 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen yaklaşık 150 kişinin toplandığı öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak’tan gelip Mecidiyeköy’e kadar ulaşmayı başaran 3 otobüs, polis tarafından zorla Kadıköy’e geçirildi. Otobüslerin 2 gün süreyle bağlandığı öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önüne gelen herkese helikopterden aldığı bilgilerle müdahale eden polis komik durumlara düşmeye başladı. Helikopterden verilen istihbarata göre polis yoldan geçen insanların üzerini arıyor. Show TV’nin haberine göre iki Ortodoks din adamı helikopterden “ellerinden uzun çantalar olan siyah giyimli iki kişi” istihbaratı verilmesi üzerine onlarca polis din adamlarının bulunduğu yere koşarak üst araması yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07.30 :Polis Taksime gelen tüm anayollara barikat kurdu. Özellikle Şişli'den Taksim'e doğru geçişe izin vermiyor. Şu anda Şişli'deki işçilerin sayısı 1500'e yaklaştı. Biraz sonra DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi bir açıklama yapacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07.00 :Sabah ilk müdahaleden sonra DİSK Binası önünden yürüyüş yaparak gövde gösterisi yapmaya çalışan polis şu anda sendika binasının içine gaz bombaları atmaya çalışıyor. Sendikacılarla polis arasında arbede yaşanıyor."İçeride işçi olmayanlar var" diyen ve bunları almak istediğini söyleyen polis ile kapının önündekiler arasında yumruklaşma yaşandı ve polis geri çekildi. İşçiler eyleme devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;06.30: Bugünkü 1 Mayıs yürüyüşüne katılabilmek için dün geceyi Şişli’de bulunan DİSK Binasında geçiren sendikacılara sabah erken saatlerden itibaren polis panzerler ve çevik kuvvetle müdahale etti. Binanın önünde bulunan Yaklaşık 700 sendikacıya önce panzerlerden su sıkıldı. Ardından çevik kuvvet biber gazıyla müdahale ederek kitleyi dağıtmaya çalıştı. Müdahale sonucu sendikacılar direnişe erken başlamış oldu. Gözaltına alınan olmadı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4817017142362815983?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4817017142362815983/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4817017142362815983' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4817017142362815983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4817017142362815983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/05/blog-post.html' title='...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7837108868378837245</id><published>2008-04-28T04:18:00.001-07:00</published><updated>2008-04-28T04:25:33.286-07:00</updated><title type='text'>şarkıyı duydun mu?</title><content type='html'>Moda'da otururken bir ara uzaklara daldı, denizdeki yelkenlilere ve gemilere genç kadın, yüzünde belli belirsiz bir gülümseme, biraz acı ama kabullenmiş, aklında şu şarkı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ah, küçücük gemi, sulara attın şimdi kendini, delisin&lt;br /&gt;Ah, yakarlar seni, dönmezsin bir daha geri, delisin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya gerçekten bir daha dönmezsen geri gemi??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ah, peşimde rüzgâr, ne yağmurlar dost ne bir kıyı var,&lt;br /&gt;deliyim&lt;br /&gt;Ah, düşlerim kaldı, yalnızım düşlerim kaldı, deliyim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deliyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kime sorsam dönüşüm yok&lt;br /&gt;Nereye gitsem mavi&lt;br /&gt;Yelkenimde deli rüzgâr&lt;br /&gt;Her yanım tuz, deliyim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuz yakıyor, evet deliyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ah, deniz olayım, tuzumu rüzgârda savurayım, deliyim&lt;br /&gt;Ah, ne yelken ne yel, köpüklerde kaybolayım, deliyim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaybolmak istemiyorum artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ah, yaralı kalbin, sönüp gidecek yaralı kalbin, delisin&lt;br /&gt;Ah, küçücük gemi, dönmezsin bir daha geri, delisin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönersin değil mi? O kadar dönülmez değildir değl mi? Dönersin, dönersin... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kime sorsam dönüşüm yok&lt;br /&gt;Her gemi biraz deniz&lt;br /&gt;Her yanım mavi, her yanım yel&lt;br /&gt;Her yanım tuz"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuz yakıyor, sormadıklarım dönüşüm var der belki, kalbimin, küçücük gemimin ve her bir şeyin dönüşü olamaz mı? Her yanım yel, deliyim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7837108868378837245?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7837108868378837245/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7837108868378837245' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7837108868378837245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7837108868378837245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/04/arky-duydun-mu.html' title='şarkıyı duydun mu?'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-2262283341790094846</id><published>2008-04-27T13:21:00.001-07:00</published><updated>2008-04-27T13:22:52.225-07:00</updated><title type='text'>bir sene geçmiş...</title><content type='html'>tam bir sene geçmiş inanamıyorum ya!! birbirimizi arayıp aaa ne oldu abi yine? dediğimiz o gece olalı bir sene geçmiş. Bu blog hatırlatma içindi ya, o açıklama burada basılıydı da tekrar basıp tekrar hatırlayalım, ne diyeyim, bir daha asla! umut edelim!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BASIN AÇIKLAMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARIH   : 27 Nisan 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NO        : BA - 08 / 07&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu bağlamda;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde Kur'an okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Kamuoyuna saygı ile duyurulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-2262283341790094846?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.tsk.mil.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_1_Basin_Aciklamalari/2007/BA_08.html' title='bir sene geçmiş...'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/2262283341790094846/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=2262283341790094846' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2262283341790094846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2262283341790094846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/04/bir-sene-gemi.html' title='bir sene geçmiş...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6659510801251996440</id><published>2008-04-18T15:42:00.001-07:00</published><updated>2008-04-18T15:43:20.290-07:00</updated><title type='text'>uuuuuuuuffffffffffffffffff</title><content type='html'>Bir yandan içim acıyor, bir tarafım kızgın, bir tarafım yenik, bir tarafım tarumar...&lt;br /&gt;Cesaret mi, taşıdığım ve bırakmayacağım ve belki de hiç bırakamayacağım yük mü, nedir????&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6659510801251996440?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6659510801251996440/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6659510801251996440' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6659510801251996440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6659510801251996440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/04/uuuuuuuuffffffffffffffffff.html' title='uuuuuuuuffffffffffffffffff'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-2081635773811270130</id><published>2008-04-06T09:19:00.000-07:00</published><updated>2008-04-06T09:21:49.883-07:00</updated><title type='text'>I liked it ,none!</title><content type='html'>Reference to None...&lt;br /&gt;Estragon: We always find something, eh Didi, to give us the impression we exist? (Samuel Beckett, Waiting for Godot, p.69)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But this is not only an impression. we exist:) we existed, we have existed, we will exist, etc.:)How we act somehow affect this existence, do we have any essence? I really don't know.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-2081635773811270130?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/2081635773811270130/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=2081635773811270130' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2081635773811270130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2081635773811270130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/04/i-liked-it-none.html' title='I liked it ,none!'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6374059500022618480</id><published>2008-04-05T14:07:00.001-07:00</published><updated>2008-04-05T14:18:45.247-07:00</updated><title type='text'>kadın emeği kurultayı ve eveksenli çalışan kadınlar</title><content type='html'>Çok çetrefilli bir konu. Bugün feministler dahi saatlerce tartıştılar. Kafamda oturmayan da birşeyler var açıkçası. Şu an aldığım bütün notları buraya aktaracak takatim yok açıkçası ama kısaca argümanları yazacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Argümanları yazmadan önce mevzuyu anlatayım. Eveksenli çalışan kadınlar, yüzyıllardır var olan birşey. Evde üretip dışarıya vermek. Oya, örgü vs. de olabiliyor, neoliberalizm dönüşüm sürecinde motor üretimi, bilgisayar üretimi falan da oluyor.( Bu kısmına hala inanamıyorum. Kadınlar TOYOTAdan iş alıyorlar Avcılardaki kooperatifte.) Kooperatif örgütlenmeleri daha araştırmam gerekmesine rağmen yatay gözüküyor anlatılanlara göre. Kararları beraber alıyorlar. Muğladaki kooperatif olamamış grup ne iş gelse yaparız çünkü iş yok diyor, çocuğun yemek yemesi lazım diyor. Ben kadının karşısına geçip ama neoliberalizme hizmet ediyorsun sen esnek çalışma saatlerine ev içerisinde girip ve çok az ücret alıp falan diyemiyorsun. Mevzu çok basit insan aç kalırsa neoliberalizm yüzündenmiş değilmiş o kadar da düşünmez. Düşünse bile karşı çıkma yolları çok zordur. Neyse mevzuda herkesin mutabakata vardığı şey ev içi emeğin değerli olduğu, yemek yapmaktan, çocuk bakmaya kadar ama bunların kadınların asli ve doğal görevleri olarak dayatılmasının çok sorunlu olduğu. Bunu anlıyorum. Sosyal devlet sosyal güvenlik aktarımını kestikçe bu yük aileye ve en çok da kadınlara patlıyor bunda da herkes mutabık sayılır. &lt;br /&gt;Sonra iş almak için kooperatifleşen kadınlara geliyor sıra. İşte büyük ikilem burada: Siz neoliberalizmin dayattığı esnek çalışma ve en düşük ücret durumuna el veriyorsunuz, üstüne üstlük patriarkanın dayattığı evden çıkmayacaksın tavrını yeniden üretiyorsunuz. Eveksenli çalışan kadınlara destek vermek bunu getirmiyor mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı cevap: Hayır getirmiyor. Sosyalleşmek için evden çıkmak zorunda değiliz, kooperatif içerisinde zaten dönüşüyoruz. Az para alıyoruz ama ücreti beraber belirliyoruz. Dışarıda çalışan kadınla evde çalışan kadın ayrımını yaptığınız için bize üstten konuşuyorsunuz. Eveksenli çalışıyoruz o kdara okumadık diye bizi yok sayamazsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı cevap 2: Eveksenli çalışan kadınlar realite. Olan duruma müdahale edilmeis gerekir. O yüzden devletten sosyal güvence talep ediyoruz sadece kadınlara destek olmuyoruz, örgütlenme nedeni sosyal güvenlik talebi vs vs vs .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ayrıntılı anlatırım da hakikaten kafa karıştırıcı duruşumu netleştiremediğim bir tartışma yürüdü. Sadece bazı kadınların otoriter üstten tavırları sinir bozucuydu. Söylemeden geçemeyeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6374059500022618480?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6374059500022618480/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6374059500022618480' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6374059500022618480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6374059500022618480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/04/kadn-emei-kurultay-ve-eveksenli-alan.html' title='kadın emeği kurultayı ve eveksenli çalışan kadınlar'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-321028532925370438</id><published>2008-04-02T13:31:00.000-07:00</published><updated>2008-04-02T13:32:05.504-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R_PtNA0C56I/AAAAAAAAACQ/2DE8lNmrxEg/s1600-h/Monet.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R_PtNA0C56I/AAAAAAAAACQ/2DE8lNmrxEg/s320/Monet.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184748403845949346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-321028532925370438?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/321028532925370438/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=321028532925370438' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/321028532925370438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/321028532925370438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/04/blog-post.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R_PtNA0C56I/AAAAAAAAACQ/2DE8lNmrxEg/s72-c/Monet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7631570370094847947</id><published>2008-04-01T03:48:00.001-07:00</published><updated>2008-04-01T03:51:14.839-07:00</updated><title type='text'>Ertuğrul Kürkçü-Kızıldere Üzerine</title><content type='html'>Kızıldere Katliamından 36 Yıl Sonra Ertuğrul Kürkçü Anlatıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kızıldere sürecinin önemi alışılagelenin dışında bir siyaset imkanına ışık tutması; bir devrimci kitle hareketi yaratılması açısından oynadığı tarihsel rol. Öğrendiğim en önemli şey bir devrimin toplumsal ve siyasal yapıyı yıkmadıkça mümkün olamayacağı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİA Haber Merkezi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Mart 2008, Cumartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emine ÖZCAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mart muhtırası sonrasında devlet şiddeti artarken bundan 36 yıl önce Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (THKP-C) ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanı 11 kişi Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idamını engellemeye çalışırken Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kıstırıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna güvenlik güçlerince öldürüldü; Ertuğrul Kürkçü yakalandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bianet Kürkçü’yle 68 hareketinden bugüne toplumsal dinamikler üzerine konuştu, ona bugün’den bakınca Kızıldere’yi ve onun hayatında nasıl yer ettiğini sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol mücadelede Kızıldere'nin durduğu yer bir kenara, bugün ODTÜ'de öğrenciler Kızıldere pankartı açtıkları için gözaltına alınıyor. Hâlâ anmalara davalar açılıyor. Toplumsal olarak Kızıldere ne anlama geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rejim açısından, Kızıldere'de hayatlarını kaybedenlerin amaçları, hedefleri ve eylemleri, aradan 36 yıl geçse de suç olmaktan çıkmadı. O nedenle onlar böyle bir başlangıcın ayak izlerinin takip edilmesini hep bir sorun olarak gördüler. Anlaşılan o ki, sorun olarak görmeye de devam edecekler. 35 yıldır rejim "önemli, sorunlu, yasak günler" takviminde de 30 Mart'ı kırmızı harflerle yazmaktan vazgeçmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerin bu mücadeleye saygılarını, onun takipçisi olduklarını dile getirme arzularını önemli buluyorum. Çünkü 10 insanı ortadan kaldırmakla milyonlarca insanın davasının ortadan kaldırılmış olamayacağını bir kez daha ortaya koymuş oluyorlar. Bunun altının çizilmesi, gösterilmesi çok önemli. Umduğumuz ve beklediğimiz şey, belki de bu mücadelelerin sonucunda; geçmişin devrimci mücadelelerine saygı göstermenin suç olmaktan çıkacağı, insanların duygu ve anılarını özgürce yaşabilecekleri bir zamanın gelmesi. Ama öyle görünüyor ki hâlâ o zamanda değiliz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;68 gençliğine bakınca aktif bir kuşak var. Bugünse gençler popüler kültürün etkisinde. Toplumsal meseleler bu kadar gündemdeyken bu kuşağın kendini ifade etme yollarını nasıl yorumluyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kıyaslamalar yapıldığında çokça söylemiş olduğum gibi dönemler arasında dünya çapında  karakteristik farklar var. Türkiye’deki durum ile örneğin Kore’deki durumu karşılaştırdığımızda eminim Kore’nin bugününe bakarak, Kore’nin 60’lar 70’lerdeki durumuyla da ilgili benzer çıkarsamalar yapmak mümkün. Küresel bir meseleyle yüz yüzeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, aradan geçen 40 yılda gençliğin depolitizasyonu için çok özgül mekanizmaların geliştirilmiş olması ve bu alanın ciddi bir biçimde kuşatılmış olmasıyla ilgili bir durum. Tabii Türkiye örneğin Almanya’ya göre iktisadi gelişme düzeyi daha geri bir ülke olduğundan bunlar daha hoyratça yollarla yapılıyor. Başka yerlerde daha sofistike yöntemlerle. Ama genelde 1990-2000 arasında kitle mücadelesinde bir düşüş yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan şaka değil, Türkiye’de son 15-20 yılda 30 bin insan hayatını kaybetti. Neredeyse tamamı 20-30 yaş arası genç insanlardı. Dolayısıyla "Gençler tepki göstermiyor" demek de doğru değil. Fakat bu 1968 model bir tepki de değil. Bugünkü koşullar başka gençleri başka bir şekilde mücadeleye katıyor. Üretmek, savaşmak, çalışmak bunlar söz konusu olunca dünya nüfusu hâlâ gençliğin çabasına muhtaç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama toplumsal, politik değişim projesi sadece gençlerden sorulmamalı. Ortada hareket halinde bir proje olsa onlar da dahil olabilirler. Gençleri de içine alan daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız. Özellikle pop kültürün giderek endüstrileşmesi sonucunda gençlerin merak, ilgi ve heyecanların her bir anının piyasa nesnesi haline gelip, her bir etkinlik piyasa tarafından denetlendiği için şimdi genç olmanın 68'de genç olmaktan daha zor olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllardaki toplumsal mücadeleyi ayakta tutan damar neydi, bugün ne olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sömürüye karşı mücadelenin haklılığı duygusunun yaygın olmasıydı. Genel olarak sömürüye karşı mücadelenin gerekliliği halkın vicdanında, halkın bilincinde yer tutan ve emekçiyle sosyalist düşünce arasında bağ kurmaya yardımcı olan en önemli algıydı. Hakikat yine aynı yerde yatıyor. Fakat 1980 sonrası bu algıda dağılma oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özal dönemi politikaları dediğimiz çalarak, çırparak, üretmeyerek para kazanmanın mümkün olduğu duygusu, gri ekonomi denilen ekonominin merkeze yerleşmesi toplumda hedef kaybına yol açtı. Bu hal, üretim ve sömürü arasındaki büyük çelişkiyi ve insanların üretimi dönüştürmeksizin kendilerini dönüştüremeyeceklerine dair zorunlu, mantıki bilgiyi hem görünmez kıldı hem değersizleştirdi. Arınmaya ihtiyaç var. Üretim ile dünyanın değişim süreci arasındaki bağın insanlara yeniden anlatılması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci mesele Siyasi İslamın zuhur etmesi. Siyasi İslam boşlukta kalan, umutsuz insanlara bugünkü sorunlarını aşmak için öte dünyada bir yer vaat ediyor. Sıkıntılar içindeki insanlara öte dünya bir kurtuluş vaadi olarak görünüyor. Aynı cemaatin içine gömülen patronla işçi arasındaki sınıf karşıtlığı örtülüyor. Bu da algı kaybına yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde Kürt milli kimliği etrafında oluşan yeni kutuplaşma da Kürt patronla Kürt işçi arasındaki sömürü ilişkilerini örttü. Asıl ana akıntı bir bütün olarak üretim süreci dışında "imiş" gibi göründü, görünmezleşti. Eskiden bütün bunlar çok daha gözönündaydi. Emek, sermaye, sömürü, faşizm dendiğinde ne denmek istendiği çok daha anlaşırdı. Şimdi daha buğulu bir hal var. Bunu gidermemiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kent yaşamındaki değişiklikler de buna yol açtı. Eskiden zengin ve yoksul aşağı yukarı aynı mahallede yaşıyordu. Şimdi kentler yeniden kurulur, "dönüştürülürken" sınıflar kent arazisi üzerinde tamamen kendilerine ait özel mekanlara yerleşti. Şimdi burjuvazinin nerede yaşadığını bilemezsiniz, evlerinin önünden geçemiyorsunuz. Küreselleşme dünyanın bütün zenginleriyle yoksullarını da küresel olarak ayrıştırdı onlarla mekanda karşı karşıya ilişki de görünmez oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünmemesi imkansız olan tek şey yoksulluğun bütün dünyayı sarıyor olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki dönem arasındaki en önemli fark devrimci faaliyetin kapasitesinin daralmış, etkili olabileceği yolları kaybetmiş olması, kendini emekçi ve yoksulların dünyasında yeniden kurmak yerine, merkezde aslında kendine ait olmayan yerde inşa etmeye çalışması bütün mücadelelere mağlup başlamasını yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi Kızıldere’ye götüren güç neydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engels’in lafını hatırlamak önemli:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ayaklanmayla oynamaya gelmez. Bir kere başlandı mı sonuna kadar gidilmelidir ve her gün yeni zaferler kazanmaksızın da sürdürülemez."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızıldere’ye bizi götüren şey bir kere ayaklanmış olmamızla ilgili. Geriye dönüp bakınca doğru/yanlış/kısmen doğru/kısmen yanlış diye birden çok şey söylenebilir. Ama şu hakikat değişmez. Denizler Amerikalı erleri kaçırdığında, biz Mete Has’ı kaçırdığımızda, Efraim Elrom'u kaçırıp deklarasyonlarımızı yayınladığımızda bir silahlı ayaklanmayı başlatmış olduk. Bunun kendi dinamiği, süreci ve ahlakı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kez bu ayaklanmayı başlatmış olmanın kendisi aslında başka koşullarda yerinde ve mantıklı bulmayacağınız şeyleri etik olarak yapmaksızın edemeyeceğiniz bir sorun haline dönüşebiliyor. Bizi Kızıldere’ye götüren şey Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmelerine imkan vermemek, onların asılmalarını öylece elleri kolları bağlı şekilde izlemek yerine bir şey yaparak onu durdurmak kastıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bu yolla durdurulabilir miydi? Bu başka soru.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu yolla durdurmaya çalışmanın başka yollardan sağlanacak etkiyi azaltmış olabileceğini, mesela imza kampanyası ya da Anayasa Mahkemesi’nin kararı yoluyla durdurma olanaklarını zayıflatmış olabileceğini savunanlar da var. Ama aslında hayat bunun görünüşte böyle olduğunu, özde infazların bir rejim kararı olduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu irade bu kadar güçlüyken buna böyle karşı konabilir miydi? Burada kısmen bizim içine düştüğümüz bir açmazın rolü var. Biz -Denizleri kurtarmak için harekete geçenler- Fatsa’da Ankara’dan gelen birliklerin sıkıştırması altında kaldık. Kendimizi Fatsa’dan çıkarmak zorunda kaldık. Gideceğimiz yerde politik bir çıkış için bir hedef yoktu. Ya orada son rehineleri alacaktık ya da almayacaktık. Oy çokluğuyla alma yolu tutuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki mesele bizim açımızdan isyanı sonuna kadar taşımak ve bu isyanda tutsak düşmüş olanların ortadan kaldırılmalarına seyirci kalmamak için yapabileceği son şeyi yapmak tercihiydi. Bunun pratik bir politik karşılığı olmayabilir. Fakat o an için bunlar önemli olmaktan çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızıldere sürecinde toplumun diğer kesimleriyle kurulan ilişki nasıldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayı sadece bir fotoğraf karesine bakıp dadeğerlendirdiğinizde gördüğünüz 11 devrimci, onların rehin aldığı üç yabancıteknisyen ve bir köy evi ile olayı dışarıdan seyreden köylüler. Tamamen izoleolmuş silahlı isyancı grubu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu fotoğraf, filmin tamamı değil. Çünküaslında gerek o bölgeye, gerekse Türkiye’nin tamamına baktığınızda Türkiye HalkKurtuluş Partisi Cephesi (THKP-C) –Kızıldere’de ölenlerin sekizi kişi oradangeliyordu- Türkiye’nin her yerinde yandaşları olan, etkisi olan iki büyükpolitik kaynağa dayanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri İşçi Partisi içindeki “devrimci TİPmuhalefeti”ne, ikincisi Devrimci Gençlik’e (Dev Genç) dayanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silahlıkuvvetlerde, mimar ve mühendisler arasında, köylüler arasında, sendikacılararasındaki desteğe de bakınca bugün kendine partiyim diyen pek çok kuruluştandaha fazla insanı çekip çeviren, seferber eden bir arka plana sahipti. Zaten 12Mart’ın hemen ardından başlayarak yaklaşık iki yıl boyunca hem faaliyette bulunabilmesi,hem de takipleri, tevkifatı atlatabilmesi sahip olduğu bu zeminle birebirilgiliydi. Baskıların hiç etkisiz olduğunu söylemek zor. Bu baskı desteğinbüzüşmesine yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mahir Çayan kendi tezlerini kaleme aldığında "Öncügerillalar rejime vurdukları darbelerle onun nasıl sarsılabilir olduğunu gösterecekler,kitleler onun nasıl sarsılabilir olduğunu gördükten, kazandığı zaferlerebaktıktan sonlara onlara sempati duyacaklar, mücadeleye katılacaklar" demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında gelişme bunun tam tersi oldu. Fakat kitlelerleilgili bölüm değişmedi. Kitleler "öncü" darbe indirdiği zaman değil, yenildiğizaman devrimcilere sempati gösterdiler. Önce Kızıldere’de arkadaşlarımızın yokedilmesi arkasından Denizler’in idamı Türkiye çapında sağcısından solcusuna,şehirlisinden köylüsüne kimsenin vicdanına sinmedi. Çok hızla bir acıma,yazıklanma ve sevgi dalgası yarattı. THKP-C’nin sahip olduğu yaygın insan teması, iki yıl sonra af çıkıncaya kadar, yaygınbir cephe sempatizanları topluluğu yaratmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tamamen de kendi kendine olmadı. İki yıl önce öğrenciolanlar meslek edinmiş, Türkiye’ye dağılmışlar ve gittikleri yerde sorularadoğru cevapları vermeyi başarabilmişlerdi. Bizim hikayemizi İtalya’daki KızılTugaylarınkinden ya da Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu'nun hikayesinden ayıran en önemli yan bubüyük kitle hareketi içerisinden gelen, ondan ayrılarak silahlı mücadeleyegirişen, yenilgiden sonra tekrar onların arasına dönen çok yönlü, çok yüzlü birhareket olmamız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O nedenle 1971-72’deki çıkışın Türkiye Sosyalist hareketinde –THKP-C’ninyanına THKO ve TİKKO’yu da katıyorum- oynadığı en esaslı rol alışılageldiksiyasetin dışına çıkışın imkanlarına ışık tutmasıdır. Bir kopuş denemesidir. Buçabanın bir devrimci kitle hareketi yaratılması açısından tarihsel bir önemtaşıdığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu süreçte sizin öğrendiğiniz şey ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim öğrendiğim en önemli şey bir devrimin var olan toplumsal ve siyasal yapıyı kökten yıkmadıkça mümkün olamayacağı konusundaki temel tezin doğrulanmış olması. Öte yandan bunu gerçekleştirmenin sadece politik mücadele yoluyla ve sadece zor yoluyla değil, ikna mekanizmalarının da işletildiği, kültürel alanı kateden, sermayenin hegemonyasını dışardan kuşatan bir dizi etkinlikler toplamını gerektirdiğini anladığımı söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36 yıldan söz ediyoruz. 36 yıl boyunca, eğer yakın tarihe göz atacak olursak sistemin ne kadar direngen ve esnek olabildiğini görebiliriz. Burada en önemli şey kitlelerin zihninde var olan sistemin yıkılmazlığına duyulan derin güven ya da yıkıldığında kendilerinin de dünyalarının çökeceğine dair mistik inanç. Bununla başa çıkmazsızın girişilecek her şey yalıtık ya da kısmi kalmaya mahkum gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama öte yandan öbür kutupta da herkesin içinde kendine ait bir "komünizm projesi" var: Eşitlik ve adalet arayışının içinde gerçekleşeceği hayali bir ülkesi var herkesin. Siyaset bence bu hayalin sistematik, herkes için kabul edilebilir, ortaklaştırılabilir bir projeye döndürülmesi demek. Bu önemli. Ezbere programların işe yaramadığını görüyorum. Önemli olan emekçiler ve yoksullarla birlikte çalışarak, birlikte deneyerek  bu hayalden bir program çıkarmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben en başta ezberden söylediğimiz "devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır…" saptamasının hakikatte tam da böyle olduğunu sınadığım 40 yıl geçirdim. Bir dağın tepesine çıkmak için kimi zaman olduğunuz yerden ters yöne, aşağı doğru yürüyerek yeni yollar bulmak gerekebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kişisel mücadelenizle değerlendirince bianet’i nereye koyuyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce bahsettiğimiz ikna, hegemonya mekanizmaları kitlelerin bilincinin yeniden üretildiği yerde kuruluyor. Bu mekanizmaların işleyişine müdahale edemediğinizde sistematik bir bilgi akışı kurulamıyor. Yaygın medyanın bir dezenformasyon süreci olarak nasıl çalıştığını, nasıl gerçeğin sadece ve ara sıra bir kısmını sunduğunu, insanların gerçeğin geri kalanınıysa tahmin ederek, el yordamıyla, göz kararıyla bulmaya çalıştıklarını, bizi her zaman parçalı bir düşünce yapısına mahkum kılan bir enformasyon yapısının hakimiyeti altında yaşadığımız görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bütün televizyon istasyonlarını havaya uçurarak önlenemez. Bu kendi iletişim zeminimizin de ortadan kaldırılması olur. Bizim bir karşı iletişim alanı yaratmamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O nedenle şimdi birlikte yaptığımız işi insanların kendileri ve hayatları hakkında karar verebilmeleri için, gazetecilerin gazeteciliği yeniden kendilerine yaraşır bir meslek gibi kurmaları için giriştiğimiz bir ortak çaba olarak görüyorum... Bu tarz çabalar olmadan bilginin, bilincin yeniden üretimi gerçekleşemeyecek. Egemen bilgiye bir seçenek sunulamayacak. Bunu idrak ettiğim için bu böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sorulabilir: O kadar iş varken neden bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse yapmayınca mecburen yapıyoruz. Bu işler kısmen yaygın medyadan bir beklentisi olmayan, onla iyi geçinmek için sebebi olmayan, ona geri dönme beklentisi olmayan insanlara düşüyor. Hem hayatımızı sürdürmek hem sürdürürken kendimize yabancılaşmamak, hem de toplumun aktif, değişimden yana tabaklarına uzanan bir bilgi kanalı kurabilmek için yaptığımız bu işle 36 yıl önce yaptıklarım arasında özce bir fark görmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat ne siyasi mücadeleden ne de iletişim hikayesinden ibaret. Sosyal mücadelenin bütün ögelerini birden dönüştürmeye ihtiyacımız apaçık ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla bianet’te çalışmak, bianet’ten çıkınca siyasi yayınlarla, sosyalist hareketin kendini yeniden kurması için yapılması gereken işlerle uğraşmak birbirine yabancı değil. Bunların hepsini birbiriyle ilişikilendirmek için de yeni bir iletişim düzeneği oluşturmak çok önemli. Tıpkı grev yapmak, politik parti kurmak, mahalle derneği oluşturmak kadar önemli.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Bence kapitalizmin hakimiyet ilişkilerine karşı getirilmiş her düzeydeki bütün itirazlar çok devrimcidir ve ancak bunları piyasanın dışında bir iletişim mekanizmasıyla birbirine bağladığımız zaman sonuç alabiliriz. &lt;/span&gt;(EZÖ/GG)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7631570370094847947?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.bianet.org/biamag/kategori/biamag/105969/kizildere-katliamindan-36-yil-sonra-ertugrul-kurkcu-anlatiyor' title='Ertuğrul Kürkçü-Kızıldere Üzerine'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7631570370094847947/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7631570370094847947' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7631570370094847947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7631570370094847947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/04/erturul-krk-kzldere-zerine.html' title='Ertuğrul Kürkçü-Kızıldere Üzerine'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8120790178333437793</id><published>2008-04-01T03:12:00.000-07:00</published><updated>2008-04-01T03:16:27.853-07:00</updated><title type='text'>Kadın Emeği ve İstihdamı Girimi Raporu/5-6 Nisan Kadın Emeği Kurultayı</title><content type='html'>Raporun linki bu, hakikaten çok güzel olmuş: &lt;br /&gt;http://sosyalhaklar.org/keig_rapor/SSGSS_10mart2008_web.pdf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bir de: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın emeği kurultayı   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da 5 Nisan tarihinde "Neoliberal düzenlemeler ve kadın emeği üzerine etkileri" konulu bir forum düzenleniyor. İl dışından da katılımcıların olacağı forumda neo-liberal dönüşümlerin ücretli kadın emeği üzerine etkileri ve bu düzenlemelerin ev içi emeğe yansımaları hakkında tartışmalar yürütülecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın Emeği Kurultayı, Novamed dayanışma kampanyası sırasında bir araya gelen kadınların oluşturduğu bir grup kadının çalışmasıdır. Kurultay ulaşım ve konaklama masrafları katılımcılara aittir. Ancak konaklama olanağı olmayan kadınlar icin sendika misafirhaneleri ile görüşülecektir. Bunu için kadinemegikurultay@yahoo.com.tr adresine konaklama taleplerini atabilirler.&lt;br /&gt;Kurultay Programı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neoliberal dönüşümler karşısında kadın emeği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Nisan Cumartesi&lt;br /&gt;9.30-17.00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panel 1&lt;br /&gt;-Neoliberal dönüşümler ve ücretli kadın emeği (Dilek Hattatoğlu)&lt;br /&gt;-Neoliberalizm ücretli kadın emeği ve sendikalar (Sevgi Göğçe)&lt;br /&gt;-Neoliberal dönüşümler ve yasal düzenlemeler (Meriç Eyüboğlu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panel 2&lt;br /&gt;-Neoliberal dönüşümlerin ev içi emeğe yansımaları (Yelda Yücel)&lt;br /&gt;-Savaş, göç ve Kürt kadın emeği (Handan Çağlayan)&lt;br /&gt;-Ev içi emek ve bakım emeğinin niteliği (Gülnur Savran)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-FORUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim: kadinemegikurultay@yahoo.com.tr&lt;br /&gt;Adres: Petrol İş Sendikası Altunizade mh. Kuşbakışı cd. No:25 Üsküdar/İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8120790178333437793?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://sosyalhaklar.org/keig_rapor/SSGSS_10mart2008_web.pdf' title='Kadın Emeği ve İstihdamı Girimi Raporu/5-6 Nisan Kadın Emeği Kurultayı'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8120790178333437793/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8120790178333437793' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8120790178333437793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8120790178333437793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/04/kadn-emei-ve-istihdam-girimi-raporu5-6.html' title='Kadın Emeği ve İstihdamı Girimi Raporu/5-6 Nisan Kadın Emeği Kurultayı'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6159867397645914542</id><published>2008-03-28T16:35:00.000-07:00</published><updated>2008-03-28T17:31:07.708-07:00</updated><title type='text'>kendime sorular ve cevapları...</title><content type='html'>Bilmiyorum. Sürekli her yerde yeterince radikal olmamakla itham ediliyorum. Haklılar belki de içimde yok. Bir dakika: Ben inanılmaz devrimci bir aileye doğmadım. Zaten kendimi bilmeye başladığımdan beri de sivil toplumcu (o ne demekse) oldum -ki yani sivil toplum dediğin böyle eciş bücüş sisteme hizmet etmekten başka işi olmayan kişilerin toplamından oluşuyor- yani zaten olamam. İçine doğduğum ve sonrasında da sosyalleştiğim ortamlar müsait değil o kadar radikal, pür-i pak düşünmeye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok benden zaten solcu da olmaz, daha devlet ağzından çıkamadım:)&lt;br /&gt;Ciddileşiyorum. Ben ne taraftayım? Nedir hakikaten? Sorup duruyorum. Düşünüyorum. Samimiyim, düşünüyorum. Ne yapmak istiyorum, niye yapmak istiyorum, etrafımdaki insanları gözlemliyorum, onlar ne istiyor, niye yapmak istiyor diye diye diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru bir: Gerçekten birşey değiştirmek istiyor muyuz? Ben istiyor muyum? Sen istiyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru iki: Neyi değiştirmek istiyorsun eğer cevabın birinci soruya evetse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru üç: O değiştirmek istediğin şey ya da şeyleri nasıl değiştirebilirsin, nasıl değiştirebilirim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi ağır hepsi baba sorular da bazen birinci de tıkanıp kalıyorum. Neyi neden yaptığını anlamaktır yaptığını çoğu zaman daha değerli kılan. Soruyorum işte. Nedir yani? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap bir: Evet gerçekten birşeyleri değiştirmek istiyorum ve bunun birkaç nedeni var. (Yazı analitik oluyor kusura bakmayın, sistematik olan herşeye karşı olamadığım yazdıklarımdan belli değil mi?)Bir nedeni hayatım, kişisel geçmişim, ne bileyim yokluk görmüş olmam birdenbire, sağlıkla eğitimle ilgili dertler. Mağduriyetten öte hayatım boyunca çok çalışmak zorunda kalmamın, iyi öğrenci olamamın nedenleri ekonomik ve sosyal koşullar, en azından çoğu. Birçok insandan şanslı konumda olabilirim ama dershane sınavlarına her girdiğimde acaba tam burs çıkacak mı stresiyle girmekten, annemin dişetinde kist çıkıp da dişi şiştiğinde hastanenin 2,5 sene sonrasına dahi gün verememiş olmasından, okuduğum lisedeki hallerden, hala bir vakıftan burs almadan ve ortaokuldan beri özel ders vermeden hayatın idamesinin zor olmasından vs. vs. vs. Ve tekrar söylüyorum bu mağduriyet değil bir sürü insan bu duruma ya da daha kötülerine tabi zaten. Çok daha kötü yokluk görmüş insanlarla çok tanıştım, muhabbet ettim, dolu. Kendimi de mağdur olarak tanımlamıyorum. Sosyal kapital mi o her neyse adı o her daim üst-orta civarındaydı. Mağduriyetimi ancak kadınlığım üzerinden tanımlayabilirim ki onda da benden çok daha kötü durumda bir sürü kadın var, ben en şanslılarındanım. O yüzden geçiyorum.&lt;br /&gt;Kişisel tarihime devam, Boğaziçi Üniversitesi felsefe ve politika, bir sürü arkadaşım, sevdiğim hocalar vs vs vs. Tabii ki kişilerden etkileniyorum. Ben sosyal bir varlığım çünkü. Onlar olmaya çalışmıyorum çüünküüüü Aydınlanma düşüncesi(ki bu düşünce de iwwwreenç olarak tanımlanıyor bir kısım insan tarafından)benim bir aklım olduğunu ve sosyal ortama bağlı da tanımlasam kendimi bir çeşit kendi kendine düşünüp düşünceleri elekten geçirme becerisini kendimde görmemi sağlıyor. Etrafım ne derse dersin bazen farklı düşünebiliyorum. Şimdi en büyük küfürlerimizden biri geliyor: Evet birey olmaktan bahsediyorum.....(yuhlamalar) Kendime özgü bir pozisyon yaratma durumu daha doğrusu kendime özgü sorulara kendime özgü cevap veriş şekilleri ve yeni sorgulamalar...ve ortaklık kurma çabaları tabii ki... &lt;br /&gt;Yani kişisel tarihim diyor ki, bu durum adil değil,talep etmek zorundasın. Güvendiğin kişiler de benzer şeyler düşünüyor, o kadar şey okudun, Gidişat kötü daha da kötüleşecek materyel gerçeklik. Dünyada olup bitenleri görüp öylece duramazsın. Elinden gelen ne ona bak? Rahat uyumak için, bir çeşit vicdan hissiyle,adalet duygusuyla, bir çeşit sosyal ortamda yaşadığın hislerinle, ne bileyim aidiyet gibi ve belki en önemlisi aklını da esgeçmeden birşeyler yapmaya çalış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap iki: Neyi değiştireceksin peki? Toplumu mu? Yalan yapamazsın, sosyal mühendis misin sen? Olmak istiyor musun? Hayır. Birilerini aydınlatman mı gerekiyor? Yok hayır. İnsanlarla birşeyler paylaşır ve beraber bir çeşit farkındalık yaşanabilir ama bu birilerinin bilinci yanlış bak şimdi gidicem açılacak bütün zihni gibi bir tavırla zaten olmaz. Hiyerarşi baştan orada dururken, biri zaten hep kendini daha üstün hissediyorken olmaz. Karşındakinden birşeyler kapabileceğine inanıyor musun onunla konuşurken yoksa sadece etkilemeye mi çalışıyorsun, sadece senin düşüncenden daha çok insan mı oluyorsun? Sen tamamen kendini dönüşümden bağımsız mı kılıyorsun? Sadece tebliğ etmekse durum dinden nasıl bir farkı kaldı? vs vs vs...Kendini değiştir o vakit. Eeeee o nasıl olacak? Değiştir işte. Abi nasıl? Hayatımda birşeyler olunca ben değişiyorum, kendimi yolta yolta bağıra bağıra değişiyorum, dönüşüyorum. Genelde çok da acılı oluyor. Pratiklerini değiştir, günlük pratiklerini değiştir diyorlar. O nasıl olacak? Çoğu zaman insanların üzerinde tahakküm kurmamaya çalıştım zaten, daha doğrusu kadın olarak öyle yetiştirildim zaten. Fikrini söylemekle tahakküm kurmak arasındaki farkı bile çok sonra fark ettim. Bütün hayatımı ve kişisel tarihimi bir kenara atıp bambaşka birşey mi kurayım, daha kollektif, daha spontan, daha birşey... Gerçekten kaçımız böyle hayatlar yaşayabiliriz? Gerçekten soruyorum. ben kendimi tahayyül edemiyorum. Zaten içinden çıkmak zamanın mekanın imkansız. Şu zamanı düşünüyorum. He bir de kullandığımız dili değiştirelim, iktidardan başka bir dil kuralım talebi var. Çok saygı duyuyorum da birkaç şeye takılıyorum. Her 'zaman kısıtı' dediğimde ya da 'kitleselleşme' dediğimde ve hatta Tuzla'da ölen işçilerin sayısını öğrenmek istediğimde ( ölen kişilere birer rakama indirgemek gibi bir amacım olmadı hiçbir zaman ama)iktidar ağzıyla konuşuyorsam bu ülkedeki ve dünyadaki içeriği adalet de olan bir sürü hareket bu kelimelerle konuşuyorlar ve işin tuhafı ne biliyor musunuz? Kelimeler, konseptler üzerine mücadele edilen şeyler, yasalar da öyle. Statik değişmez şeylermişçesine aha bunların hepsi burdan buraya kadar iktidarın dili diye kelimeleri suçlamak bana tuhaf geliyor. İnanılmaz egemen güç çat pat sihir yapıp o konseptleri oraya koymuyor. Her 'İnsan hakları' dediğinizde aklınıza Bush geliyorsa sadece bu çok sorunlu. Gerçek bu değil çünkü. Her yasa kapitalizme hizmet etmez. Her prosedür kötü değil içeriğinden ve bağlamdan bağımsız, Her standardizasyon aynılaştırma getirmez belki eşitlik bile getirebilir birbirini tanımayan insanlar arasında. Bu demek değil bu kelimeler iktidarın malzemesi olmuyor. Oluyor hem de en babasından. Ama yine de olanı tamamen reddetmek bana çözümsüzlüğün dibi gibi geliyor. Olanı dönüştürme mücadelesi ise en yapabileceğim en anlamlı olan gibi geliyor bana. Anayasada 'sendikal hak' diye birşey varsa evet bunu uygulamıyorlarsa inatla, sürekli önünü tıkıyorlarsa kızmamız gereken yasalar değil, kızmamız gereken biziz. Daha çok mücadele etseydin de o yasayı uygualanabilir kılsaydın, devlet üzerinde daha çok söz sahibi olsaydın, daha çok uğraşsaydın. Biliyorum karşı argüman ama yasalar düzelse de gerçekliği değiştirmek başka birşey. EEE herhalde. Yasalar özel mülkiyeti koruyor. EEE EVET. ona müdahale etmek lazım. Eeee evet. Zaten değiştirmek lazım olan durumu elimizdeki olanakların, fırsatların bir kısmını da kullanarak ama. Toptan reddedince aklıma bunları toptan reddedebilecek rahata ve lükse sahip miyiz sorusu geliyor. Allah aşkına sendikal haklar kazanılmış haklardır. Çıkıp sendikanın varlığnı sorgulayınca zaten kötüye gitmekte olan ama yine de elinden birşeyler gelen kurumları tamamen gözden çıkarıyoruz. İnsanlar belli ihtiyaçlar ve stratejiler neticesinde birşeyler kurgulayıp onlar için mücadele etmezler mi? Sadece sendikalar olsun demek değil söylemek istediğim. Varlığı yeter de demiyorum. İçeriğini, örgütlenmesini, kurumun kendisini dönüştürmek varken niye toptan varlığını sorguluyoruz. Uygulamalarını, pratiklerini sorgulayalım hep düşünelim üstüne, teknokrasi, bilginin eşitsiz dağıtımı vs vs vs. Çok hak veriyorum. Bunları oluşturacak kurum içi kurumları, kontrol denge sistemlerini, özeleştiri mekanizmalarını vs. kurmak gerek en demokratiğinden .Bunun için mücadele gerek ama toptan reddetmek değil gibi geliyor bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru üçe cevap verdim zaten tekrar etmiyorum o yüzden ama dertliyim. Benim durduğum yer neresi, ben ne yapıyorum ne yapmak istiyorum kısmında tıkanıp kalıyorum. Sürekli sürekli sürekli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek "gerçek eşitlik, gerçek demokrasi, gerçek adalet" istediğimi biliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6159867397645914542?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6159867397645914542/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6159867397645914542' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6159867397645914542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6159867397645914542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/pragmatizm-ilkesellik.html' title='kendime sorular ve cevapları...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-1085309529717484053</id><published>2008-03-26T15:54:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T15:56:02.475-07:00</updated><title type='text'>keşke boşlukta sallansam...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img465.imageshack.us/img465/1859/yalnzlk3nm4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://img465.imageshack.us/img465/1859/yalnzlk3nm4.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-1085309529717484053?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/1085309529717484053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=1085309529717484053' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1085309529717484053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1085309529717484053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/keke-bolukta-sallansak.html' title='keşke boşlukta sallansam...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7586637137869168247</id><published>2008-03-24T14:33:00.000-07:00</published><updated>2008-03-24T14:42:36.795-07:00</updated><title type='text'>tuhaf</title><content type='html'>Aklıma ne geldi? İnsan bazen nedensiz tuhaflaşır. Size oldu mu hiç? Böyle anlamazsınız bir fizyolojik tepkiler, bir rahatsızlanmalar , bir iç sıkıntıları, afakan basma durumları. İşin daha da tuhafı, nedenini bilmemek. Nedeni ne acaba diye düşünürken birden takvime bakmayı hatırlamak. Bugün ayın kaçı? Nedir yani bu huzursuzluk? Ben bunu duymuştum ama inanmazdım. Her sene dedemin ölüm zamanı geldiğinde ben nedensiz huzursuzlanırdım, hazırlanırım ve sonra keşfettim ki nedensiz değil, biyolojik saatim birşey demeye çalışıyor, bir sinyal veriyor. Sen tuhaf davranıyorsan, ya bu tarihle ilgili bir derdin var, ya hayatında gerçekten ilginç bir gelişme var, ya da başka birşey. Bir sürü nedeni olabilir ama ben bugün de çok tuhaftım, Çözmeye çalışıyorum bu tarihin nesi var üzerimde diye? Keşfettim sayılır da, durumlar normal koşullarında önemini yitirse de o unconscious mı her neyse, hep tetikte. Şaşırıyorum kendime...Bu benim hüsnü kuruntum mu acaba yoksa insanlar yıldönümleri, devirdaimleri hatırlamasalar da hissediyorlar mı? Bilmem ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7586637137869168247?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7586637137869168247/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7586637137869168247' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7586637137869168247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7586637137869168247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/tuhaf_24.html' title='tuhaf'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8265937966707593224</id><published>2008-03-23T16:05:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T16:06:28.665-07:00</updated><title type='text'>hadi bakalım gaza geldim- bu da aynı dersin öbür paperı...</title><content type='html'>İsyan ve Özgürlük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Solinas’ın İsyan filminden aklımda en çok kalan özgürlük sorunuydu. Özgürlük nedir? Bir süreç mi, ulaşılması gereken bir hedef mi, çoklu belirlenen bir ideal mi, bir durum mu? Filmde kölelik mücadelesini körükleyen ve köleleri yüreklendiren İngiliz ajanının siyahların özgürlük taleplerinin devam etmesiyle 10 sene sonra karşı safta bir şeker şirketinin temsilcisi olarak baş göstermesi konu ediliyor. &lt;br /&gt;       Aktörlerin hepsiyle sıkı ilişki içerisinde olan ve üzerlerinde büyük etkisi olan İngiliz ajan, kölelerden birini lider seçer ve beyaz adam ne derse doğrudur fikrini onda çürütmeye çalışır. Sonrasında muhalif hareketin başında olacak olan siyah karakter, aldığı özgürlük kıvılcımıyla kandırılmışlığının farkına varıp kölelikten ucuz emekçiliğe geçtikten sonra da bir şeyin değişmediğini düşünüp fabrikaları terk edip direnmeye karar verir ve grubunu da ikna eder. Özgürlük nerede, nasıl, kim tarafından insan zihninde belirir? Ya da özgürlük insanın doğasında mı vardır? Kölelikten kurtulmak elbet önemli bir kazanım ve özgürlük mücadelesi gerektiriyor. Filmin net temalarından ‘özgürlük verilmez, alınır.’ fikri de bundan sonraki mücadelede daha çok belirginleşiyor. Özgürlüğü isteyip talep etmek ve edebilmek için belli şartlar mı gerekiyor? Yoksa her daim, en totaliter rejimde dahi insanlar özgürlüklerini talep edebiliyorlar mı? Aklımda hep beliren soru yine belirdi: Orwell’in 1984 romanının sonu farklı yazılabilir mi? Winston şiddet, işkence ve zihin bulandırma yöntemleriyle gerçeğin onların dediği olduğunu kabul etmemiş olsaydı ya da etmeme ihtimali var mıydı? Bu filmde siyahların hareketi köleliğin üstesinden İngiliz ajanın desteğiyle geldikten sonra haksızlıkların devam ettiğini gördükleri için mücadeleye devam ettiler hem de şiddet gibi yöntemler de kullanarak. İngiliz ajan 10 sene sonra geri geldiğinde kendiyle bağı olduğunu düşündüğü siyah hareketin liderini ikna edebileceğini düşünüyordu. Ne de olsa aralarında bir köle-efendi ilişkisi vardı ve özgürlüklerini ona borçlulardı. Ama düşündüğü gibi olmadı. Kendi yaşantılarından ve deneyimlerinden edindikleri ezilmişliğin ve haksızlığın devam ettiğini gören siyahlar mücadelelerine devam ettiler. Ne istediklerini biliyorlardı ama nasıl olacağını bilmiyorlardı filmde de söylendiği gibi. Eşitlik istiyorlardı her alanda. Ücretli işçilik adı altında köleliğe devam etmek istemiyorlardı. Emeğin özgürleştirilmesi ve kölelikten işçiliğe geçilmesi durumunda kölelik ile işçilik arasında kategorik bir ayrım olduğunu da unutmamak gerekir. Köleliğin kaldırılması tabii ki bir kazanım ancak tekel için onların istediği ücrette çalışmak da köleliğin başka bir hali hem de yalandan özgürlük vaadi taşıyan bir hali. Bu farkındalık, büyük toprak sahipleri ve tekel şirketinin hiç işine gelmedi. Irk ayrımından gelen beyaz adam üstünlüğü, ekonomik sistemin beyaz adamın istediği gibi olması gerekliliği ile birleşti ve etnik yoksulluk bir mücadeleye dönüştü. &lt;br /&gt;        Özgürlük adına iç duvarların yıkılması için ilk adımı İngiliz ajanın atmış olması ve köleyle konuşarak kendisinin her zaman doğruyu söylemediğini kavratması özgürlüğün çıkış noktası ile ilgili sorunlu da olsa bir şeyleri gösteriyor.  Birileri mi olmalı iç duvarları yıkmak için ya da uygun koşulların sağlanması mı gerekiyor İngiliz ajanının silah getirip direniş başlatması gibi? Olan durumdan farklı bir durumun gelişmesi gerekiyor herhalde. Birinin iç duvarlarını, iç kısıtlarını yıkması ve dış kısıtlarının farkına varması durumu, ya kendinin ya da etrafının farklılaşması ve alışmadığı bir duruma girmesiyle mi olur ancak? Filmde de İngiliz ajanın gelmesiyle değişiyor her şey ve beklenmedik sonuçları oluyor her şeyi kontrol altında tuttuğunu düşünse de İngiliz ajan. Olan durumdaki haksızlığı, kısıtları, özgürlüğün önündeki engelleri görmek bu kadar mı zor? Y ada daha da kötüsü her şey belirgin de hangi yolla o kısıtların kaldırılacağı mı hiç belirgin değil? Adalet hissi ve düşüncesi, eşitlik talebi çok farklı şekillerde, çok farklı yerlerde tezahür etmiş olmasına rağmen, hala içinde yaşadığımız dünyada, bence eskisinden hem daha özgür hem daha kısıtlı bir düzlemde yaşayıp gidiyor olmamız buna mı örnek acaba? Hem ‘insan’ tanımı genişledi ve genişliyor gittikçe, hem en alta inen ‘insan’ın yapabilecekleri ile güçlü ‘insan’ların yapabilecekleri arasındaki uçurum. Diyalektik mi bu acaba? Mücadelenin kendisi özgürlüğe içkin sanki filmde de gördüğüm. Karşı çıkmak. Ama karşı çıkmak kendi içinde özgür bir şey midir? Köleliliğin geri gelmesini isteyip şimdiki düzene karşı çıksak mesela kendi içinde özgürlüğe hizmet eden bir şey söylemiş olmayız. Peki mücadele etmek, karşı çıkmak eylemlerinin kime karşı yapıldığı üzerinden kurmaya çalışsak özgürlüğü? Kısıtlayana karşı, güçlü olana karşı mücadele etmek midir peki kolektif özgürlük? Süreç içerisinde başka kısıtlar yok mudur? Özgürlük total midir, parçacıklı mıdır? Bir süreç hem özgürlük, hem kısıt getirir mi? Filmde mücadele eden siyahların açlıkla karşı karşıya kaldıkları ve birçok kişinin öldürüp öldürüldüğünü görüyoruz. Ama farkındalık kazanmadılar mı öte yandan? Bu farkındalık da bir çeşit özgürlük değil mi, getirdiği kısıtlar belki de farkındalıktan önceki durumlara çok benzer. Yani köleyken de karın tokluğuna çalışıyorlardı belki. Belki de kaybedecekleri bir şey yoktu zaten ve şimdi de kaybettikleri şeyler ya da kısıtları zaten olan kısıtlardı. Ama yine de liderlerinin olması, hareketin aldığı kararlar bir çeşit kısıt değil mi? Kolektif olarak özgür olmak, kişilerin özgür olmasıyla ne kadar ilgili? İlgili mi ya da? Bana göre kişilerin özgürlüğü ile grupların özgürlüğü arasında bağlar var ama o kadar sıkı ve görünür değil, birbirleri için etken olabilirler ancak. Örneğin, birinin zihninin açılıp diğerleriyle konuşarak ikna etmesi üzerinden bir grup mücadelesi çıkabilir ancak. Ya da bir grup mücadelesinin içine doğarak ya da bir mücadeleye katılarak kendinle ilgili kısıtların da farkına vardığı olabilir insanların. Ama iki ihtimal de olumsaldır. Yani olabilir de olmayabilir de, biri diğerini gerektirmez. Özgürlük nedir sorusuna cevabım genelde süreç oluyor ancak nasıl sorusuna cevap vermek bir hayli zor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8265937966707593224?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8265937966707593224/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8265937966707593224' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8265937966707593224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8265937966707593224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/hadi-bakalm-gaza-geldim-bu-da-ayn.html' title='hadi bakalım gaza geldim- bu da aynı dersin öbür paperı...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4874600927815202020</id><published>2008-03-23T13:49:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T15:52:29.274-07:00</updated><title type='text'>sinema-felsefe dersimin sunum ödevi- yine basasım geldi kendimi buralarda tatmin ediyorum napayım...</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;  &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sıkıyönetim&lt;/span&gt; ve Mücadele&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;        Bu yazıda, Costa Gavras’ın Sıkıyönetim filminde anlatılan Uruguay’daki direnişçi Tupamaros grubu ile Türkiye’de 1960 sonrası güçlenen Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) örgütsel olarak ve olay bazlı karşılaştırılacaktır. Karşılaştırma yapılırken ordu ve THKP-C üzerinden amaç-araç ilişkisi, militarizm ve örgüt içi demokrasi konuları özellikle irdelenecektir.&lt;br /&gt;       Sıkıyönetim filminde, Tupamaros grubu öncelikli olarak politik ‘suçlular’ın bırakılması için Brezilya Konsolosu ve Amerikan yurttaşı, Amerikan Uluslararası Kalkınma Yardımı (Assistance for International Development- A.I.D.) ofisinde çalışan Santore’yi kaçırırlar. Filmin sonunda anlarız ki, Santore Amerikan hükümeti tarafından görevlendirilmiş, dünyanın, özellikle kapitalist sisteme alternatif hareketlerin sıkça gözlemlendiği Latin Amerika’da derin devlet gibi işleyen ve gittiği yerlerde darbe girişimlerini hızlandırıp polisi sosyalist, muhalif grupları bastırması için eğiten bir grubun lideridir. İşkence eğitimleri verilmektedir ve işinin ‘teknik’ olduğunu düşünen Santore işkenceyi ve provokasyonu ‘teknik’ olarak nitelendirir.  Ülke içerisinde gerektiğinde karışıklık çıkarması için eğitilmiş bomba uzmanları ve Uruguay polisinin önemli adamları bu grubun içerisindedir ve el birliğiyle Tupamaroslara ve diğer muhalif hareketlere karşı çalışmaktadırlar. Şiddetin ve gücün iktidardaki – filmde Santore ve merkezi otorite- tarafından nötr algılanması ve uzmanlık-teknik kelimelerinin sık sık geçmesi birçok insani değerin ve insan yaşamının hangi çıkarlar, uzmanlıklar ve güç istenci ile perdelenebileceğinin kanıtıdır. Varoluş koşullarını kendi sağlayan, darbeye giden sıkıyönetime giden yolu açan, provokasyonları hazırlayabilecek grupların olduğunu gösteren bu filmden sonra Birikim’in militarizm sayısında okuduğum şu satırlar aklıma geldi: “Askeriye/ordu, kendi kendisinin yapısal varoluş koşullarını oluşturur ve yeniden üretir; amaç-araç faydacılığına direnen bir tabiatı vardır. Bu dikkat, doğrudan doğruya, şiddet ve güç’ün ‘nötr’ değerler olarak kabullenilmesine dönük bir ahlâkî ve politik sorgulamayla bağlantılıdır.” (Tanıl Bora: 23). &lt;br /&gt;           Kendi kendisinin yapısal varoluş koşulları en önce ‘korku’ya dayanır. Korku için düşmana ihtiyaç vardır. “Düşman”ın kurgulanması sırasında bir yandan da bu düşmanla başa çıkabilmek için yeterince “güçlü” olma gerekliliği anlayışı vardır. Charles Tilly’nin devletlerin oluşumunu anlatırken kullandığı ‘racketeering’ kavramı (haraççılık), yani korkunun üretilmesi ve korkuyu üretenlerin korkanları bu inşa edilmiş düşmandan korumayı görev edinmesi ve bu görevin meşruiyetiyle bağımsızlık kazanıp “güçlü” konuma gelmesi, bize modern ordunun yapısal çıkışı ile ilgili bir ordu-devlet benzerliğini düşündürebilir. Michael Mann’ın despotik güç (despotic power) ve altyapısal güç (infrastructural power) olarak ikiye ayırdığı devletin dualist yapısını kabul edecek olursak, ordunun ve polisin devletin despotik gücü olarak devletin yıkıcı tarafı olduğunu düşünebiliriz. Modern devletin kuruluşuyla modern orduların kuruluşunun birbirini beslediği fikri, modern ordu-modern devlet ilişkisinin kökenlerinin geçişken olduğunu gösterir. Yalnız Türkiye’de ve pek çok ülkede kurum olarak ordunun “en güçlü” olan kurum olduğu ve devlet içinde devlet misali bağımsız çıkarları olan bir grup haline gelebildiği de görülmektedir.&lt;br /&gt;           Korkunun yaratılmışlığı derken tamamen zihinlerde şekillenen ve aslında olmayan bir olgudan bahsetmiyorum. ‘Şiddet’ kullanımının en bariz olduğu askeriye/ordunun/polisin yarattığı korkunun gerçeklikte yansıması, bir karşılığı olduğu açık ama korkunun nedenleri “güçlü” olmak isteyen tarafından yaratılmış, yani askeriye/orduya/polise içkin pratik nedenleri olan bir korkudan bahsediyorum. Birilerinin ‘düşman’ bellenmesi onların gerçekten düşman olması ile sonuçlanabilir ve onların da başka korkular yaratması sonucu ortaya çıkabilir. Bu gerçeklik insanların yaşamlarına kast edecek hale dönüşebilir, dönüştürülebilir. &lt;br /&gt;          Bu askeriye/ordunun/polisin içkin özellikleri de göz önünde bulundurulursa, ordulara dair en rasyonel savların bulunduğu, Kant’ın Kalıcı Barış eserindeki üçüncü maddesi, orduların lağvedilmesi gerektiği ile başlar ve savlarını nedenlere dayandırır. Bu nedenlerden en barizi, devletlerin birbirlerine ordularıyla tehdit oluşturması ve bu tehdidin daha çok silah üretimi ve orduların güçlendirilmesi ile devam edeceğini, kısaca bir silahlanma yarışına dönüşeceğini -Soğuk Savaş döneminde nükleer silahlanmayla dünyanın sonunu getirebilecek kadar tehlikeli boyutlara ulaştığı görülmüştür- ve o kadar harcama sonunda çok güçlenen orduların kendisinin birebir savaş nedeni olacağını belirtir. Artık barışın maliyeti savaştan fazla olacağı için barışın istenen olmaktan çıkacağını yazmıştır. ‘Barışı sağlamak’ söylemini sıkça kullanan ordular, kendi varlıklarının devamı için aslında savaşa ihtiyaç duymaktadırlar. İnsanları tamamen birer makine gibi görüp araçsallaştırmanın kendisine karşı çıkan Kant, askeriyenin araç-amaç faydacılığına dayandığını bu sözleriyle çok net bir biçimde ortaya koymuştur. Filmde de açık ve net bir şekilde görülür ki Tupamaros ‘isimsiz’dir, ‘terörist’tir, ‘düşman’dır. Onlara karşı taviz verilemez.&lt;br /&gt;       Askeriye/ordu/polisin amaç-araç ilişkisi bir yana, Tupamaros grubu da iki kişiyi zorla kaçırıp insani şekilde sorguya çekmiştir. Gücü elinde bulunduran ordu/polis ve kullandığı yöntem işkence karşısında hegemonyaya karşı direnen Tupamaros grubu tıpkı 12 Mart 1971 sıkıyönetimi ardından 17 Mayıs 1971’de THKP-C’nin İsrail Konsolosu El Rom’u kaçırması gibi, koşullar düşünüldüğünde suçlu olduğu düşünülen önemli kişileri kaçırıp güce baskı yapmayı seçmiştir. Mahir Çayan Kesintisiz Devrim –III’ te:&lt;br /&gt; “ …düzen değişikliğinin mümkün olduğunu göstermek için… merkezi otoritenin aslında göründüğü gibi güçlü olmadığını, kof olduğunu, bütün gücün yaygara ve gözdağı olduğunu, oligarşiye karşı savaşan silahlı devrim cephesinin güçlü olduğunu göstermemiz bir bakıma kuvvet gösterisi yaparak düşmanı yıpratmamız, moralman çökertmemiz gerekmektedir. Bunun tek yolu öncünün bir dizi askeri zaferleridir. Tek yol budur…”  (Kürkçü).&lt;br /&gt;demiştir. Ertuğrul Kürkçü’ye göre ve tarihi belgelere göre, THKP-C neredeyse bütün silahlı çatışmaları kaybetmiştir. “Politikleşmiş askeri savaş” fikri, silahlı devrim fikri, dönemin devrimcilerinin beklentilerini gerçekleştirmemiş, kazanıldığı düşünülen zaferler ya da politik eylemlilikler de devrimcileri istedikleri sonuca ulaştırmamıştır. Filmde Santore’nin öldürülmesi tartışılırken politik olarak devrimci güçlerin güçlü gözükmesi gerektiği ve bu yüzden Santore’nin öldürülmesi gerektiği fikri, bir insan öldürmenin zalimlik olacağı fikriyle çatışır. Devrimci güçlerin zayıflığı ve zalimliği arasında seçim yapılması gerekmektedir. Seçimin nasıl yapıldığı da çok önemli olmakla birlikte, aklıma takılan soru, bu ikilemin bir yanlış ikilem olma olasılığı. Acaba gerçekten zayıflık-zalimlik ikilemi midir sorun? THKP-C’nin aktif isimlerinden ve Mahir Çayan’ın öldürüldüğü Kızıldere olayından tek kurtulan olan Ertuğrul Kürkçü, 1988 yılında yazdığı bir makalede, kitlelerin İsrail Konsolosu kaçırılıp öldürüldüğünde değil, kendisinden üstün askeri güçler tarafından öldürüldüğünde Mahir Çayan’dan yana çıktığını söylüyor. Yani aslında asimetrik gücün ve insani taleplerin birleşiminden, mağduriyetin ayan beyan ortaya çıkmasından dolayı kitleler diyebileceğimiz daha çok kişi fikren ve belki de cismen daha çok destek oluyorlar muhalif hareketlere. Sormaya çalıştığım, filmin sonu farklı olabilir miydi? Ya da tarih değiştirilebilir miydi? El Rom ve Santore öldürülmeseydi ne olurdu? Muhalif hareketler amaçları için doğru araçları mı kullandılar? &lt;br /&gt;    Ordu gibi amaç-araç ilişkisi kurmadılar demek asimetrik gücü görmezden gelmek olur. Ama yine Tupamaros da, THKP-C de insan öldürme yöntemiyle amaçlarına ulaşmayı seçtiler. Düştükleri Ertuğrul Kürkçü’ye göre yanlış ikilemdi. Benzer bir olay, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 5 Amerikan askerini kaçırıp politik suçluların serbest bırakılmasını talep ettiklerinde hükümetin sert tutumuna rağmen 5 askeri öldürmeyip serbest bırakması olarak gösterilebilir. Askerlerin basına verdiği demeçlerle kitleler karşısında Deniz Gezmiş ve arkadaşları ‘moral üstünlük’ kazandılar. Dönem düşünüldüğünde halkın tamamının muhalif hareketlere destek verdiği kesinlikle söylenemez ama desteğin moral üstünlük ve taleplerin insani oluşu doğrultusunda arttığı söylenebilir. &lt;br /&gt;      Hegemonya’nın çok baskın çıktığı ve insanların baskı altında yaşamaya mecbur bırakıldığı ortamlarda silahlı direniş ve şiddet-öldürme yöntemlerinin kullanılması yeni değildir. Şiddetin nedenlerinin düşünülmeden sorgulanması pek tabii muhalif hareketlere haksızlık olacaktır. Kendi mal varlıklarını korumak ve eşitsizliği devam ettirmek için kullanılan şiddetle, hegemonyaya karşı kullanılan, adalet için olduğu savunulan şiddet aynı kefede değerlendirilemez ama sonunda ikisi de şiddettir. Ancak filmde de sık sık belirtildiği gibi, yaşam hakkı için, işkenceyi önlemek için, insanca yaşamak için edinilen idealler için neler gözden çıkarılabilir? Sınır nerededir? Üçüncü bir yol mümkün müydü? Yoksa, Ertuğrul Kürkçü’nün dediği gibi ya da Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yaptığı gibi ne olursa olsun meşru müdafaa hariç kimseyi öldürmeden kişileri serbest bıraksalar zaten moral üstünlük kazandıkları için hiçbir zafiyet de göstermemiş mi olacaklardı? Bu seçim bir yana, üçüncü bir yöntem mümkün bana göre. Tupamaros, içinde bulunduğu ilişki ağlarının verdiği bilgi kuvvetiyle Santore hakkında çok fazla bilgiye sahipti. Bu bilgileri sonunda Santore’ye de itiraf ettirdiler. Medeniyet uğruna yaptığını anlatan ve muhaliflerin her ne yöntemle olursa olsun temizlenmesi gerektiğine dair inancını dile getiren Santore’nin ses kayıtları radyolara ve televizyonlara verilip Santore serbest bırakılamaz mıydı? Bu koşullar altında zaten güven kaybı yaşayacak olan hükümet ve merkezi otoriteler zor duruma düşürülmüş olmayacak mıydı? Üstüne üstlük zalimlik yaftasını üzerlerine yapıştırmak durumunda da kalmayacaklardı.  &lt;br /&gt;     Tupamaros’un da, THKP-C’nin de en önemli gücü silahlı mücadele değil, ilişki kurma becerileri idi. Filmde de açıkça görülüyor ki, askerden, polisten, değişik meslek gruplarından, sendikalardan, siyasi partilerden, basından birçok kişi ile temasları bulunmaktadır. Türkiye’deki ilişki ağını kısaca hatırlatmak gerekirse, devrimci Türkiye İşçi Partisi muhalefetinin yerel ve merkez örgütlerinde 1966’dan beri THKP-C liler çalışmaktaydı. THKP-C’nin doğal önderleri, öne çıkan isimleri tabandan liderler, DEV-GENÇ yöneticileri, mühendis, mimar, öğretmen, işçi, sanatçı ya da yazarlardı. Silahlı Kuvvetler içerisinde cuntacılığa karşı askerlerle de temas halindeydiler. Değişik politik alanları bağlama, sürekli yayınlar, kitle toplantıları, basın-yayın-TV kullanımıyla ideolojik etkilerini arttırdılar. 1961’ de TİP’in 15 kişi bile olsa meclise girmesi ve sıkı muhalefet yapması dönem içerisinde etkili olmuştur. Şu an Demokratik Türkiye Partisi’nin (DTP) meclis içerisinde bulunması TİP muhalefetiyle karşılaştırılabilir gözükse de, DTP gibi kimlik eksenli bir parti ile geniş ajandalı sosyalist bir partinin mecliste olması arasında fark olduğu muhakkaktır. THKP-C ‘terörist’ yaftasını El Rom’u öldürerek üzerine aldı ve zaten pek çok direnişçinin ölümüyle sonuçlanan silahlı mücadele sonucu da gücünü kaybetti. &lt;br /&gt;     Bir başka yöntem sorunu da demokrasi ile ilgili. Filmde otobüste geçen bir çeşit katılımcı demokrasi metoduyla Santore’nin öldürülüp öldürülmemesine karar veriliyor. Bu bir çeşit demokratik metot olmakla birlikte, üzerine oturup tartışılmaması belki de üçüncü yöntemlerin ortaya çıkmasını engelledi. Sorunun ortaya koyuluş şekli, cevabın ya evet ya hayır olduğu bir sonuç getirirken pratik olarak hızlı karar vermeleri gerektiği de göz ardı edilmemelidir. THKP-C’de ise durum demokrasi açısından daha vahim haldedir. “Genel Komite” diye tabir edilen her gruptan insanın dahil olduğu komite Aralık 1970’ten, Mart 1972’ye kadar hiç toplanamamış, El Rom’un kaçırılması ve öldürülmesi Merkez Komite’nin önderleri tarafından hızlıca ve spontan karar alınıp gerçekleştirilmiştir. Kürkçü’nün makalesinde belirttiği, THKP-C’nin en büyük zaafı, teorik-programatik ve taktik gelişiminin apansız sıçramalarla sürmesine ve tabanın, karizmatik önderlerin bireysel mizaçlarının bile hareketin pratik yönelimleri üzerinde iz bırakmasına izin veren plastisitesi ve örgütlenme biçiminin hiçbir resmi çerçeveye hatta örgütsel biçime sahip olmamasıdır. Faaliyetlerin siyasal kararlarla demokratik olarak belirlenmesinden ziyade, fikren bütünlüklü olmayan liderlerin anlık aldığı eylem kararlarıyla yürüyen bir mücadele stratejisi benimsenmiştir. Tabii ki içinde bulunulan sıkıyönetim şartları ve örgütlenmeye izin vermeyen otorite baskısı unutulmamalıdır. Ancak yine de herhangi bir ajandası olmadan hareket eden ve Latin Amerika’daki, Küba’daki hareketlerden etkilenerek ilerleyen THKP-C döneminde sosyal ilişki ağları ve sürekli yayınlarıyla sol-muhalif harekette iz bıraksa da varlığını sürdürememiştir. 1980 sonrası apolitizasyon süreci de göz ardı edilmeden şu an sosyalist görüşlü herhangi bir partinin barajı geçemeyip meclise girememesi durumu,  hem koşullar hem de tarihsel başarısızlıklarla ilgilidir. Koşullar 12 Mart döneminde ve sonrasında Ömer Laçiner’in de belirttiği gibi muhalif hareket için her zaman zor olmuştur. Otorite tarafından en sık kullanılan taktikler, sosyalist hareketin tüm alanlarda ezilmesi (anti-komünizm), etnik baskı ve Kürt halkı üzerinde asimilasyon, yani teröre ağırlık vererek ortak düşmana karşı suni birlik yaratma hali ve sanayi burjuvazisine öncelikli imkanlar yaratmak olarak düşünülebilir. Ama örgütsel başarısızlık, ideolojik karmaşa, eylemliliklerin kişilerin üzerinden üretilmesi ve kişilerin mitleştirilmesi, hareketin tabandan kopması gibi nedenlerin de şu anki durum üzerinde etkisi olmadığı söylenemez. Belki de en önemlisi içinde bulunulan koşullar değerlendirilmeksizin, Latin Amerika’dan kopya-eylemlerin getirilip duruma silahlı devrimden başka çare düşünecek demokratik platformların sağlanmamış ya da sağlanamamış olması. Kürkçü, hiçbir güç tarafından aşağıdan denetlenemeyen ve beslenemeyen bir “Merkez Komite” nin üyeleri arasındaki en ufak açı farkının dahi alt birimler arasında büyük açı farklılıklarına yol açtığını belirtiyor. Teorik bütünlük sağlamaya çalışan Mahir Çayan’ın ölümünden sonra grubun dağılmasının bir nedeni zaten otoritenin grubu katletmesi iken, diğer nedeni de teorik tartışma ekseninin kaybedilmesi olduğu Kürkçü’nün makalesinden çıkarılabilecek bir diğer tespit. &lt;br /&gt;       Bütün bu tarihi bilgi ve filmdeki grubun karşılaştırılmasından sonra çıkarılabilecek birkaç tespit var bana göre. Biri,  “Amaca giden yolda her yol mübahtır.” faydacı ve sonuç odaklı bakışı, özellikle içeriği adalet, insanca yaşamak ve eşitlik olan gruplar için kullanılması çok tehlikeli ve sorgulanması gereken bir düsturdur. Özellikle şiddet ve adam öldürme asimetrik güç uygulanmasına karşı olsa dahi yöntemsel olarak sorgulanmalıdır. Örneğin, Cezayir’de yapılan anti-sömürgeci mücadele sırasında kullanılan yöntem olan şiddet, savaş kazanıldıktan sonra da devam etmiş ve aile içi ve sokaktaki şiddetin çok yoğun devam ettiği gözlenmiştir. Yöntemler amaçlara içkin olduğu müddetçe daha sağlıklı sonuçlar elde edilebilir.  Diğer bir konu, örgütlenme ile ilgili yöntemin de çok belirleyici olmasıdır. Bir diğer adıyla örgüt içi demokrasi hem örgütün sağlamlığı ve insanların aidiyeti açısından, hem de örgütün işlerliği açısından önemli bir konudur. Pratik sorunlar nedeniyle, zaman kısıtı, polis tarafından sürekli aranma vs. gibi, demokrasi göz ardı edilebilir denilebilir ancak bu koşullar yüzünden kolaycılığa kaçmak mıdır, yoksa yeni yollar üretmektense iktidara içkin bilinen metotlarla devam etme isteği ve bir çeşit muhafazakarlık mıdır soruları akılda tutulmalıdır. Üçüncü ve sonuncu çıkarım ise adalet arayışı için yola çıkan muhalif grupların taleplerinin meşruiyetini kanıtlamak için kanun-dışılık göstermesi önümüze kanuni (legal) olan ile hukuki (lawful) ve meşru (legitimate) olan arasında fark olduğunu bize hatırlatır. ‘Hukuk’, ‘düzen’, ‘barış’ kelimeleri otorite tarafından filmde de, dönemin Türkiyesi’nde de sık kullanılan sözcükler olmakla birlikte filmdeki işkencenin, 12 Mart dönemindeki Ziverbey Köşkü sorgularının ve Balyoz harekatının (muhalif aydınları göz altına alma, evleri arayıp yasak yayınları toplamak vs.) hukukla, düzenle ve barışla hiçbir alakası olmadığı gerçeğini değiştirmez. Mücadelenin bu haklılık durumu göz önünde bulundurularak ve siyasi amaçtan kopmadan yapılması gerektiği çıkarılabilir. Muhalif mücadelelerin otorite tarafından haklıyken haksız duruma düşürülmesi her zaman akılda tutulması gereken bir tuzaktır. Zaten ‘düşman’, ‘terörist’ olarak tanımlanan ve tanıtılan grupların ve kişilerin eylemlilikleriyle bunun aksini kanıtlamadan kitleleri mücadeleye dahil etmesi çok zor gözükmektedir. Kullanılan yöntemler, taktikler, örgütlenme şekilleri kamuoyu vicdanı, mücadelenin içeriği ve amacı göz ardı edilmeden birlikte düşünülerek ortaya çıkarılmalıdır. Sosyal ilişki ağı her daim muhalif mücadelenin en önemli güçlerinden biridir. Bu ağın devamlılığı ve örgütlülüğün sağlanıp devam etmesi için koşullar da göz önüne alınarak demokrasi yöntem olarak benimsenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bibliyografya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürkçü, Ertuğrul (1988) “THKP-C” Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi içinde cilt 7. İstanbul: İletişim. ss. 2198-2199.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mann, Michael (1984) The Autonomous Power of the state: Its Origins, Mechanisms and Results.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tilly, Charles (1985) War Making and State Making as Organized Crime &lt;br /&gt;From Bringing the State Back In edited by Peter Evans, Dietrich Rueschemeyer, and Theda Skocpol, Cambridge: Cambridge University Press. 169–191.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zürcher, Erik Jan (2002) “İkinci Türkiye Cumhuriyeti” Modernleşen Türkiye Tarihi ‘nin içinde, İstanbul: İletişim. ss. 351-404. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bora, Tanıl. “Anti-Militarizm, Ordu/Askeriye Eleştirisi ve Orduların Demokratik Gözetimi”. Birikim Dergisi: 160/161. Ağustos/Eylül 2002&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laçiner, Ömer. “12 Mart Üzerine” Birikim Dergisi: 8. Ekim 1975.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4874600927815202020?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4874600927815202020/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4874600927815202020' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4874600927815202020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4874600927815202020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/skynetim-ve-mcadele.html' title='sinema-felsefe dersimin sunum ödevi- yine basasım geldi kendimi buralarda tatmin ediyorum napayım...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-5515399607343779795</id><published>2008-03-23T05:50:00.000-07:00</published><updated>2008-03-23T15:54:00.881-07:00</updated><title type='text'>'I':)(</title><content type='html'>I am more aware of myself, I am more blind and ignorant may be.&lt;br /&gt;'I' have changed in my mind, me &lt;span style="font-style:italic;"&gt;qua&lt;/span&gt; dynamic-dialogical-other-being :)&lt;br /&gt;'I' am also performative, both affect others and is affected by others. &lt;br /&gt;More than effects, we have shaped each others. Is it disturbing that much? Is it comforting that much? &lt;br /&gt;Am I trying to be understood? No, I am not. &lt;br /&gt;Am I trying to be the one who challenge all? No, I am not. &lt;br /&gt;I am in trouble with myself, yes or no? &lt;br /&gt;Both, yes and no...&lt;br /&gt;I am going between being and imaging? Is it the case? &lt;br /&gt;Is not there any reality? Isn't there a connection between what I have perceived and what I have cognized? &lt;br /&gt;Bla bla bla..., &lt;br /&gt;I have become a god-damn complicated being?  &lt;br /&gt;Am I kidding now? &lt;br /&gt;Both yes and no:)))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-5515399607343779795?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/5515399607343779795/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=5515399607343779795' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5515399607343779795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5515399607343779795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/i.html' title='&apos;I&apos;:)('/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6518672866130290277</id><published>2008-03-20T14:28:00.000-07:00</published><updated>2008-03-20T14:35:45.622-07:00</updated><title type='text'>oyh</title><content type='html'>Birşey yok, aslında birşeyler var da yok.&lt;br /&gt;Hani bilirsin ya midene oturan ama ne olduğunu tam anlayamadığın,&lt;br /&gt;ama aklına sürekli birşeylerin gelmesi halini durduramadığın, &lt;br /&gt;ama odaklanamadığın hiçbirşeye &lt;br /&gt;anlar vardır ya, anlar değil aslında durumlar. &lt;br /&gt;İçine girmesi ve içinden çıkması zor durumlar ve haller.&lt;br /&gt;İçinden çıkmanın elinde olmadığını hissettiğin ve iplerin kaydığı anların&lt;br /&gt;hemen ardından muktedir olmak, ipleri yeniden tutmaya ve o durumların içinden çıkabilecek tek kişinin yalnız sen olduğunu bilmek peşpeşeliği. &lt;br /&gt;Yine geldi baş belası karmakarışıklık hali.&lt;br /&gt;Yine gitti aslında, kafam karışık zihnim açık.&lt;br /&gt;Çok yorgunum, &lt;br /&gt;Çok yorgunum, &lt;br /&gt;Öyle ki...&lt;br /&gt;İşte çok yorgunum.&lt;br /&gt;Betimlemek faydasız.&lt;br /&gt;Anlamak güç. &lt;br /&gt;Hayatının bir evresinde yaşasa da birileri yine de anlaması güç, empati kurması zor durumların sarpasarması hali...&lt;br /&gt;Sarpasarması, peşpeşeliği, vs. vs. vs.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6518672866130290277?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6518672866130290277/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6518672866130290277' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6518672866130290277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6518672866130290277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/oyh.html' title='oyh'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8038626461871068934</id><published>2008-03-18T01:46:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T01:51:27.304-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R9-CYIT2xBI/AAAAAAAAACA/w1HNGnWoSjU/s1600-h/ws_manzara_ve_huzur_II_1680x1050.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R9-CYIT2xBI/AAAAAAAAACA/w1HNGnWoSjU/s320/ws_manzara_ve_huzur_II_1680x1050.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179001447558595602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8038626461871068934?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8038626461871068934/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8038626461871068934' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8038626461871068934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8038626461871068934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/blog-post.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R9-CYIT2xBI/AAAAAAAAACA/w1HNGnWoSjU/s72-c/ws_manzara_ve_huzur_II_1680x1050.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7723309269340630633</id><published>2008-03-16T06:51:00.001-07:00</published><updated>2008-03-16T06:51:48.118-07:00</updated><title type='text'>SSGSS</title><content type='html'>Binlerce Emekçi SSGSS'ye Karşı "Uyardı": Yoksa Genel Grev&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahpaşa'dan Saraçhane'ye yürüyen on bin kişi SSGSS tasarısının geri çekilmesini talep etti, AKP hükümetini protesto etti. İki saat iş bırakan çalışanlar "Bu uyarı eylemiydi" dediler. "İşçi memur elele genel greve" sloganı attılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİA Haber Merkezi - İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Mart 2008, Cuma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emine ÖZCAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışanlar bugün (14 Mart) Türkiye'nin her yerinde öğleden önce saat 10:00-12:00 arasında iş bırakarak ve ardından emek platformunun düzenlediği eylemlere katılarak TBMM gündeminde olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısını protesto etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün aynı zamanda Tıp Bayramı. Sağlık çalışanları da emek platformu bileşenleri içinde yer aldı. İstanbul'da en kapsamlı yürüyüş Cerrah Paşa Tıp Fakültesi'nden Saraçhane'ye yapılan yürüyüş oldu.&lt;br /&gt;"AKP yüzde 47'ye güvenmesin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastane önünde buluşan Emek Platformu bileşenlerinin başlattığı yürüyüşe yaklaşık on bin kişi katıldı. Yürüyüş boyunca tasarının halka yansıyacak olumsuzlukları sıralandı, AKP hükümeti karşıtı sloganlar atıldı. "Yüzünü halka değil IMF'e ve sermayeye çeviren hükümete o yasayı çıkartmayacağız. Yüzde 47'ye güveniyorlarsa bu halk daha önce de buna benzer kanunlarla karşısına çıkana bir daha iktidar yüzü göstertmedi" denildi.&lt;br /&gt;"3 çocuk doğur"un ardında "kadının yeri evidir" var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasa ve ardından istihdam paketiyle işsizlerin sigortadan yararlanamamaları, kreşlerin kapanması gibi pek çok kazanılmış hakkın kaybolacağına dikkat çekilen yürüyüşte Başbakanın kadınlara en az üç çocuk doğurmalarını salık vermesinin ardında yasalarla da desteklediği "kadın evi yeridir" mesajı olduğu ifade edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medical Park Hastanesinin önünden geçilirken "Bu özel hastane tekti. Şimdi yüzlercesi var. Çünkü kamu hastanelerine vermediklerini özel hastanelere verdiler" denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Ufuk Uras'ın da katıldığı eylemde Saraçhane Parkı'nda toplanan kitle adına Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Başkanı Köksal Aydın, "Üç yıldır IMF ve Dünya Bankası direktifiyle AKP'nin gündeminde olan SSGSS'ye karşı yurdun dört bir yanında sesimizi yükseltiyoruz. Tasarıyla dayatılan acı reçeteyi yırtacağız. Geç kalınmışlık olsa da henüz vaktimiz var. Hastaneler halkındır satılamaz, kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Tabipleri Birliği (TTB) adına Ali Çerkezoğlu "Cumhurbaşkanı ve başbakan da olmak üzere hepimizin gözü önünde bu yasaların çöpe gitmesi kararı ortaya çıktı. Eğer yasayı geçirirlerse bugün yapılan eylemde olduğu gibi her gün hastane ve işyerleri önlerinde onlardan hesabı sorulacak. Muhalefet etmeyen muhalefet partileri de nasibini alacak" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emek Platformu bileşenleri adına Ali Rıza Küçükosmanoğlu yasa tasarısının olumsuzluklarını sıraladı, "Bugün uyarı eylemiydi, yasa meclisten çekilene kadar tepkiler sürecek" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Genel grev, genel direniş", "Herkese eşit ücretsiz sağlık", "Kasımpaşa imamı kaça sattın vatanı", "AKP, IMF yasanı al başına çal", "İşçi memur elele, genel greve", "Sağlık haktır satılamaz", "IMF uşağı hükümet istifa", "AKP sağlığa zararlıdır", "Yaşasın sınıf dayanışması" sloganları atıldı. "Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz", "Yuh yuh" şarkıları ve 10. yıl marşı çalındı.&lt;br /&gt;İTO'dan Taksim'de 14 Mart yürüyüşü &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksim'de ise İstanbul Tabip Odası (İTO) saat 13:00'de yaklaşık bin kişinin katılımıyla Galatasaray Lisesi önünden Taksim Meydanı'na kadar yürüyüş düzenledi. "Emeğimiz, mesleğimiz ve geleceğimizden vazgeçmeyeceğiz" yazılı pankart açan grup yasa tasarısını protesto etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz önlüklü, ve üzerlerine "Örgütlü emek, sağlıklı toplum" yazılı önlükler giyen sağlık çalışanları İstiklal Caddesi'nde karanfil dağıttılar. TTB Başkanı Gençay Gürsoy ve İstanbul Tabipler Odası Tabipler Odası Başkanı Özdemir Aktan, Atatürk anıtına çelenk bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emek Platformu Türk-İş, Hak-İş, DİSK, KESK, Türkiye Kamu-Sen, Memur-Sen, Türkiye İşçi Emeklileri Cemiyeti, Tüm İşçi Emeklileri Derneği, Tüm Bağ-Kur Emeklileri Derneği, TMMOB, Türk Diş Hekimleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği, TÜRMOB'dan oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyleme İstanbul Tabip Odası, İstanbul Eczacı Odası, DİSK’e bağlı Sine-Sen, Dev Sağlık İş ve Nakliyat İş Sendikaları, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve bağlı sendikalar, Tekstil Sen, DSB, Türk İş’e bağlı Tez Kop İş ve Teksif sendikaları, Çağdaş Avukatlar, Halkevleri, Yurtsever Cephe, ESP, HÖC, HKM, EMEP, EHP, ÖDP, Alınteri, Devrimci Hareket, Çağrı Dergisi ve Devrimci İşçi Partisi döviz ve pankartlarıyla katıldı. (EZÖ)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7723309269340630633?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/105601/binlerce-emekci-' title='SSGSS'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7723309269340630633/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7723309269340630633' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7723309269340630633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7723309269340630633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/03/ssgss.html' title='SSGSS'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8925718090464814183</id><published>2008-02-25T15:36:00.000-08:00</published><updated>2008-02-25T15:37:20.619-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img361.imageshack.us/img361/9379/cihanresim4079ra.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://img361.imageshack.us/img361/9379/cihanresim4079ra.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8925718090464814183?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8925718090464814183/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8925718090464814183' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8925718090464814183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8925718090464814183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/02/blog-post.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-1444460287703641396</id><published>2008-02-18T11:44:00.000-08:00</published><updated>2008-02-18T11:50:57.993-08:00</updated><title type='text'>çatırdıyor mu?</title><content type='html'>30 yıldır hiçbir bankasını kamulaştırmayan İngiltere'de ne oldu da bir banka kamulaştırıldı sadece bu habere bakıp anlamak çok zor.İşin daha da tuhaf kısmı deminden biri birçok gazeteye BBCye vs. baktım sadece milliyette bir küçük haber gördüm, bir de hürriyette. Radikalde, Birgün'de ya yaok ya da ben göremedim. BBCde bütün sayfalar Kosovayla dolu, bu haberi arayıp bulmanız gerekiyor. Neden acaba diye düşünmek gerek herhalde biraz daha ya da ben paranoyaklaştım. neyse haber bu, sistem çatırdıyor mu ne? yoksa çatırdaması kaçınılmaz mı zaten? Çoook araştırılıp bakılması gereken bir konu ve örnek gibi duruyor. ben de buraya nıtunu düşeyim istedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İngiltere'nin 5. büyük emlak bankasına el kondu&lt;br /&gt;Nakit sıkıntısı çeken ve kredi bulmakta sıkıntı çeken Northern Rock, kamulaştırıldı. Devlet, bankayı kurtarmak için 25 milyar sterlin borç vermişti&lt;br /&gt;DIŞ HABERLER SERVİSİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mortgage krizinden ağır yara alan İngiliz emlak kredi bankası Northern Rock'a devlet el koydu.&lt;br /&gt;Maliye Bakanı Alistair Darling dün yaptığı açıklamada, İngiltere'nin beşinci büyük emlak kredi kuruluşunun, "geçici bir süre için kamu mülkiyeti altına alındığını" söyledi.&lt;br /&gt;Darling hükümetin, bankayı devralmak için The Virgin Group'tan ve bankanın kendi üst düzey yöneticilerinden gelen iki teklifin de geri çevrildiğini kaydetti. Bakan Darling bu iki teklifin, teklifi verenlerin bankanın ihtiyaç duyduğu nakit parayı sağlayamayacaklarını düşündükleri için geri çevrildiğini söyledi. Darling, "işler yoluna girdiğinde banka yeniden özel sektöre devredilecektir" dedi.&lt;br /&gt;Geçen ağustos ayında gerçekleşen mortgage krizinin ardından oluşan panik ortamında tasarruflarını kaybetmekten korkan Northern Rock'taki mevduat sahipleri, paralarını çekmek için bankanın şubeleri önünde uzun kuyruklar oluşturmuşlardı. Nakit sıkıntısı çeken ve uluslararası piyasalardan da kredi bulmakta sıkıntı çeken bankaya İngiltere Merkez Bankası'nın geçen eylül ayından beri 25 milyar sterlin borç verdiği belirtiliyor.&lt;br /&gt;1970'li yıllardan beri İngiltere'de hiçbir bankanın kamulaştırılmadığına dikkat çeken uzmanlar, hükümetin dünkü kararının Başbakan Gordon Brown için önemli bir prestij kaybı anlamına geldiğini vurguladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-1444460287703641396?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.milliyet.com.tr/2008/02/18/ekonomi/axeko03.html' title='çatırdıyor mu?'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/1444460287703641396/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=1444460287703641396' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1444460287703641396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1444460287703641396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/02/atrdyor-mu.html' title='çatırdıyor mu?'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6052949507034303623</id><published>2008-02-18T11:29:00.000-08:00</published><updated>2008-02-18T11:31:37.267-08:00</updated><title type='text'>yine yeni yeniden çok iyi bir yazı...</title><content type='html'>İki farklı taraftan gelen iki farklı ses ama aynı şeyi söylüyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;SÖZ KONUSU ÖZGÜRLÜKSE HİÇBİR ŞEY TEFERRUAT DEĞİLDİR BİZ HENÜZ ÖZGÜR OLMADIK...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük ve teferruat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldırım Türker&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18/02/2008 (7421 kişi okudu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan söz konusuysa, ülkenin bölünmez bütünlüğü söz konusuysa diye söze başlandığında; velhasıl burada itişe kakışa hayatta kalmaya çalışırken tepemizde sallandırılan kimi paslı kılıçlar her çekilende bizim kaygılarımızın teferruat olduğu söylenegelir.&lt;br /&gt;Özgürlük adına, insan hakları ve eşitlik adına her söz aldığımızda teferruat muamelesi görmeye alışkınız vesselam.&lt;br /&gt;Zehirli Çiçek, '301 halkın sorunu değil' derken bu maddeyle başına iş açılan, katil beslemelere hedef gösterilenlerin bir avuç kendini bilmez olduğunu anlatmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;301, ona kalırsa bir teferruattı.&lt;br /&gt;Yaralıları toplam nüfusa vurulduğunda kayda değer bir yüzde çıkmıyordu.&lt;br /&gt;Başörtüsü tartışmalarında da gelinen nokta, üniversitelerde mağdur olan genç kız sayısının ne kadar düşük olduğunu çeşitli araştırmalarla gösterip, böylesi bir teferruatın gündemimizi rehin almasına itiraz etmek. AKP'nin Şark usulü fırsatçılığına itirazlarını dile getirenler oldu. Ne laikçilere ne de İslamcılara yaranabilen bu grup hak ve özgürlüklerin öncelikler ve önem sırası güdülemeyecek bir alan olduğunun altını özenle çiziyordu. Öte yandan her iki taraftan da gönüllü sayım memurları işbaşındaydı.&lt;br /&gt;Bu konuda, bana kalırsa son sözü söyleyenler, imzaya açılmış bir metinle karanlık görünen geleceğimize güçlü bir ışık olan bir grup başörtülü kadın oldu. Onların metnini, ola ki ulaşamadıysanız, birlikte okuyalım istiyorum. Derin bir soluklanıp yeniden başlayabilmek için:&lt;br /&gt;"SÖZ KONUSU ÖZGÜRLÜKSE HİÇBİR ŞEY TEFERRUAT DEĞİLDİR BİZ HENÜZ ÖZGÜR OLMADIK...&lt;br /&gt;Üniversite kapısı sert bir şekilde yüzümüze kapatıldığı günden bu yana yaşadığımız acılar bize bir şey öğretti: Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, sözlerine, düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir.&lt;br /&gt;Başını örttüğü için ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak tüm samimiyetimizle açıklıyoruz ki; üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız. Ta ki:&lt;br /&gt;Kürtlerin ve ötekileştirilenlerin kendilerini bu ülkenin asli unsuru hissetmesi için gereken hukuki ve psikolojik ortam oluşturulmadan,&lt;br /&gt;Acımasızca işlenen cinayetlerin gerçek sorumlularına ulaşılmadan,&lt;br /&gt;301 davalarını bitirecek düzenleme yapılmadan, Azınlık vakıflarının üzerinde pişkince oturanların rahatı bozulmadan, Alevilerin ibadetini kültürel aktivite, ibadet evlerini de kültür merkezi olarak görmekte ısrar etmekten vazgeçilmeden, Üniversitelerden sudan sebeplerle atılan arkadaşlarımız geri dönmeden, Yasakçı zihniyet bize ne zaman, nerelerde ve nasıl örtüneceğimizi dayatmaktan vazgeçmeden, Üniversitelerin bilimsel özgürlüğünün önündeki en büyük engel YÖK kaldırılmadan...&lt;br /&gt;Kısacası;&lt;br /&gt;12 Eylül darbe anayasasını esamesi okunmayacak şekilde ortadan kaldırıp yeni, sivil bir anayasaya yapılmadan mutlu olamayacağız.&lt;br /&gt;Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz düzenini devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiçbir özgürlük tam özgürlük değildir.&lt;br /&gt;Özgürlüklerin kısıtlanmasının ne demek olduğunu bilen insanlar olarak, bundan sonra da her türlü ayrımcılığın, hak ihlalinin, baskının, dayatmanın karşısında olacağız.&lt;br /&gt;Unutulmamalı ki; 'Gökler ve yer adaletle ayakta durur.' (Hz. Muhammed)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En korkunç teferruat&lt;br /&gt;Başta Kaos GL olmak üzere eşcinsel örgütler, anayasa değişikliği gündeme geldiğinden beri çırpınıyor. Eşcinsel hakları için mücadele veren bu örgütler çoğunluk 'müstehcen' yaftasıyla baskı altında tutulup hak ve özgürlük mücadelesi alanından kovuluyor.&lt;br /&gt;Özgürlük mücahidi AKP'den değerli Burhan Kuzu'nun yakın zaman önce yaptığı bir açıklama, temsilcisi olduğu görüşün 'kırmızı çizgi'sini ilan ediyordu.&lt;br /&gt;Türkiye'nin bütün eşcinsel dernekleri, kurmuş oldukları Anayasa LGBTT Komisyonu imzası altında bir basın bildirisi yayımladı. Bildirinin bir bölümünü aktarıyorum:&lt;br /&gt;"Bugün TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun Milliyet gazetesinde yayımlanan 'Eşcinseller de eşitlik istiyor, verecek miyiz? Tabii ki vermeyeceğiz!' açıklaması hükümetin eşcinsellerin taleplerini görmezden gelen ayrımcı politikasını da doğruluyor.&lt;br /&gt;Hükümet, AB reformları ve son dönem 'Sivil Anayasa' tartışmaları sürecinde, eşcinsellere karşı, en azından nefret söylemi üretip yaymıyor görünüyordu. Bugün ise hükümet sözcülerinin yaptıkları açıklamalar, şimdiye kadar sürdürülen sessizliğin eşcinselleri inkârdan kaynaklandığını göstermiş oluyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, yine içinde bulunduğumuz dönemde yapmış olduğu, 'Batı'dan ahlaksızlık aldık' açıklaması da eşcinseller olarak kaygılarımızı iyice arttırıyor.&lt;br /&gt;Eşcinsellik suç olmadığı halde yıllarca 'suçlu' muamelesi gördük.&lt;br /&gt;Sırf cinsel yönelimimizden dolayı kadın ve erkek eşcinseller olarak temel insan haklarından mahrum bırakıldık ve her türlü ayrımcılığa maruz kaldık.&lt;br /&gt;Sırf eşcinsel olduğumuz için ifade ve örgütlenme hürriyetlerimiz 'genel ahlak' ablukası ile kuşatıldı.&lt;br /&gt;Baskılandık, engellendik, dergilerimize, derneklerimize dava açıldı, engellemeler ve davalarımız halen sürüyor.&lt;br /&gt;Sırf cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerimizden dolayı işe alınmıyor, çalıştığımız işlerden atılıyor, mesleklerimizden men ediliyoruz.&lt;br /&gt;Sırf eşcinsel olduğumuz için eğitim hakkımız engelleniyor. Sırf eşcinsel olduğumuz için yaşam hakkımız gasp ediliyor, şiddete maruz&lt;br /&gt;kalıyoruz, öldürülüyoruz. Eşcinsel öldürdükleri için mahkemeler katillerimize ceza indirimi sunuyorlar.&lt;br /&gt;Çok merak ediyoruz: 'Eşcinsel' dendiğinde Sayın Kuzu'nun kafasında acaba ne canlanıyor ve hükümetin, cinsel yönelim ayrımcılığını savunmasından ve sürdürmesinden ne gibi bir politik çıkar bekliyor?&lt;br /&gt;Eşcinsellerin anayasal eşitlik ve özgürlük talepleri, önyargılara kurban edilecek fanteziler değildir. Eşcinsel kadınlar ve erkekler olarak yaşam hakkı, çalışma hakkı, eğitim, ifade ve örgütlenme haklarımızın ihlal edilmemesini ve yasal güvence altına alınmasını istiyoruz. Sırf cinsel yönelimimizden dolayı en temel insan haklarından mahrum bırakılmayı kabul etmeyecek ve eşitlik için 22. yüzyılı beklemeyeceğiz.&lt;br /&gt;Anayasa LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeküel) Komisyonu olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasının tüm vatandaşlarının insan haklarını koruyan ve tüm ayrımcılıkları önleyen maddeleri içerecek şekilde düzenlenmesini önemsediğimizi ve talep ettiğimizi bir kez daha hatırlatırız.&lt;br /&gt;Sivil Anayasa'da, "eşitlik"i düzenleyen maddeye, "cinsiyet"in ardından&lt;br /&gt;"cinsel yönelim" ve "cinsiyet kimliği" ibareleri eklenmelidir."&lt;br /&gt;Kaos GL de bir başka bildirisinde taleplere açıklık getiriyor:&lt;br /&gt;"Gey-Lezbiyenler olarak yıllardır eşcinselliğin sadece cinsellikten, cinselliğin de sadece pornografiden ibaret olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Türkiye'de eşcinsellik, yasalarda "suç" ya da "hastalık" olarak görülmediği halde devletin resmi kurumları kendi alanlarından hareketle eşcinselliği baskılayabiliyor. Anayasa'nın&lt;br /&gt;10. maddesine "cinsel yönelim" ibaresinin eklenmesini, sadece lokantada rahatça kebap yemek için değil ekonomik, sosyal, kültürel olarak hayatın her alanında sırf cinsel yönelimimizden dolayı maruz bırakıldığımız ayrımcılığa karşı hakkımız olan eşitlik ve adalet için istiyoruz. Eşcinseller olarak hakkımız olan eşitlik ve adalet taleplerimiz popüler kültür araçlarıyla magazinleştirilirken yasal düzenlemelerdeki muğlaklaştırmalarla da yeniden görünmezliğe mahkûm ediliyor."&lt;br /&gt;Toplumun bir kesiminin eşitlik talebi karşısında "Tabii ki vermeyeceğiz" diye böbürlenebilen siyasetçilere, bu konuyu hayatımızın inkârı elzem bir teferruatı olarak görenlere duyurulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6052949507034303623?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=247779' title='yine yeni yeniden çok iyi bir yazı...'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6052949507034303623/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6052949507034303623' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6052949507034303623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6052949507034303623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/02/yine-yeni-yeniden-ok-iyi-bir-yaz.html' title='yine yeni yeniden çok iyi bir yazı...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6095895972202691030</id><published>2008-02-16T03:51:00.000-08:00</published><updated>2008-02-16T03:53:07.856-08:00</updated><title type='text'>hass- yıldırım türker'den</title><content type='html'>Not-different-in-kind nefret çeşitleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hass&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hass&lt;br /&gt;Almanya'da en son yaşanan yangın olayında da evin duvarında 'hass' yazısı vardı.&lt;br /&gt;Bir kişiyi ırkı, rengi, etnik kökeni, uyruğu, dini, cinsiyeti ya da cinsel yönelimi, yaşı, fiziksel ya da zihinsel engelleri nedeniyle hedef alan saldırılara nefret suçu deniliyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10/02/2008 (1496 defa okundu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YILDIRIM TÜRKER (Arşivi)&lt;br /&gt;Kapı eşiğine kazınmış bir kelime. Evleri kundaklanan, çoluk çocuk ateşe verilen Türklerin kapısında bulanan bu tıslamalı kelime: Nefret! SS harfleri elbette gamalı haçın kolları gibi yazılmış. Tarihe geçmiş en kanlı nefret örgütlenmelerinden birinin adına gönderme.&lt;br /&gt;Nefret suçunun tanımına bir bakalım.&lt;br /&gt;Bir kişiyi ırkı, rengi, etnik kökeni, uyruğu, dini, cinsiyeti ya da cinsel yönelimi, yaşı, fiziksel ya da zihinsel engelleri nedeniyle hedef alan saldırılara nefret suçu deniliyor. Nefret suçları, sözlü tacizden tehditkâr davranışlara, ad ve lakap takmaktan posta ve telefonla rahatsız etmeye, fiziksel saldırıdan mülküne tecavüze, kundakçılıktan aşağılayıcı duvar yazılarına kadar geniş bir alana yayılıyor.&lt;br /&gt;Hayatımızın her alanında nefret suçlarının karasularında kulaç atıp nefret suçlarıyla iç içe yaşadığımızı, yadırgamaktan geçtim yadırgayanları nanemolla bulduğumuzu biliyoruz.&lt;br /&gt;Devlet kademelerinde post tutanlardan kamuoyundan sorumlu basınımıza kadar herkesin suçlu olduğunu hatırlatmak yeterli.&lt;br /&gt;Birkaç hafta önce Yeni Şafak gazetesinde Ergenekon tutuklamaları üstüne farklı bir haber çıktı. Haber şöyle başlıyordu: "İstanbul Terörle Mücadele ekiplerinin çökerttiği Ergenekon terör örgütünün Nobel Ödüllü romancımız Orhan Pamuk'u öldürmesi için tuttuğu eşcinsel tetikçi Selim A.'nın yazarın evi ve sık sık gittiği Beyoğlu'ndaki Refik adlı restoran çevresinde istihbarat ve keşif çalışmaları yaptığı ortaya çıktı."&lt;br /&gt;Yeni Şafak, rakiplerine nal toplatarak yakalanan tetikçinin cinsel yönelimini araştırmış, okuruna duyuruyordu. Burada besbelli yazı işlerine tuhaf gelmemiş tuhaflık, bu bilginin son derece gereksiz olmasıydı. Ama elbette onların bir bildiği vardı. Böylesine korkunç bir eylemin eşiğinde başarılı hükümetin başarılı operasyonuyla başarıyla kıstırılan bir bozguncunun, kendisi ilan etmediyse gazeteye nasıl yansımış olduğu belirsiz cinsel kimliği, fevkalade iç gıcıklayıcıdır. Aynı zamanda muhafazakâr okurların da kendi hayatlarının sağlamasını yapabileceği, muhafaza ettiklerinden gurur duyabileceği bir ayrıntı.&lt;br /&gt;Ama her şeyden önce bir cinsel yönelimi dıştalayıcı, ötekileştirici, eni konu ayrımcı bir ideolojiyi dillendiriyor bu bakış. Teröristi aşağılamak, onu okurun gözünden düşürüp 'bir kopuk' olarak yaftalamak için seçildiği belli bu ayrıntının.&lt;br /&gt;Terörle savaş konusunda kullanılan psikolojik aygıtların başında geliyor cinsellik. 11 Eylül saldırısının hemen ardından 11 Eylül teröristlerinin seks hayatı üstüne öylesine revnaklı öyküler sızdırılmıştı ki dolaşıma. Hatırlarsınız, uygarlığın terörist üstüne inşa ettiği senaryonun ayrıntıları, geleneksel motiflerden vazgeçmiyordu elbet. Cinselliğin cazibesini kullanarak yaşananları ve haber tüketicisini erotize etmek, bu dilin bildik kurnazlığı. Öncelikle Usame bin Ladin'in cinsel uzvunun boyutları hakkında bilgilendirilmiştik. Bir profesyonel kadın tarafından ebat konusunda nasıl aşağılandığını, bu yüzden nefretle beslendiğini zaten biliyorduk. Savaşın ve vahşetin erotizasyonu da bu kadar sakil oluyor tabii. Hemen üstüne Muhammed Atta'nın cinsel formasyonu hakkında bombardımana tutuluverdik. Üniversiteye kadar, babasının 'bu çocuğu kız gibi büyütüyorsun' uyarılarına kulak asmayan anasının kucağında oturduğuyla; gizli bir eşcinsel olduğuyla açıklanıyordu, katliama varan yolculuğunun dinamiği. Duygu deryasının yazar-yönetmeni Amerika, sıska mı sıska, hülyalı bir genç olarak ablasına sarılmış fotografını ya da anasına yanağını uzatan resmini, her şeyin kanıtı olarak sunuyordu. Yoldaşı Ziyad el Cerrah'ın da pek ince, matruş çehreli olduğu sıkça vurgulayarak. Time dergisi pek zarif biçimde Atta'nın evinin pembe olduğunu işaret ederken The National Inquirer gazetesi açık seçik dile getirmişti: "Dünya Ticaret Merkezi teröristi Muhammed Atta ve hempalarından birçoğu yıllardır gizli eşcinsel hayat sürdürüyorlardı."&lt;br /&gt;Onların saldırganlığı cinsel yetersizliklerinden, 'sapkınlık'larından kaynaklanıyordu.&lt;br /&gt;Amerikan tarihinde Otoritenin radikal muhaliflerin cinsel hayatlarını deşme, onların 'sapkınlıklarını' bir bir faş etme alışkanlığı herkesin malumu. Soğuk savaş sırasında McCarthy'nin muhaliflerini efemine ilan ettiği bilinir. Hoover ve Eisenhower'ın başvurmuş oldukları bir psikoloji el kitabında, Komünist evliliklerinde kadınların dominant olduğu yazıyordu. Amerikan Komünist Partisi lideri Earl Browder da 'kılıbık' ilan edilmişti. Rosenbergler'e gelince. Tabii ki 'Julius köle, karısı Ethel ise efendisiydi.' Mıymıntı, iktidarsız, açık-örtük eşcinsel erkekler, vatan haini-komünist-kanlı katil adaylarıdır. Hitler'in kimliğini açıklarken eksik testisinden başlayıp erkek fahişelerle düşüp kalktığı iddialarına kadar bütün ayrıntılar, dünyayı anlamlandırma yolunda seçilen politikalar hakkında bir bilgi veriyor.&lt;br /&gt;Uygarlığın cinselliği ile terörün cinselliği arasındaki fark açıkça erkekliğin imkânlarıyla tartılıyor. Terör tanımı, dünyanın yeni hilkat garibelerini çatısı altında birleştiriyor. Böylelikle her şey yerli yerine oturuyor. Kötüler bir bir saptanırken herkesin kolayca paylaşabileceği psikoloji kırıntıları ve nefret dolaşıma sokuluyor. Artık hepimizi, kolay denetime gelmeyen, farklı hayatlar yaşayan herkesin potansiyel canavar olarak algılandığı bu dünya tasvirinde, varolabilmek için daha fazla çırpınmak bekliyor.&lt;br /&gt;................&lt;br /&gt;Diğer örnek de utanç verici. Bu kez sahnede bir valimiz duruyor. Bingöl valisi İrfan Balkanlıoğlu, 10 PKK'lının öldürüldüğü operasyonlar hakkında basına bilgi verirken "Teröristlerin çoğunun sünnetsiz" olduğunun altını çiziveriyor.&lt;br /&gt;Hakikati düşmanının belden aşağısında arayan bu aklı hangi süzgeçten geçirsek de saklasak? PKK'ya yıllar boyunca en resmi ağızlardan Ermeni dölü diye haykıran devletimin bu muhteşem bürokratı da böylelikle karınca kararınca bir katkıda bulunuyor terörle mücadeleye. Teröristlerin onun bunun karısı, eşcinsel, Kürt, komünist, gavur olduğunu biliyorduk aslında. Ama birinci ağızdan duymuş olduk. Gayrimüslimmiş gerçekten de vahşi düşman. Vali öldürülenlere bir göz atmış.&lt;br /&gt;Zaten sünni, heteroseksüel, özbeöz Türk olmayandan korkmak gerek. Hem kolay kandırılıp tetikçi oluyorlar, hem dağlara çıkıp Türk'e ateş açıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6095895972202691030?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=7986' title='hass- yıldırım türker&apos;den'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6095895972202691030/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6095895972202691030' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6095895972202691030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6095895972202691030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/02/hass-yldrm-trkerden.html' title='hass- yıldırım türker&apos;den'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3532414037795374846</id><published>2008-01-26T04:52:00.000-08:00</published><updated>2008-01-26T05:44:37.065-08:00</updated><title type='text'>gugıllamalar- ikinehir özentisi-itiraflar</title><content type='html'>Şimdi ben ikinehirin bana açtığı yoldan ileriliyorum bu blog aleminde. Blogu o açtırdı sonra efendime söylim statcounterı o yükletti bir sürü iş , hiç üşenmedi ben anlamaya çalışırken teknolojiyi:P Şimdi de artık dayanamıyorum inanılmaz gugıllamalar var bana çıkan, bloga çıkan onları yazıcam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 gugıllamayla en komiği nasıl hamile kalınır? anlayamadığım neden benim blogun açıldığı. ama çok eğlendim puahahaha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra yeni bir  tane var süper: İnsanlar tarafından zehirlenmemek için ne yapmak lazım? E yok artık dicem olmıcak:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşarak bana gel &lt;br /&gt;Birilerini etkilemek gibi sorularla devam ediyor ugugıllama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul mühürlemelerine de öldüm. okul mühürlenir mi ya? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası çok içerikli kristaliş novamed yıldırım türker şemdin sakık anlatıyor, adorno, özgürlük, sanat  vs vs vs vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar tarafından zehirlenmek iyiymiş aslında. Bazen gerçekten ne kadar itiraf edemesem de kendime sık sık, Sartrea hak veriyorum. Nehir kızma biliyorum biz seninle sartrea karşı omuz omuza vermiştik burjuva filozofu diye:p ama hell is others bazen. ama yine de başkası olmadan da olmuyor. İnsanlığın en eski ikilemi galiba. recognition vs. autonomy??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birşeyler daha itiraf edicem: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri bu işte. İnsanlar bazen üstüme üstüme geliyor. NE YAPSAM DA o zehrilenme hissi sarıyor bazen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğeri, ben çok sıkıntılı olduğumda, stresli olduğumda üzgün olduğumda tüketerek rahatlıyorum. YAA ÜZGÜNÜM ama öyle. Param olmasına gerek yok. LIVE LONG CREDIT CARDS:p Biliyorum bunu çok eleştiriyorum eleştiriyoruz: Tüketim toplumu value anlam değiştirdi sosyal olandan ekonomik olana geçti (Polanyi), sonra bu kötü sistemin parçası olmak vs. ama üzgünüm de kabulleneceğim . &lt;br /&gt;I am a part of the system.&lt;br /&gt;Kredi kartlarıyla hayatımı bir sınıf üstten yaşamaya başladığımdan, &lt;br /&gt;Kokakolanın lightını değil ama kendisini bazen çok canım istediğinden, &lt;br /&gt;Çocukken en çok sevdiğim şeylerden birinin socially constructed reklamlarla desteklenmiş olduğunu bilmeme rağmen McDonaldsa gitmek ve hala arada gidip mcchicken yediğimden, &lt;br /&gt;Starbucksın koltuklarının çok rahat olduğunu ve 21 yaşımda ben oraya giremem çok pahalıdır dememe rağmen sonrasında filtre kahvenin 3 ytl olduğunu öğrendiğimden, &lt;br /&gt;Canım sıkıldığında tüketerek mutlu olduğumdan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vs vs vs vs vs vs ...&lt;br /&gt;beri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları yaptıktan sonra ya da yaparken düşünmüyor muyum? kendimi eleştirmiyorum evet yapıyorum ama sonuçta yapıyorum da. Bir kısmından vazgeçtim koladan mesela da ben vazgeçtim de kuş mu kondurdular hayır. Mc Donaldsa da o kadar sık gitmiyorum bazen canım çekiyor ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün sosyal hayatıma bu kadar girmişken ya anlık hazlar ama bunlar değil, yüksek zevkleirn olsun diyorsanız benim anlık hazlara da ihtiyacım var üzgünüm. Gerçekten üzgünüm. &lt;br /&gt;Tüketerek mutlu oluyorum ve bundan o kadar da utanmıyorum en azından yaparken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi algılarımızı özgürleştirmek zor farkındayım ve çaba sarf etmek lazım ama bazen sarf edecek enerjin başka yerlerdeysen özellikle kaptırıp gidiyorum. Güzel renkli şeyler satın almak, yemek, içmek, anlık, geçici, sisteme hizmet eden  vs vs vs vs&lt;br /&gt;daha pek çok şekilde tanımlanabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadara açılmışken demeye çalıştığım şu aslında: &lt;br /&gt;Her yer sarmalanmış, her yer değişmiş, dönüşmüş, ben de tabii ki. I AM A PART OF IT.&lt;br /&gt;O kadar rasyonel yaşamıyoruz, yaşamıyorum. Politically correct olmak her alanda biraz insan üstü birşey ve I AM NOT ÜBERMENSCH/Overwoman.&lt;br /&gt;Hee birde ömrümün büyük bir kısmında aşırı Beşiktaş fanatiğiydim. Bütün maçlarını izlerdim. Ellerim kartal pençesi resimlerim var. Utanıyor muyum? HAYIR YA! aidiyet de birşey, insan istiyor, tama gözümüzü kör etmesin diyeceğim ama ne kadar eğlenirdik ne kadar biz hissederdik diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Biliyorum şimdi diyeceksiniz ki ama bu işte, tam da o his kaçınmamız gereken. Ben körü körüne biz olmaktan bahsetmiyorum ama zaten. Ortak birşeylerden keyif almaktan bahsediyorum evet ötekiler var eder bu durum ama çok da yüklü kuvvetli bir histir içinde bulunduğun. Kör olmadan ait olmak, Aidiyet duyup yine de birey olmak, sef-rule/ autonomy vs. recognition başa döndüm bakın...&lt;br /&gt;neyse bu bağlanmayacak bir yere... İtiraf etmek istedim sadece...niyeyse...&lt;br /&gt;Çok mu kötü hissediyorum.. Çok değil, biraz.. İnsanoğlu değişir, dönüşür diyeceğiz ama yine dönüştüğü şey geçmişten birşeyler taşır di mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de mesela hayatlarımızı ne kadar değiştirebiliyoruz? Siz değiştirebiliyor musunuz? Olan durumun adaletsizliğini ortaya koyacak bir paper yaz desinler yazayım yazalım, ama hayatımızı ne kadar değiştiriyoruz gerçekten? Bu ara buna takıldım da o yüzden düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EN ÖNEMLİSİ: HIMM..demek sosyal kooperasyona inanıyorsun. Demek sence insanlar daha iyi olanaklar sağlansa, daha iyi davranırlardı. Öyle mi ? Peki politik görüşlerini kendi sosyal ilişkilerine nasıl yansıtıyorsun? &lt;br /&gt;Yansıtıyor muyum? Yansıtıyor musunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;G.A.COHEN diye bir amca var teorisyen adalet üzerine, marx üzerine çalışıyor. Bir tane kitabuı var okumak nasip olmadı henüz ama başlığına öldüm: IF YOU ARE AN EGALITARIAN, HOW YOU BECOME SO RICH?&lt;br /&gt;Ben şimdi bunu uyarlıyorum sosyal ilişkilere: &lt;br /&gt;IF YOU ARE A SOCIALIST, HOW YOU BECOME SO SELFISH? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İğne başkasına, çuvaldız kendime.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3532414037795374846?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3532414037795374846/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3532414037795374846' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3532414037795374846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3532414037795374846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/01/gugllamalar-ikinehir-zentisi.html' title='gugıllamalar- ikinehir özentisi-itiraflar'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8125411903033572656</id><published>2008-01-20T06:25:00.000-08:00</published><updated>2008-01-20T06:29:31.351-08:00</updated><title type='text'>adalet talebi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R5NavsdynTI/AAAAAAAAAB4/8pqoqvA1QwU/s1600-h/HrantDink2-small2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R5NavsdynTI/AAAAAAAAAB4/8pqoqvA1QwU/s320/HrantDink2-small2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5157565773705813298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Unutmayacağız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakel Dink’in konuşması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sevgili kardeşlerim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne mi demişti eşim hayattayken; ‘Önce gelin şu lirik yalnızlığımızı paylaşalım başta. Beni gömmeye değil, yaşatmaya gelişinizin ilk töreni olacak bu. Bırakın ağlaşmayı, yoklayın yüreklerinizi, aranızdan ayrıldığımı sandığınız yürek çırpıntılarını orada duymuyor musunuz?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yıl sonra onu yaşamak için yine buradayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada yani kanını suyla sabunla temizlemeye çalıştıkları kaldırımdayız. Bu kaldırım bu şekilde temizlenebilir mi, unutturulabiir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşlerim, bu ancak ve ancak vicdanların duymasıyla, kanarı dökenlerin pişmanlık, ikrar ve af dilemeleriyle mümkün olabilir. Yoksa Habil’in kanı gibi dökülen hiçbir kan ve bu kan susmayacaktır. O kan bir yıldır hiç susmadı kardeşlerim. Çünkü kanın sesi adaletle susar. İşte bugün sizler de adalet için buradasınız. Sessizliğinizde adalet çığlığı duyuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki adalet nasıl yerini bulacak, geçen bir yıl içinde adalet adına ne gördük?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katilin eline ülkemin bayrağını verip poster çektirenlere ülkemin adaleti ne yaptı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece görüntülere basına verenlere dava açıldı. Stadyumlarda “Hepimiz Ogün’üz” diye bağıranlara, onu hain ilan eden devlet görevlilerine ne yaptı ülkemin adaleti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonda “Tek farkılılk kaçmayacaktı ama bu kaçtı” diyen ve “kimin öldüreceğini bilen” emniyetçilere ne yaptı ülkemin adaleti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha katil yakalanmadan silahın markasına kadar bilen jandarmalara ne yaptı ülkemin adaleti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinayet planları yapılan ocaklara ne yaptı ülkemin adaleti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşime haddini bildirmeye çalışan vali yardımcısına ne yaptı ülkemin adaleti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorlar ki, ’301’den kim hapse girdi?’ Ben de diyorum ki; keşke yaşatsalardı da hapiste olsaydı. Çünkü yaşatsalardı, bugün gerçekten 301’den hapisteki üçüncü ayı olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet kardeşlerim, bugün adalet istediğimiz için buradayız. Daha kimler bıçaklandı, kaçırıldı, öldü, sayısı yok. Elbette acılı yüreklerin de sayısı yok. Ama kimler cesaret bulacak da, onun dediği gibi “terörün gücü ve gücün terörüne” karşı gelecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediği gibi, uğruna ölünesi davaları uğruna yaşanası davalara dönüştürmedikçe belli ki bu tür vahşetler çok yaşanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi acılarda akraba ettiler. Maalesef yasta kardeşlik de bugün cesaret istiyor. Ama asıl yaşamak cesaret ister, umut cesaret ister, adalet cesaret ister kardeşlerim.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8125411903033572656?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.ntvmsnbc.com/news/433581.asp#storyContinues' title='adalet talebi...'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8125411903033572656/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8125411903033572656' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8125411903033572656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8125411903033572656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/01/adalet-talebi.html' title='adalet talebi...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R5NavsdynTI/AAAAAAAAAB4/8pqoqvA1QwU/s72-c/HrantDink2-small2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-9066399699631815281</id><published>2008-01-16T10:27:00.000-08:00</published><updated>2008-01-16T10:39:55.348-08:00</updated><title type='text'>çok oldu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R45PZcdynSI/AAAAAAAAABw/tPueo8cDktk/s1600-h/acikaybimiz.PNG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R45PZcdynSI/AAAAAAAAABw/tPueo8cDktk/s320/acikaybimiz.PNG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5156145921942265122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet çok oldu yazmayalı. Neredeyse bir ay...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayayaım diye yazıyorum ya buraya neler yaptım ben bu ara? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finaller ve Derya'nın bıraktığı kayıp duygusuyla boğuştum. Finaller bitti. Diğer konu malum bitecek bir şey değil zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birşey yazasım da yok açıkçası. Ocak ayının uğursuz olduğunu düşünmeye başladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sene de bu zamanlar final dönemiydi ve geçen sene de bu zamanlar hatırlıyorum sosyal politik felsefeye çalışıyordum Hrant Dink'i kaybetmiştik. Onu katletmişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derya trafik kazasında vefat etti. Aşırı buzlanma ve aşırı hız yüzünden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın aklına ilk keşkeler geliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke bu mevsimde gitmeselerdi saha araştırmasına ,Batman'a..&lt;br /&gt;Keşke Derya son işi olan bu saha çalışmasını yapmasaydı da daha önce ayrılsaydı...&lt;br /&gt;Keşke yol karlı buzlu olmasaydı...&lt;br /&gt;Keşke şoför ( ki hakkında kamu davası açılmış ) hız yapmasaydı o buzlu yolda...&lt;br /&gt;Keşke devlet bir gece sonra tuzlamaya başladığı yolu bir gece önce tuzlasaydı...&lt;br /&gt;Keşke Derya orka koltukta uzanmasaydı, belki de o yüzden kafasını çarptı ve vefat etti...&lt;br /&gt;Keşke TESEVe daha sık uğrasaydım, o beni çağırdığında...&lt;br /&gt;Keşke üzerimde ne çok emeği olduğunu daha çok söyleseydim ve hissettirseydim...&lt;br /&gt;Keşke huysuz- tatlı-feminist halini, tavrını daha çok içime sindirseydim...&lt;br /&gt;Keşkeler bitmiyor ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan sadece ağlayabiliyor, elinden birşey gelmediği için çaresizliğine kızıyor.&lt;br /&gt;Kayıp duygusu her yanımda hasıldı bir haftadır, ama hayat devam ettikçe tik atılması gereken görevlerim biriktikçe daha çok unutuyorum zaten inanmak istemediğim şeylere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayıp, kayıp gitmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ne yapacağımı bilemiyorum böyle durumlarda herşey az ve samimiyetsiz geliyor. Arayıp konuşamıyorum kimseyle çünkü ağlayıp onları da üzme korkusu sarıyor. Mesaj atıyorum arada bir o da çok yüzeysel... Geldikleri gün ve burada Derya için yapacakları şeylere emek sarfederek kendimi rahatlatabileceğim sanırım...&lt;br /&gt;Neyse bu da böyle kara bir yazı olarak kalsın... Unutmayayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de ona layık bir arkadaş olmaya çalışayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktivist, akademisyen, feminist, iyi ruhlu arkadaşım, ablam&lt;br /&gt;İnatçılığından örnek almak dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-9066399699631815281?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/9066399699631815281/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=9066399699631815281' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/9066399699631815281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/9066399699631815281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2008/01/ok-oldu.html' title='çok oldu'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R45PZcdynSI/AAAAAAAAABw/tPueo8cDktk/s72-c/acikaybimiz.PNG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6227165448826944790</id><published>2007-12-21T13:42:00.000-08:00</published><updated>2007-12-21T14:16:52.362-08:00</updated><title type='text'>bayram anektodları-kadın-ezik</title><content type='html'>Her bayram, aile mevzuuyla fazla sıkı fıkı olmak beni ilginç gözlemler yapmaya itiyor hem kendimle, hem genel büyük geniş ailemle ilgili...Yazmazsam dayanamayacaktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün bayramın ilk günü babanem bizimle yaşadığı için şu son 5-6 yıldır ve ailenin de en büyüğü olduğu için herkes bizde. Bu bazı nostaljik tipler için "aaa ne güzel yaa aile bağları herkes sizde." gibi tepkiler verdirse de bana sorarsanız durum bana patlıyor: &lt;br /&gt;Düşünün evde 30 kişi, hadi abarttım 20 diyelim bir kerede gelen sayısı.Bu arada bayram boyunca 70-100 arası olabiliyor misafir sayısı. Her biri için bir tabak hazırlanıp herkese bir ya da ikişer çay verildiği düşünülürse benim mutfakla salon arasında mekik dokuma sayıma ulaşabilirsiniz ve emin olun, kadın-erkek eşitliğinden dem vurmakla ilgili büyük sorunlar yaşanıyor bu gibi durumlarda.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mesela durum özeti geçiyorum: Bu kadar kişi var, belinden rahatsız olduğunu bildiğiniz bir anneniz ve bir de 76 yaşında babaneniz var.Herkes sizde ve mezuniyetinizden gelecek evlilik planlarınıza kadar sorguluyor, daha önce bir yazımda dediğim gibi ( I am not rebellious) ben de nazikçe geçiştirerek cevap veriyorum şöyle böyle diye. İki seçeneğiniz var annenize "Ehhh! Ben feministim, bu ne ya, çekilir işkence değil, kendi çaylarını kendileri alsınlar ya da babam götürsün" demek ve bütün ailenin dilinden kurtulamayacağınızı bilmek. ( Hee, çok mu dert, yoo değil zaten hiçbiriyle bağlarımı sağlam tutmak gibi bir derdim yok.) Dipnot: Annemi yalnız bırakmak bu koşullar altında bir de bana vicdan azabı getirecek. Yapı erkek egemen ve tek başıma bu yapıya direnmem çok zor aile içinde. Şaka yollu kardeşimi de katabiliyorum ancak mevzuuya ki birkaç çayı da o götürsün diye. Allahtan o da yardım ediyor.&lt;br /&gt;Bu durumda ben annemi yalnız bırakmadığım, bütün okumalarımı bir kenara bıraktığım boyun eğen ikinci şıkkı tercih ediyorum ki saat 11de gittiler ve benim sırtım tutulmak üzere bütün gün ayakta durup hizmet etmekten birilerine. Ben bunu sadece bayramlarda çekiyorum. Annem bunu her gün çekiyor. Her gün bize hizmet ediyor ne kötü ne yorucu ve ne kadar ağır bir sorumluluk.&lt;br /&gt;Biz biliyoruz ki annemin görevleri bunlar, özverileri değil, işin kötüsü annem de aynı düşüncede. Arada bir vücudu tepki verirse direniyor bu hizmet şekline. Bu bir yandan bir güç kadınlar arasında karşı çıkmamalarına rağmen her daim karşı çıkabilecekleri sinyalini veren. Ben olmazsa pislikten ve açlıktan ölürler söylemlerini duymuşuzdur hepimiz. Ama yapı beni bugün ellerine aldı, bir günlük ol bakayım ev kadını dedi, oldum, çok yorucu, beynimle iş yapmayı tercih ederim bulaşık yıkamak hariç.( Bulaşık yıkamayı seviyorum küçüklüğümden beri napayım, köpükler, sıcak su falan, bulaşık makinasını hala sevmem çok:))&lt;br /&gt;Ya bu konzervatif aile hayatı tribi bayramlarda daha çok vuruyor işte hepimizi, özellikle evin kadınlarını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhabbetler de aile köklerine, Türkiyenin politik gidişatına ve senin, benim onun kariyer ve evlilik planlarına saplı. Aile kökleri mevzuu bana hep eğlenceli gelir çünkü pembe dizi edasında. Onun ilk karısı bunun eniştesiyle kaçmış, onlar Trablusgarpa gelmiş, Arap kabileleri büyük dedeyi kaçırmış vs vs hede hödö hede hödö neyse... Politik gidişat mevzuunda gözler siyaset bilimi okuduğum için bana takılıyor, ama kadın olduğum için kurtarıyorum. Çünkü genel düşünce, kadın olduğu için çok da iyi anlayamaz da işte biraz şakayla karışık yorum yapabilir gibi birşey oluyor. Ben de politik kimliğimi, düşüncelerimin hepsini ailemle topyekün paylaşacak kadar delirmedim şükür:)))Dalga geçiyorum hahahaha, yeşiller kurluyormuş Türkiyede ben onları temsil ederim belki ileride, küresel ısınma malum puhahaha ne komik değil mi herkes eğleniyor.Allahım ne kadar yapmacık ve samimiyetsiz konuşmalar kimileri, hemen çay getir-götür, pasta, baklava taşı rolüme bürünüp mutfağa kaçıyorum bu gibi durumlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra benim kariyerim 20 kişi tarafından masaya yatırılıyor, burada da kadınlığım işe yarıyor. Tanrım iyi ki kadınım ve eziğim!!!&lt;br /&gt;Sessiz ama derinden -ben okulda kalmak istiyorum akademisyen olarak. &lt;br /&gt;İlk tepkiler aa asüper şahane, biz de yeğenimiz, kuzenimiz, birşeyimiz var deriz boğaziçinde hoca ayy süper, &lt;br /&gt;ardından gelen yorumlar: Yalnız çok parasız iş yaaa...Yani sen o kadar oku 1, 5 milyara talim et bence çekilmez senden ne kadar niteliksiz insanlar 5-7 milyar maaş alıyor şirketlerde. Şirketlere danışmanlık yaparsın ileride olmaz mı? &lt;br /&gt;ben bakınıyorum: İmdattttttt!! Gülümsüyorum sadece en yapmacığından hıııı. diyorum ki cevap vermem bekleniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra çayınız bitmiş çay koyayım diye kalkıyorum, diyorum ki iyi ki kadınım, eziğim!!&lt;br /&gt;İki kuzenimden iki ayrı gün ve anda yapılmış aynı yorum: Para güçtür...Güçlü olmak zorundasın... Kiranı ödeyebildin mi diye düşünmeyeceksin kendini gerçekleştirmek istiyorsan ....vs vs vs vs &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UFFFFF!KAFAM ŞİŞTİ İKİ GÜNDÜR İÇİMLE BİRLİKTE. ŞİŞTİM...Tek şişmediğim an kuzenimin 4, 5 aylık oğluyla oynadığım an:) Adı Barış:)) adı da kendi de çok güzel sevimli veledin. Prolaktin hormonum tavan yapmışken çok da çekilmez olmuyor en çekilmez anlar galiba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyanların da içini şişirdim herhalde...ama ben sıkıldım para güçtür anlıyorum deneyimlerini paylaşmak istiyorlar, boş şeyler de söylemiyorlar kendi durdukları yerlerden ama para senin için güçtür, benim için araç sadece. Şu an az para kazanmakla ilgili bir derdim yok yaşamımı iyi idame ettirebildiğim sürece ( iyiden kasıt lüks içinde değil, iyi kendi istediğin 'iyi' ) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu yazının ana fikri şu ki,İyi ki kadınım, iyi ki eziğim!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6227165448826944790?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6227165448826944790/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6227165448826944790' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6227165448826944790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6227165448826944790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/12/bayram-anektodlar-kadn-ezik.html' title='bayram anektodları-kadın-ezik'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7835735724642683769</id><published>2007-12-12T14:22:00.000-08:00</published><updated>2007-12-12T14:23:36.485-08:00</updated><title type='text'>dedem olsun istedim birden...</title><content type='html'>TOLSTOY&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R2BfUXrbP8I/AAAAAAAAABA/LOETE6WuFkk/s1600-h/LeoTolstoy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R2BfUXrbP8I/AAAAAAAAABA/LOETE6WuFkk/s320/LeoTolstoy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143215578015285186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7835735724642683769?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7835735724642683769/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7835735724642683769' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7835735724642683769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7835735724642683769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/12/dedem-olsun-istedim-birden.html' title='dedem olsun istedim birden...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_PVBnFOez5DU/R2BfUXrbP8I/AAAAAAAAABA/LOETE6WuFkk/s72-c/LeoTolstoy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4111656115692573057</id><published>2007-12-03T12:25:00.000-08:00</published><updated>2007-12-03T12:41:50.963-08:00</updated><title type='text'>bizim okuldan...</title><content type='html'>Ne zamandır yazmıyorum ve böyle birşeyi yazmayı da çok istemezdim aslında. Aidiyetimin çok önemli bir parçası olan okulumdan kötü bahsedeceğim çünkü şimdi. Bir daha kendi demokrasi illüzyonumu sorgulayacağım çünkü, BİR DAHA BİR DAHA YENİDEN VE UNUTMADAN, UNUTTURULMADAN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse. kısa kısa geçeceğim. Geçen çarşamba okulda bir kulüp bir gecede kapatıldı, izinsiz belge dağıtıp su dağıtmakla ilgili birşeyler yüzünden. Ayrıntısını birkaç kişiden dinledim. Doldurulan belge yurt formuymuş izinsiz kulüp masasında. Dağıtılan "yan tarafta bir cemaatin dağıttığı su imiş sanırım. bir gecede ihtar çekilmeden pat diye kapattılar Tarih araştırmaları kulübünü. İslamcısı, feministi, sosyalisti biraraya gelmiş homojen olmayan birşey oluşturmuşlar her taraftan, kendilerinden dinlediğim kadarıyla. Eee mevzu bu değil miydi zaten, farklılıklarla bir arada yaşama hatta beraber iş yapabilme, ortak ülküler bulma ve bunları paylaşma. &lt;br /&gt;Sanırım okul yönetimi için ya da ÖFKK için öyle değil. Mevzu bambaşka. Mevzu birileirnin gaza gelmesi sanırım tam olarak bilemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam ediyorum Müzik kulübünün kapısına mühür vurulmuş. Neymiş, kapıyı gece açık bırakıyorlarmış onca uyarıya rağmen. Sakın insanlar gecenin bir yarısı bile müzik yapmak istediği ve enstrümanlar orada olduğu için olmasın. Zabıta mı okul yönetimi anlamadım ki.. nedir yani? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında bir milletvekilinin oğlu olduğu için faaliyet çakışması olsa bile bir kulübün kurulmasına izin veren aynı kurumdu. Hadi orada diyelim üzerlerinde baskı vardı. Kulüp kapatmalar, mühür vurmalar da baskı yüzünden. Bence artık mazeret yok. Biz illüzyonda yaşıyoruz. Hiçbiryer demokratik değil, hiçbir kurum ve olmayacak bu ülke sınırları içerisinde en azından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ben illüzyonumda yaşayadurayım. Hayatımdan da bir illüzyon sunayım size: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çay bardağında&lt;br /&gt;Bırakılan dudak payı&lt;br /&gt;Kadar bile&lt;br /&gt;Uzak kalamam&lt;br /&gt;Gözlerine..."&lt;br /&gt;S.Akın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece beğendiğim için yazdığım iki cümle işte...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4111656115692573057?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4111656115692573057/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4111656115692573057' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4111656115692573057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4111656115692573057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/12/bizim-okuldan.html' title='bizim okuldan...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3918894283054308198</id><published>2007-11-19T14:17:00.000-08:00</published><updated>2007-11-19T14:23:53.931-08:00</updated><title type='text'>aynı-farklı</title><content type='html'>Aynı şarkıyı dinleyip&lt;br /&gt;Gözlerimi kapattığımda&lt;br /&gt;Aynı sahne gözlerimin önünde, &lt;br /&gt;Canlı, renkli, gerçek&lt;br /&gt;Martının teki &lt;br /&gt;Tek bacağını kaldırmış,&lt;br /&gt;Tünemiş ağacın tekinin üstüne,&lt;br /&gt;Alabildiğine olmasa da &lt;br /&gt;Mavi su her taraf&lt;br /&gt;Güneş batmakta tereddütlü&lt;br /&gt;Bisiklet sesi her yan, &lt;br /&gt;Zincirlerimden biri çıktı galiba&lt;br /&gt;Aynı müzik &lt;br /&gt;Aynı sahne &lt;br /&gt;Farklı oyun&lt;br /&gt;Farklı sufle &lt;br /&gt;En güzeli, sufle sessizlik&lt;br /&gt;Bir hayli gürültülü müzikle halbuki&lt;br /&gt;Aynı müzik &lt;br /&gt;Farklı sahne &lt;br /&gt;Martının kaldırdığı ayak sağ mıydı, sol oldu sanki&lt;br /&gt;Aslında herşey farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3918894283054308198?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3918894283054308198/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3918894283054308198' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3918894283054308198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3918894283054308198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/11/ayn-farkl.html' title='aynı-farklı'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8625234067948129480</id><published>2007-11-14T12:32:00.000-08:00</published><updated>2007-11-14T12:37:45.145-08:00</updated><title type='text'>le guin...</title><content type='html'>Benim yarına yetiştirmem gereken iki adet paperım, ertesi gün 2 adet sınavım var. Yeni oturdum masanın başına ve ne yapıyorum biliyor musunuz? Mülksüzlere bakıyorum, elimde kitap keşke bunu okusam şimdi dewey yerine diyorum içimden . Kitaba başlamak istemiyorum çünkü pratik değil ama bazen insan pratik olmayanı yapmak istiyor. Bari diyorum içimden şu arka kapağında yazanı geçeyim bloguma, öyle yansıtayım bu isteğimi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Vermediğiniz şeyi alamazsınız,&lt;br /&gt;kendinizi vermeniz gerekir. &lt;br /&gt;Devrimi satın alamazsınız.&lt;br /&gt;Devrimi yapamzsınız. &lt;br /&gt;Devrim olabilirsiniz ancak..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmasını bitirirken, yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: İçin fesat diyebilirsiniz ama n'olur üstteki ilk iki satırı ortaokul ergen erkek esprilerini hatırlamadan okuyalım....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8625234067948129480?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8625234067948129480/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8625234067948129480' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8625234067948129480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8625234067948129480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/11/le-guin.html' title='le guin...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7692062992687677801</id><published>2007-11-08T16:58:00.000-08:00</published><updated>2007-11-08T17:01:39.437-08:00</updated><title type='text'>aman/yok saysınlar!</title><content type='html'>ne zamandir yazmiyorum aslinda su an buraya yaziyor olmam da saçma. Saat gecenin üçü, yapmam gerekenleri yapmadım, durum vahim buralarda  yine bir de. Savaş vs vs vs...&lt;br /&gt;vs vs vs dyebileceğim kadar kötülük var ayan beyan ortada. Bir de ayan beyan olmayanları var, bende de var, birilerinde de var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece gece saçmalamayayım daha fazla perihan mağden yazmış gene:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölmeyenlerin adaleti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perihan Mağden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08/11/2007 (12872 kişi okudu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum, Türkiye Cumhuriyeti'nin 'Adalet' bakanlarının meselesi nedir?&lt;br /&gt;İtibarlı bir hukuk profesörü olduğu rivayet olunan Hikmet Sami Türk, 'Hayata Dönüş' operasyonunu düzenleterek DE Dünya Zulüm Tarihi'ndeki Haklı Türk yerini almıştı(r) mesela.&lt;br /&gt;Sonra '301'in uygulamalarına bakalım' şeklinde ve başka binbir şekilde savunmalarıyla; ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı/hedef gösterici/bizatihi 'ırkçı' (evet: bence bu da söz konusu, o maddenin 'uygulanış' biçimiyle) meşhuuur 301'imize sahip çıkmış bulunan Cemil Çiçek'li günler yaşadık. Geceler yaşadık. Karanlık zamanlar.&lt;br /&gt;Şimdi Cemil Çiçek, hükümet 'sözcüsü'.&lt;br /&gt;Yeni 'Adalet' Bakanımız Mehmet Ali Şahin ise "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. O gece o teröristlerle birlikte gitmiş olmalarını içime sindiremedim. Kurtulmuş olmalarından fazla sevinç duymadım," demiştir. Diyebilmiştir işte.&lt;br /&gt;Çocuklar ölseydi, ortalık 'Kınalı Kuzular' edebiyatından geçilmeyecekti. Öldürülseydi çocuklar 'ejjdadımızzz' paralayacaktı kiralıkasker ve fakat kalemler.&lt;br /&gt;Ayıptır. Ve de günahtır.&lt;br /&gt;BU SAVAŞ'ın, yirmi yedi yıldır sürüp gidiyor olması nedeni ile ve pek çok nedenle, epey zamandır bir İnandırıcılık Sorunu vardır.&lt;br /&gt;Bu Çocukları neye kurban veriyoruz biz? Kırk beş günlük, iki aylık, üç aylık eğitimlerle?&lt;br /&gt;İşte dağların sahipleri, inlerin efendileri 'gider armut gibi toplarız askerlerinizi' şovunu gerçekleştirdiler.&lt;br /&gt;Sonra da Geri Verme Şovları'nı.&lt;br /&gt;Gerilla teknikleriyle savaşanlarla, gerilla taktikleriyle ve onlar kadar ince eğitimden geçirilmiş özel timlerle baş edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Sayıyı 'çoğaltıp' şehit cenazeleriyle insanların yüreklerini dağlayarak değil. Kin ve intikam duygularını on yıllarca daha, çıkmayacak lekelere dönüştürerek değil.&lt;br /&gt;Ben, o sekiz çocuk, alçaklık stratejileriyle hiçbir sahiciliklerinin kalmadığını kavramaya dahi yanaşamayan Bölgedeki Güç(ler) Bağımlıları'nın elinden alınabildiği için mutluyum. Şahsen. Kurtuldular. Hayatta kaldılar.&lt;br /&gt;Ne yani: ONLARI DA MI KURBAN VERSEYDİK?&lt;br /&gt;Bakın, ne güzel söylemiş rehin alınan askerlerden Denizlili er Fatih Atakul'un annesi Aynur Atakul: "Oralarda asıl ölen analar.&lt;br /&gt;Şehitler için bir-iki gün gözyaşı dökülüyor o kadar. Analar öyle mi? Konuşmak bakana kolay geliyor. Benim anam öldü, beni öldürseler de fark etmez. Ama benim oğlumun anası yaşıyor," diyor.&lt;br /&gt;Davul zurnayla askere yollamışlar Fatih'i. Bu memlekette, bu kadar çok 'zayiat' verilen bir memlekette, hâlâ çocuklar davulla, zurnayla askere yollanabiliyor. Hâlâ askerlik, bir çeşit Tam Erkekliğe Geçiş/Büyüme-Olgunlaşma Ritüel'i telakki edilebiliyor. Kutsal/Kaçınılmaz sayılıyor, sayılabiliyor.&lt;br /&gt;Bu halkın 'yapısı' böyle: Başına ne gelirse gelsin; emre itaatten, otoriteye boyun eğmekten ve hatta sevinçle/zevkle boyun eğmekten vazgeçmez gibi yapabiliyorlar.&lt;br /&gt;Kan kusup 'kızılcık şerbeti' demesini isteyen padişahının, istediğini yerine getirebiliyor.&lt;br /&gt;Şimdi davul-zurnayla askere yollanan Fatih'in Denizli'ye&lt;br /&gt;cenazesi gelmedi diye, bir bakanımız üzülebiliyor. 'Sevinemediğini' ferahça ifade edebiliyor!&lt;br /&gt;Fatih'in annesi Aynur Atakul: "Kurtulduğuna çok sevinmiştik. Ama Bakan Mehmet Ali Şahin'in açıklamalarından sonra yıkıldık. Biz onurlu insanlarız. Ben oğlumu büyük bir gururla askere gönderdim. Ölseydi daha mı iyi olacaktı? Aylardır oğlum ve diğer askerler için dua ediyorum," diyor.&lt;br /&gt;Aynur Atakul aylardır oğlu ve başka çocuklar ölmesin diye dua ediyor.&lt;br /&gt;Yüz binlerce anne, yıllardır, on yıllardır oğulları ve başka çocuklar ölmesin diye dua ediyorlar.&lt;br /&gt;Bakan koltuklarından, köşe başlarından, makam ve mevki tepelerinden birileri atıp tutuyorlar. Atıp atıp çocukları ölüme bırakıyorlar.&lt;br /&gt;El âlemin çocuğunun kanı üstünden en uzlaşmaz, en savaş yanlısı, en kestirmeci yargılarla "Asarız. Keseriz. Aşiret hainini pişirip sosla servis ederiz," edepsizliklerini sallamak, kolay. Çok zahmetsiz. Bazıları kolay'ı, ucuz'u çok seviyor.&lt;br /&gt;ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ&lt;br /&gt;YAKAR. Yakıyor.&lt;br /&gt;Ateş, Şehit Anaları'nın yüreğini yangın ediyor.&lt;br /&gt;"Allah evlat acısı göstermesin," diye bir lafımız var. Çünkü ruhu olan, kalbi olan herkes Evlat Acısından daha büyük bir acının, bu ölümlü dünyada olmadığını, varolamayacağını biliyor.&lt;br /&gt;Onun için de, AK Parti'ye oyunu vermiş olan Denizlili piyade er Fatih'in anasına ve babasına, bu lafları etmek 'düşüncesizlik' filan değildir sadece. Çok ciddi bir vicdansızlıktır. İzansızlıktır. Kalpsizliktir.&lt;br /&gt;Bizleri peki, bu kaygısızlıktan/bu saygısızlıktan/bu hain iklimden koruyacak hiçbir yorgan/şemsiye/sığınak/barınak- HAKİKAT, evet hakikat var mıdır?&lt;br /&gt;Arat Dink'i ölüm tehditleri almaktan kurtaramadık.&lt;br /&gt;301'den mahkûmiyet almaktan koruyamadık.&lt;br /&gt;'Kişiliği nedeniyle' cezasını 'veren' mahkemeye karşı 'gıkımızı' çıkaramadık.&lt;br /&gt;Arat Dink gitmek zorunda bırakıldı. Gitsin hakikaten yurtdışında yaşasın. Ki, yaşasın. Çocuklarıyla, karısıyla. Hayatta kalsın.&lt;br /&gt;O sekiz çocuk ölmediği için, rahat nefes almış olan 'yüreklilerimiz' var.&lt;br /&gt;Yaşıyor olmalarının sevinci içinde olanlarımız var.&lt;br /&gt;'Adalet' bakanlarının laflarını yel üfürür su götürür. Şimdi n'olur bu çocuklar ve anaları, bizleri duysun. O kanatıcı lafları YOK saysınlar. YOK SAYSINLAR.&lt;br /&gt;YOK.&lt;br /&gt;SAYSINLAR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7692062992687677801?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7692062992687677801/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7692062992687677801' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7692062992687677801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7692062992687677801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/11/amanyok-saysnlar.html' title='aman/yok saysınlar!'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7038278700691509390</id><published>2007-10-26T16:12:00.000-07:00</published><updated>2007-10-26T16:19:18.294-07:00</updated><title type='text'>rastlantılar</title><content type='html'>ne çok şey gelir sizi bulur hiç ummadığınız anda...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7038278700691509390?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7038278700691509390/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7038278700691509390' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7038278700691509390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7038278700691509390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/10/rastlantlar.html' title='rastlantılar'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6816752274988187733</id><published>2007-10-23T13:47:00.000-07:00</published><updated>2007-10-23T13:48:15.115-07:00</updated><title type='text'>yıldırım türker'den</title><content type='html'>Taraf tutmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş tacirlerinin, militarist hamaset dilinin gölgesi gözümüzü karartmamalı. Hayattan taraf olmalı. Barıştan taraf olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14/10/2007 (1885 defa okundu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YILDIRIM TÜRKER (Arşivi)&lt;br /&gt;Taraf tutmak, saf tutmak, taraf olmak. Her zamankinden derin uğuldayan bir mesele, karasularımızda. Her zamankinden daha sert, daha kaslı bir dili var, taraf olmanın. Daha çok taraf tutma tadında bir seferberlik hali.&lt;br /&gt;Bir yandan tarafsızlığın soğukkanlı yordamına duyulan bir özlem varsa da tarafsızlık denilegelen hedefin aceleye gelmiş, derme çatma bir ütopya olduğunun farkında herkes. Taraf olmamanın, taraf olmadan kalmanın serin ve esintili zenginliği yutturmacasına karnı tok bu toprağın insanının.&lt;br /&gt;Tarafsızlık, memleketimizde medyanın inşaatı olarak, statükoculuk anlamına gelir. Her halükârda devletin bekasını insanın üstüne yerleştiren, haklar ve özgürlükler meselesini ısrarla ikinci plana iten, durmadan ortak noktalar arayarak betonarme bir millet portresi çıkarmaya kararlı bir militanlığın adıdır, tarafsızlık.&lt;br /&gt;Taraf olmak, tarafını belirlemek, öncelikle karşı tarafı, zıt kutbunu tarif etmekle başlıyor, kaçınılmaz olarak. Taraf olmadan önce, tarafların bir dökümünü çıkarmak gerek.&lt;br /&gt;İşte bu noktada dolaşımda olan üst başlıklar bize, hayatımızı hangi yaftanın altında geçirebileceğimizi bildiriyor.&lt;br /&gt;Tarafların belirlenmesi, oyunun kurulması birçok ideolojik aygıtın işbirliği ile devletin kunt sözleşmesi tarafından üstlenilmiştir. Devletin paramiliter bekçilerinin uydurduğu 'Ya sev ya terk et' gibi aslında bir tarafı çıkmaz sokak olarak tarif edilir. Sevmek zorundasın. Uymak zorundasın. Susmak zorundasın. Aksi takdirde bozguncusun.&lt;br /&gt;Bezginlikten boğularak laiklerle mürteciler arasında bize dayatılan seçime tahammül etmeye çalışıyoruz. Ya askerin gözbebeğimiz olduğu cunta dönemleri ya şeriatın kanlı tırnakları. AKP, demokrasiye bağlılığı konusunda samimi mi, değil mi? Şimdiye dek topluca samimiyetine güvendiğimiz hükümetler tarafından hükme bağlanmış olan bir samimiyet ölçüsü var, besbelli.&lt;br /&gt;Türban yasağı konusunda ne söylerseniz söyleyin, bu yasağa karşı olmak sizi anında kadınların kaygılarını anlamayan, dincilere koltuk çıkarak tarihi bir ihanete yazılan liboş yapıyor.&lt;br /&gt;Demokrasi ülküsünü, yakın zamanda Mardin'in, Chantal Mouffe'dan alıntıladığı gibi, 'demokrasi diye bir şey yoktur, demokrasi uğrunda çaba vermek vardır'ı asla anlayamayarak, sabit bir sınırlar manzumesi olarak görüyor statükocular. Yasakçılık, demokrasi adına savunuluyor.&lt;br /&gt;Burada maruz kaldığımız en sinsi kirlenme sonucu, sadece kimi tavır ve duruşların analizinden yola çıkarak dünyaya bakıp hiçbir şeyi derinlemesine düşünemez hale gelmemiz.&lt;br /&gt;Emre Kongar'ı mı Mehmet Barlas'ı mı tutuyorsunuz?&lt;br /&gt;Koç'un sponsorluk dayatması olan 'iyimserlik'ten bu yıl İstanbul Bienali'ne şıpınişi bir çerçeve çıkaran küratör ve onun karşısında konumlanan, kalbindeki Mustafa Kemal'i incinmiş bilim insanları arasından bir tarafı tutmak zorundasınız.&lt;br /&gt;Ama en kötüsü Kürtsever misiniz, Türksever misiniz?&lt;br /&gt;......................&lt;br /&gt;Basınımızın PKK tarafından pusuya düşürülüp öldürülen 13 asker sonrası hamaset ve savaş gazeteciliğini iyice abartmış olması son derece kaygı verici. Manşet olan savaş çığlıkları bir süredir oyalanmakta olduğumuz hak ve özgürlük düşlerinden bir an evvel uyanmamız gerektiğini bildiriyor. Savaşın nedenlerini tartışmaya yer yok artık. Savaşı sorgulamaya. Mermi gürültüsünden sesinizi duyurmanız mümkün değil.&lt;br /&gt;Kimi kesimlerde açık, çoğu kesimde de saklıda tutulan Kürt düşmanlığı en şık giysileriyle, ay yıldızıyla dökülüyor meydanlara. Şişli'de cep telefonundan Ahmet Kaya'nın Kürtçe bir şarkısını dinliyor diye, 17 yaşındaki fırın işçisini linçe kalkışanlar polis tarafından güçlükle yatıştırılıyor. Bu arada 'halkı galeyana getirmekten' çocuk tutuklanıyor.&lt;br /&gt;Kimi demokrat yazarlarda görülen 'Hepimiz Mehmetçiğiz' sloganı da hayat algımızın paramparça edilip bize dayatılan 'taraf'lar konusunda pes etmenin bir göstergesi. "Hepimiz Ermeniyiz" sloganından alınanları, bakın biz Mehmetçiğiz de, diyerek yatıştırma çabası.&lt;br /&gt;Oysa "Hepimiz Ermeniyiz" diye bağıranlar kendilerini, Ermeni oldukları için tehdit altında yaşatılanlara kalkan edip hedef olmaya hazır olduklarını ilan ediyorlardı. Yükselen ırkçı şiddete, biz kalabalığız, hepimizi öldüremezsiniz diye haykırıyorlardı. Birlikte yaşadıkları kardeşlerine sahip çıkıyorlardı.&lt;br /&gt;Burada söz konusu olan ise, bir savaştır. Savaşa karşı olup barışın dilini konuşmak, bombaların gürültüsü altında güçtür elbet. Savaşın asla ve hiçbir koşulda çözüm olamayacağına inanan bir insansanız, nasıl ölen PKK'lılar için hepimiz PKK'lıyız, diye bağırmıyorsanız, Mehmetçikliğe de sahip çıkmamalısınız.&lt;br /&gt;Genç insanların, sırtlarına Mehmetçik adı yüklenerek ölüme gönderilmesi karşısında acı çekiyorsanız, militarist adlandırmaların karşısında daha dikkatli davranmalısınız.&lt;br /&gt;Yoksa, bir şehit cenazesinde konuşma yapan gözü dönmüş müftünün "Ermeni p.....'lerine" küfredişini en azından anlaşılır kılarsınız. Ermeni-Kürt müsün? Türk müsün? Vatanı seviyor musun? Sevmiyor musun?&lt;br /&gt;Biz, kimsenin Mehmetçik olmadığı, Mehmetçik olmaya zorlanmadığı, kimsenin gerilla olmadığı, olmaya zorlanmadığı bir hayatın özlemini çekenler Kürtlerin de Türklerin de mutlu olduğu bir dünyayı düşlüyoruz.&lt;br /&gt;Savaş tacirlerinin, militarist hamaset dilinin gölgesi gözümüzü karartmamalı.&lt;br /&gt;Hayattan taraf olmalı. Barıştan taraf olmalı.&lt;br /&gt;George Steiner, Dil ve Sessizlik'te "Biz sonradan gelenleriz. Artık bir insanın akşam Goethe'yi veya Rilke'yi okuyabileceğini, Bach'tan veya Schubert'ten pasajlar çalabileceğini ve ertesi sabah kendini, Auschwitz'deki gündelik çalışmasına verebileceğini biliyoruz" diyor.&lt;br /&gt;Biz de neler gördük. İyi aile babası işkenceciler, zulmün hak olduğundan kuşku duymayan büyük adamlar. Halkı sindirmek için yalancı bombalamalar attırdığıyla övünen asker emeklileri...&lt;br /&gt;Artık olmamış gibi, bilmiyormuşuz gibi, hiç işitmemişiz gibi davranma imkânımız kalmadı. Bütün bu bildiklerimizle beraber yaşayacağız. Birlikte yaşamayı; unutmadan, onararak yaşamayı öğreneceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6816752274988187733?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6816752274988187733/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6816752274988187733' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6816752274988187733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6816752274988187733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/10/yldrm-trkerden.html' title='yıldırım türker&apos;den'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-991605495106155376</id><published>2007-10-19T16:05:00.000-07:00</published><updated>2007-10-19T16:09:56.164-07:00</updated><title type='text'>tezkere...</title><content type='html'>Ya işte kabul oldu. 508 oyla topluca kısaca. DTP hariç vermişler oy. Meclisi bu kadar ortak fikirde görmek gözlerim yaşardı.Bakalım neler olacak? gidip yatayım sonra daha ayrıntılı konuşuruz bu mevzu uzun blog.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.09 A.M.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-991605495106155376?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/991605495106155376/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=991605495106155376' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/991605495106155376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/991605495106155376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/10/tezkere.html' title='tezkere...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6342958989686748896</id><published>2007-10-15T15:34:00.000-07:00</published><updated>2007-10-15T15:43:16.540-07:00</updated><title type='text'>sözlü tarih</title><content type='html'>Babamın bir arkadaşı bizdeydi geçen gün, geçmişin hızlı solcularındanmış ama bir ara sevilmeyen adam ilan edilmiş kendi cemaatinde. Neden mi? Çünkü sık sık özeleştiriye çağırılırmış grubu tarafından. Peki bu ne demek? Kadınlarla fazla gözüktüğü ve ilişkisi olduğu için 'burjuva değerlerinden vazgeçememiş' solcu ilan edilmiş. Modaya gidip gezmeler, müzik dinlemeler dans etmeler falan. Pis burjuva demişler resmen çok eğlendim. Devrimden başka yar olmaz, benim kadınım ölüm falan gibi erkek erkeke komüne kurban gitme halini anlamak zor tabii. Bence bu ülkede herşeyin anlamı ya abartılıyor, ya muhaliflik de abartılıyor ya da anlamı birebri değiştiriliyor eylemlerin ve kelimelerin.&lt;br /&gt;Bir tanesi de yeni oldu dün ikinehir seyrettirdi. selçuk üniversitesi ülkücü yemin töreni, bir alışveriş merkezinde. Mevzu zaten korkunç silaha falan yemin ediliyor ama devamı daha ilgin. komünizme karşı diyor reis abi, sonra faşizme karşı diyor, sen orada kalakalıyorsun. Abi sen fiyakalı bir şekilde reis reis girerken alışveriş merkezine- niye alışveriş merkeziyse çok komik youtubedan bakın- herkes sana liderim öl desen ölürüm muamelesi yaparken, bri çeşit ırkçı sürü emperyalizme karşı denilen yemin edilirken silahı da unutmayarak faşizmin yöntemlerini kullanmadın mı sen şimdi? Yok faşizme karşı omuz omuza inisiyatifine yeni ülkücüleri de dahil edelim daha allak bullak olsun bence.&lt;br /&gt;Neyse karışık mevzular, kimse tam haklı değil, kimse tam bilmiyor, kimse neden karşı çıktığının neye karşı çıktığının muhakemesini yapmıyor. Zemin kaygan ben düşerim. sizleri de öperim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.43 a.m.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6342958989686748896?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6342958989686748896/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6342958989686748896' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6342958989686748896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6342958989686748896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/10/szl-tarih.html' title='sözlü tarih'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4195720635850943367</id><published>2007-10-10T22:50:00.000-07:00</published><updated>2007-10-10T22:54:02.543-07:00</updated><title type='text'>bir çeşit ruh hali...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/Rw26J-jxQ9I/AAAAAAAAAA0/mh-0GiamPTM/s1600-h/Joseph-Minton-Inside.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/Rw26J-jxQ9I/AAAAAAAAAA0/mh-0GiamPTM/s320/Joseph-Minton-Inside.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5119953031964738514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dipnot: rahatsız oldum hiçbiri kadın değil! (hastayım galiba)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4195720635850943367?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4195720635850943367/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4195720635850943367' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4195720635850943367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4195720635850943367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/10/bir-eit-ruh-hali.html' title='bir çeşit ruh hali...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_PVBnFOez5DU/Rw26J-jxQ9I/AAAAAAAAAA0/mh-0GiamPTM/s72-c/Joseph-Minton-Inside.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-1940663518143058587</id><published>2007-10-10T14:03:00.000-07:00</published><updated>2007-10-10T14:04:33.548-07:00</updated><title type='text'>derdi olmak...</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Senin hayatla derdin ne?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-1940663518143058587?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/1940663518143058587/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=1940663518143058587' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1940663518143058587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1940663518143058587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/10/derdi-olmak.html' title='derdi olmak...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7921162648202775138</id><published>2007-10-06T17:20:00.000-07:00</published><updated>2007-10-07T13:18:10.533-07:00</updated><title type='text'>replacable- irreplaceable</title><content type='html'>İnsan hayatında kaç kişinin yeri doldurulamaz? &lt;br /&gt;Birilerini birilerine tercih eder miyiz? Nasıl? Niye? Kimi kime mesela? &lt;br /&gt;Yeri doldurulamaz biri ya da birşey var mı? Yoksa insan oğlu herşeyi kendine göre yontar biçer alışır mı? &lt;br /&gt;Emek ve sevgi herhalde 'irreplaceable' yapan birini birine. Herkes irreplaceable olmak ister di mi? Belki de birileri üzerinden kendimizi tanımlamaya çok alışığız o yüzden bu kadar önemli yeri doldurulamaz olmak. Şunun şusu, bunun şunu yaptığı kişi, şunun peşinden koştuğu, bunun bunu dediği kişi, sanki birileri olmasaydı etrafta yokmuşsun gibi. Berkeley der ya, birşeyi görmüyorsanız, varlığını bilmiyorsanız aslında yoktur diye. Herkes de çok eğlenir berkeley ile. Sonra Tanrı görüyor her şeyi ondan vardır şeyler der biz görmesek de, bilmesek de varlıklarını. Onun gibi işte. Biri yoksa etrafta seni yeri doldurulamaz olarak gören ya da seni öyle ya da böyle sadece tanımlayan ya da bir çeşit ilişki kurduğun öyle ya da böyle, sen yok musun? &lt;br /&gt;Tanrı var gören, o yüzden varsın desem kolaycılığa mı kaçmış olurum berkeleyden copy paste yapıp!&lt;br /&gt;Gece4.37 oldu artık sarmayayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düzeltme/ farkındalık :sanırım zaten birilerinin hayatında irreplaceableım şimdilik:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi emektir. (K.Marx)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7921162648202775138?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7921162648202775138/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7921162648202775138' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7921162648202775138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7921162648202775138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/10/replacable-irreplaceable.html' title='replacable- irreplaceable'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6479339755088688686</id><published>2007-09-30T12:32:00.000-07:00</published><updated>2007-09-30T12:33:10.962-07:00</updated><title type='text'>novamedli kadınlar - insanlık onuru</title><content type='html'>29/09/2007&lt;br /&gt;İNSANLIK ONURUNU AŞAĞILAYAN ÇALIŞMA KOŞULLARINA, KÖLELİK DÜZENİNE İSYAN EDEN: Novamed işçileri kazanacak!  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezi Almanya'da bulunan Fresenius Medical Care şirketine ait "Antalya Serbest Bölgesi"nde bulunan Novamed Fabrikasında 8ı kadın isçi, 26 Eylül 2006 tarihinden bu yana grevdeler. Diyaliz kan seti üretilen fabrikada bir yıldan bu yana 8o'i kadın, 82 işçinin sürdürdüğü grev devam etmekte. Petrol-İş Sendikası'na bağlı kadın işçilerin gece gündüz, sıcak soğuk, yağmur çamur demeden bir yıldır sürdürdüğü direniş; işçilerin sadece ekonomik talepler için değil, insanca yaşam koşulları için, onurları için de mücadele ettiklerini dosta düşmana bir kez daha gösterdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HER ŞEY ÜRETİM İÇİN!..&lt;br /&gt;Kadın işçiler anlatıyor... Üretim yaptıkları tesiste kimyasal maddeleri solumak istemiyorlar. İşyerlerinin duvarlarında "maske kullanmak zorunludur" yazmakta ama maske kullanmak yasak. Sebebi ise; "meraklı Novamed yöneticileri" tarafından işçilerin konuştuklarının duyulmaması!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yöneticileri işi ifrata vardırıp, servislerde de konuşmayı yasaklamışlar. Bir saatlik yol boyunca bir-birlerinle konuşmadan işe gidip gelmek zorunda Novamed'li kadın işçiler. İşyerinde sekiz saat boyunca çalışan işçiler, tuvalete gidip geldikçe rapor vermek zorundalar. Serbestçe tuvalete gitmek bile yasak!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu meraklı yöneticiler işçiler için aynı zamanda "yaşam koçluğu" da yapmaktalar! Öyle ki, "geceleri birbirleriyle görüşmemelerini, erken yatıp dinlenmelerini" ve hatta kadın işçilere "eşleriyle hafta sonlan yatmalarını" öğütlemekteler. İşçiler, eğer hamile kalmayı düşünüyorlarsa mutlaka bu çok bilmiş yaşam koçlarından izin almak zorundalar. Çünkü, hamilelik sırayla... Elbet bunun için daha önce yaşam koçlarından evlenme izni kopartıp, evlenmiş olmaları gerekiyor!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün; sekiz saat boyunca üretime tuvalet ihtiyacı için bile ara vermeden, elleriniz su topla-sa da, maske kullanamadığınızdan soluduğunuz hava baş ağrısı yapsa da, konuşmak yasak olsa da, evlenmek, hamile kalmak için izin istemek gerekse de üretim için çalışmalısınız. Yani her şey üretim için!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 1980 cuntasıyla birlikte rafa kaldırılan işçi hakları, yıllar boyu süren mücadelelerle yeniden kazanılmaya çalışılıyor. Novamed işçilerine uygulanan insanlık dışı, yasa dışı uygulamalar elbette yeni değil. Tarihten bir örnek verelim. 1960'larda da bazı işverenlerin sürdürdüğü bir uygulamaya, "üst aramasına" karşı çıkan DİSK üyesi Lastik-İş Sendikası'nın sürdürdüğü kampanyadan söz edelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜSTÜNÜ ARATMA!&lt;br /&gt;15 Eylül 1968 tarihinde Lastik-İş Sendikası bir bildiri yayınlayarak, işçilerin "üsderini aratmaması" gerektiğini duyurur. Royal Fabrikası işçilerinin Anayasa'ya, mahkeme kararlarına dayanarak başlattıkları "üst aratmama" direnişi kısa zamanda diğer fabrikalarda da yaygınlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lastik-İş Genel Başkanı Rıza Kuas'ın imzasını taşıyan bildiriyi birlikte okuyalım: "İşçi Arkadaş, İnsanlık onuruna, yâni anayasaya aylan hareketlere engel ol. Fabrikaya giriş ve çıkışlarda üstünüzü aratmak isteyen işverenlere Üstünü aratma. Dünya'nın hiçbir yerinde işçilerin üstleri aranmaz. Bu kölelik devrinden kalma bir usûldür. Memurun, öğretmenin, subayın, öğrencinin, işverenlerin üstü aranmaz. Yalnız biz işçilerin üstü aranıyor. Demek ki bizi kendilerinden ayırıyorlar. Çoluk çocuk sahibi, temiz Türk işçisinin üstü bir hırsız gibi aranamaz. İşçi hırsız değildir, işçi emeği çalınan Türk vatandaşıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı küstah işveren ve işveren vekillerinin, işçileri odalarına sokup, üstlerini arıyoruz diye, çırılçıplak soydukları bile görülmüştür ve duyulmuştur. Bundan sonra, bu tip küstah işveren vekillerine veya üstünüzü arayanlara gereken cevabı sen vereceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi işverenlerin, işçilerin üstlerini araması, işletmecilik ile ilgisi olmayan; tamamen işçiyi horlamak, ezmek, ikinci sınıf bir vatandaş haline getirmek maksadını gütmektedir. Biz işçiler, işte bu korkunç, haysiyet kırıcı, emperyalist davranışa dur diyeceğiz. Bu usulü kaldıracağız. Anayasamızın 15'nci maddesi diyor ki: Kanunun gösterdiği hallerde, usûlüne göre verilmiş hakim kararı hâkim kararı olmadıkça, kamu düzeninin gerektirdiği hallerde, kanunla yetkili bulunan merciin emri bulunmadıkça, Kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz. (...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen de üstünü aratmayacaksın. Kapı bekçilerinin ellerini yakana değdirtmeyeceksin. (Yalnızca paketlerinize bakabilirler.) İşçi kardeşim; üstünüzü aramaya kalkarlarsa, dinlemeden Topluca geçeceksiniz. Mahkeme kararı olmadan ne olursa olsun üstünü aratmayacaksın. Zorla bir arkadaşınızın üstünü aramaya kalkarlarsa: Topluca engel olacaksınız. (...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşveren veya vekili veya bekçisi, zorla aramaya kalkarsa: Ben sendikamdan emir aldım üstümü aratmam diyeceksin. Bir arkadaşımızın üstü aranmış olursa; derhal 21 28 95 numaraya, Lâstik-iş'e telefon edeceksin. Derhal üç kişi biraraya gelip zabıt tutacaksınız. Derhal karakola gidip şikâyet edeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen üstünü aratma gerisini sendikana bırak..." Bu bildiri ile sadece Lastik işkolunda değil, diğer işkollarında da direnişler başlar ve baskılara, saldırılara rağmen işçiler bu onur kırıcı uygulamayı kaldırmayı başarırlar. Bu başarıda, o yılların sosyal hareketliği kadar sendikal mücadeleye ve sendikaya duyulan güvenin payı büyüktür. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) kurucusu olan Lastik-İş Genel Başkanı Rıza Kuas, 1965 ve 1969 seçimlerinde TİP milletvekili olarak Mec-lis'e girmiş bir işçi önderiydi. Lastik-İş, Rıza Kuas'ın önderliğinde; 1968 yılında Derby Lastik Fabrikası işgali, 1970'de Gıslaved Fabrikası işgali, 12 Mart cuntasından sonra 1974'te yapılan ilk grev olan Gislaved Grevi ile direniş ve kararlılığın simgesi olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Novamed işçileri de tıpkı Royal, Derby, Gislaved ve diğer fabrikaların işçileri gibi onurlarına sahip çıkıyorlar. Onlar; diledikleri zaman evlenebilmek, diledikleri zaman çocuk sahibi olmak, kimyasal maddelerden zehirlenmemek için maske takmak istiyorlar. Yani insanca çalışmak, yaşamak istiyorlar. Ve inanın kazanacaklar!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FEZA KURKÇUOGLU&lt;br /&gt;fezakurkcuoglu@birgun.net&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6479339755088688686?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6479339755088688686/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6479339755088688686' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6479339755088688686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6479339755088688686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/09/novamedli-kadnlar-insanlk-onuru.html' title='novamedli kadınlar - insanlık onuru'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3405922872996273350</id><published>2007-09-26T13:11:00.000-07:00</published><updated>2007-09-26T13:22:06.552-07:00</updated><title type='text'>niye yazıyorum?</title><content type='html'>Ben niye yazıyorum?  Sayın bir kış gecesi taa ne zaman bir yazısında yazı yazmak bir çeşit yalan söylemektir demişti yanlış hatırlamıyorsam. Oradan aklımda kaldı niye diye kendime sorup durdum. Mesela buraya niye yazıyorum? Blogçu diye dalga geçilen bir insan olma yolunda adım adım ilerlerken. &lt;br /&gt;Birilerine kendimi anlatmak için mi? &lt;br /&gt;Günceli yakalamak, güncel üzerine birşeyler yazmak için mi?&lt;br /&gt;Üzerine düşüneyim birşeylerin belki biri bir fikir verir daha da güncellerim kendimi revize ederim diye mi? &lt;br /&gt;Arkadaşlarım okusun, yorum yazsın diye mi? &lt;br /&gt;Paylaşmak için mi? Paylaşmak içinse ben deli miyim niye her fikrimi bir yerlere basmak yazmak istiyorum, Nedir yani? Kendi aklımdaki belli şeyler birleştirip mitleştirip bir bütünmüşçesine sunmak için mi? &lt;br /&gt;'self' imin bir kısmını yansıtmak istediğim için mi? &lt;br /&gt;Kimse okumasa bile bu blog dursun ister miydim? Sanırım evet. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın bir tane arşivi var, ufak birşey ama var . Eskiden okuduğu dergileri, gazeteleri ufak ufak kesip saklamış. Bir kısmı yıllık almanak çıkarmış onları almış onlar evde. Bizim ev biraz sahaf edasındadır o yüzden, ama doğru dürüst bir kütüphanecilik sistemi kuramadığımızdan çok yararlanamıyoruz. Bir kısım haberleri, yazıları koyarak ben de buraya bi rnevi arşiv muamelesi yaptığımı fark ettim. Yani hatırlamak için yazıyorum biraz. &lt;br /&gt;Biraz da birşeylere refleks vermek için, belki bir çeşit mastürbasyon bilmiyorum .Okuyabilecek insanları tanıyorsam onlar zaten benzer refleksler verirler bu konulara. Yani birilerini etkilemek için yazmak değil sanırım buradaki amacım. Belki haberdar etmek tabii daha duymadıysa kimse. Bilemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama genel olarak neden yazı yazdığıma gelince,  BİLMİYORUM. GERÇEKTEN BİLMİYORUM. Bazen duygularımı, düşüncelerimi  bir yere aktarmazsam boğulacak gibi oluyorum. Genelde kağıda aktarmaktan tarafım tabii. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ileride yazarsam ve birşeyler publish edilirse sanırım yandaş bulmak için, birilerini etkilemek için, alanda mücadeleye az biraz katkısı olsun diye, biraz da eleştiri alıp kendimi dönüştürmek için yazacağım herhalde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir? Ya da burada yazılanlara bakıp hatırlayıp "Ne safmışım " diyeceğim. HİÇ BİLMİYORUM...&lt;br /&gt;23:21&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3405922872996273350?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3405922872996273350/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3405922872996273350' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3405922872996273350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3405922872996273350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/09/niye-yazyorum.html' title='niye yazıyorum?'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6533027205642963936</id><published>2007-09-20T15:27:00.000-07:00</published><updated>2007-09-20T15:28:43.021-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;blog temizliği yapıldı:)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6533027205642963936?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6533027205642963936/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6533027205642963936' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6533027205642963936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6533027205642963936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/09/blog-temizlii-yapld.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8285810971447456160</id><published>2007-09-20T15:03:00.000-07:00</published><updated>2007-09-20T15:11:40.385-07:00</updated><title type='text'>işçilik- kadınlık- novamed?</title><content type='html'>yer kadıköy rıhtım.. Biraz serin hava. yürüyor, birileri elinde megafon bağırıyor. Niye? bir ses verelim megafona: Novamedli kadınlar 1 yıldır grevde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niyeymiş, niyeymiş? Novamed ne ki? kadınların ne zoru var 1 senedir grevdeler?Buyrun: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Novamed GMBH, Fresenius Medical Care isimli tüm dünyada diyaliz sektöründe; diyaliz cihazı, diyaliz sarf malzemesi, diyaliz seti (AV set) üretiminde dünya pazarının büyük bir bölümünü elinde bulunduran çokuluslu şirket bünyesinde faaliyet gösteren bir fabrika." bu Novamed nedir in cevabı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fabrikadaki çalışma koşulları ise birçok serbest üretim bölgesi işyerinde olduğu gibi son derece vahşi. Çoğunluğunu kadın işçilerin oluşturduğu işyerinde ücretler düşük, çalışma koşulları zor. Günlük çalışma sırasında işçilere 15 dakikalık tek bir mola ve 25 dakikalık yemek arası veriliyor. İşyerinde yemek servisi yok, çalışma saatlerinde ve servis aracında dahi işçilerin birbiriyle konuşması yasak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fabrikada çoğunluğu oluşturan kadın işçilere yönelik baskılarsa daha da zorluydu. Kadın işçilerin evlenmek için fabrika yönetiminden izin almaları gerekiyor, kadın işçiler asla insan yerine konulmuyorlardı. Evli kadınlar yönetimin belirlediği zamanlarda hamile kalıp çocuk doğurmak için sıraya girmeye zorlanıyorlardı." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da neden grev yaptıklarının....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Novamed’in kadın işçileri bu çalışma koşullarına isyan ederek Petrol-İş sendikasında iki yıllık bir örgütlenme mücadelesine başladılar. Sendika çeşitli zorlukları aşarak 19 Nisan 2006 tarihinde toplu sözleşme yapma yetkisini aldı. Ancak Fresenius-Novamed yönetiminin baskıcı tutumundan dolayı, bir anlaşmaya varılamadı.&lt;br /&gt;Fresenius ve Novamed yöneticilerinin katı tutumu nedeniyle TİS görüşmelerinde uzlaşma sağlanamayınca işçiler, insana yakışır çalışma ve yaşam koşulları için 26 Eylül 2006 günü greve çıktılar. Greve çıkan 84 işçinin 82’sini oluşturan kadın işçiler, 1 yılını dolduran grevde bütün hayatlarını değiştiren bir deneyim yaşayarak, hem sermaye egemenliğine hem de erkek egemenliğine karşı mücadeleyi grev çadırlarında, dayanışma etkinliklerinde sürdürüyorlar.&lt;br /&gt;Novamed grevi 1. yılını doldururken, İstanbul’daki kadın örgütleri, kadın çevreleri ile sendika ve demokratik kitle örgütlerinden kadınlar tarafından oluşturulan “Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu”* grevci kadın işçilerle ilgili bir dayanışma kampanyası başlattı.&lt;br /&gt;Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu tarafından 15 Eylül Cumartesi günü Novamed şirketinin İstanbul Maslak'taki Türkiye temsilciliğinin önünde "Novamed greviyle kadın dayanışması" pankartıyla yaklaşık 100 kadının katıldığı bir dayanışma eylemi düzenlenendi ve Novamed grevinin Türkiye'deki kadın işçilerin sendikalaşma mücadelesinin sesi haline geldiği vurgulandı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu da halen sürüncemedeki durum... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar kadıköy rıhtımda ve pek çok farklı yerde neden bağırıyorlar? hamile kalmasına, konuşmasına karışan bir zihniyet özgürlükçü dediğiniz piyasa mı? Kar amacı  gütmek ? İnsanca yaşamak? seçim yapmak lazım herhalde... Dehşete düştüm bentham ın makalelerini okurduk ingilteredeki durum hakkında 18. yüzyılda. çok benzer geldi bana, bize.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 Eylül Cumartesi&lt;br /&gt;Saat: 11.00- 14.00 Stand: Taksim&lt;br /&gt;Saat 14.00-18.00 Panel/Forum Makine Mühendisleri Odası&lt;br /&gt;Kolaylaştırıcı Yaprak Zihnioğlu&lt;br /&gt;Ön sunumlar Şemsa Özar, Sevgi Göyce, Novamedli grevci&lt;br /&gt;Filmmor film gösterisi Güliz Feryal + fotoğraflarla Nilgün &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç olmadı gördüğümüz yerde imza versek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8285810971447456160?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8285810971447456160/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8285810971447456160' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8285810971447456160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8285810971447456160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/09/iilik-kadnlk-novamed.html' title='işçilik- kadınlık- novamed?'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-1390382576531255514</id><published>2007-09-17T15:53:00.000-07:00</published><updated>2007-09-17T15:54:03.651-07:00</updated><title type='text'>?</title><content type='html'>ben alice miyim? :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-1390382576531255514?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/1390382576531255514/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=1390382576531255514' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1390382576531255514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1390382576531255514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/09/blog-post.html' title='?'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8523012443836553659</id><published>2007-09-17T05:30:00.000-07:00</published><updated>2007-09-17T05:36:03.485-07:00</updated><title type='text'>me, myself and I</title><content type='html'>ben? o ben değilim değil mi? o = not-ben? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o  ben mi yoksa? Nasıl bu kadar benzer olur düşünceler  ve hisler en özelken en kişiselken, en bana has olduğunu sandığımda ? Çokluk içinde birlik takıntılı filozoflara hep bir tuhaf bakardım. Sonunda vardığım yer burası mı yoksa? bana değil başkasına ama aynı tamamen aynı? yoksa tamamen aynı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten hissedebilir mi ne hissettiğimi? Düşünebilir mi ne düşündüğümü? İnsanoğlu birbirini anlar da konuşmadan anlar mı? sanmıyorum ama şüpheleniyorum...Nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmem ki...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: düşünmem lazım çok..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8523012443836553659?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8523012443836553659/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8523012443836553659' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8523012443836553659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8523012443836553659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/09/me-myself-and-i.html' title='me, myself and I'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-745958403336126506</id><published>2007-09-07T17:09:00.000-07:00</published><updated>2007-09-07T17:12:47.191-07:00</updated><title type='text'>yağmur...</title><content type='html'>yaklaşık 2 saat önce tam da 2 önceki entry mi destekleyecek o süper gökten boşanırcasına inen (bunu betimleme olsun diye söylemiyorum bizim burda gerçekten öyle indi.)YAĞMUR yağdı hala biraz yağıyor o kadar şiddetli değil ama yapıyor. Akşam olduğunda artık hafiften ürperiyorum. Seviyorum sonbaharı ben galiba:)Öyle işte yazayım dedim...eylül sürprizlidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.12 a.m.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-745958403336126506?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/745958403336126506/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=745958403336126506' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/745958403336126506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/745958403336126506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/09/yamur.html' title='yağmur...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7829546600223267501</id><published>2007-09-02T17:50:00.000-07:00</published><updated>2007-09-02T17:59:03.610-07:00</updated><title type='text'>deliliğe övgü...</title><content type='html'>saçmasapanlığın saçmasapanlığı çekiyorsa seni ve normal olmak en bayatken,&lt;br /&gt;sen normalin dibinde bir yerlerde sıkıcı, tahmin edilebilir, vs. vs., anormalleştiğin anların dahi tekdüzeleşmesiyle sarsılmışsan ve artık başka birşey olmuşsa herşey senin için, herkes senin için, tutarlılık gerekmiyorsa en gerektiğini düşündüğün anda, düşündüğün anlar kendini başka şeyler düşünürken buluyorsan ve düşmüşse herşey bir anda elinden ve topladığında kartlardan birkaçı kayıp birkaçının kenarı yırtılmışsa, arkadan sufle veren ses daha çok gitmişse aklından sana nasıl davranman gerektiğini söyleyen ve  bu durum seni saatlerce uykusuz bırakıp üstüne bir de ilginç bir haz veriyorsa ya da haz demeyelim de dayanma kuvveti diyelim, çelişkiler nefessiz bırakırken kendiliğinden gelmiş geçmiş bütün çelişkilerini hatırlayıp en utandığından utanmaz hale geldiysen, kurgun var ve orada yaşayıp oradan çıkmayı başarabilsen bile başarmamaya çaba sarf ediyorsan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7829546600223267501?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7829546600223267501/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7829546600223267501' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7829546600223267501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7829546600223267501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/09/delilie-vg.html' title='deliliğe övgü...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7897799364640180382</id><published>2007-08-31T15:19:00.000-07:00</published><updated>2007-08-31T15:22:02.040-07:00</updated><title type='text'>eylül geldi..</title><content type='html'>Ben eylül ayını severim. Yani ben doğduğum için değil yanlış anlamayın okadar dünya benim etrafımda dönmüyor hala:) Böyle sonbahar gelir ama yazdan da tam çıkılmamıştır. Havalr artık tahmin edilemiyor ama eylülde yağar da böçyle hiç beklemediğin anda yağar. Eylül ayı bir sürprizlidir. Bir güzeldir. Yapraklar hafif sararır ama hala yeşildir. Yani böyle arada derede iilginç bir ay işte burda yaşanan hali. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnot: Gül çoktan cumhurbaşkanı oldu. Hadi hayırlısı bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7897799364640180382?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7897799364640180382/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7897799364640180382' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7897799364640180382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7897799364640180382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/08/eyll-geldi.html' title='eylül geldi..'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6303450168426688538</id><published>2007-08-28T14:00:00.000-07:00</published><updated>2007-08-28T14:02:43.859-07:00</updated><title type='text'>birgün'den...</title><content type='html'>Cemil Ertem   Birgün'den http://birgun.net/index.php?sayfa=73&amp;view_author=164&amp;article=10186&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Temel Hak: Vatandaşlık Geliri  14/08/07&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin ertelediği Sosyal Güvenlik Yasası ve yeni anayasa yakında gündeme gelecek. Sosyal güvenliğin bu sefer de toz duman arasında kaybolmaması gerekiyor. Hepimizin bu can alıcı sorunu bütün boyutlarıyla tartışmamız, bu dönemde, çok önemli. Tartışmaya şöyle bir soruyla başlamaya ne dersiniz: "Toplumun belirli bir andaki geliri tek tek bireylerin üretime yaptıkları katkının toplamından fazla bir şey olduğuna göre, bireylerin gelirden alacakları pay üretime yaptıkları kişisel katkıyla belirlenir mi?" Bu can alıcı soruyu Ayşe Buğra ve Çağlar Keyder, "Bir Temel Hak Olarak Vatandaşlık Geliri" adlı derlemenin önsözünde bize soruyorlar. Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu atölye çalışmalarını Ayşe Buğra ve Çağlar Key-der'in editörlüğünde yayınladı. Buğra ve Keyder bu çalışmada bize "Vatandaşlık Gelirinin" yaşadığımız dönemde bir anayasal temel hak olması gerektiğini hatırlatıyor. Bunun için, hem yeni anayasanın gündeme geleceği hem de sosyal güvenliğinin tekrar tartışmaya başlanacağı şu günlerde, bu çok önemli kitabı öneririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizm 16. yüzyıldan itibaren insanın yaşamını idame ettirmesini emeğini satmasına bağlamış; yani insan emeğini piyasada alınıp satılan bir meta yaparak "çalışmayana ekmek yok" anlayışını ahlâki bir düstur olarak benimsetmiş-tir. Mülkiyetin kurumsallaşması da bu anlayışın bir sonucu olarak geliştirilmiştir. Ancak 16. yüzyıldan beri de başta hümanist düşünürler olmak üzere insanlık, bu anlayışın karşısına, bizim yukarıda sorduğumuz soruyu sorarak, temel gelir yaklaşımını getirmiştir. Buğra ve Keyder temel gelir kavramını şöyle tanımlıyor: "Temel gelir kavramı, bir toplumda yaşayan bütün insanlara, çalışma hayatındaki bugünkü veya geçmişteki yerlerinden bağımsız olarak, sadece toplumun bir ferdi oldukları için, koşulsuz olarak sağlanan düzenli bir nakit geliri ifade eder."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaklaşım piyasalaşan emeğe verilen değer yerine insana ve insan haklarına verilen değeri öne çıkarır. Bu özellikle günümüz koşullarında çok önemli bir yaklaşımdır. Sosyal güvencenin bireyin çalışma hayatındaki rolüyle değil toplumun üyesi olma durumuna göre belirlenmesi insanlık için bir devrimin başlangıcıdır. Çünkü "çalışmayana ekmek yok" anlayışı emeği kutsallaştırır ama bundan daha çok mülkiyeti meşrulaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmayana ekmek yok anlayışı aynı zamanda artık geride kalmış bir sosyal güvenlik anlayışını da ifade eder. Korporatist ve geri bu anlayış bireyin sosyal güvenliğini ödediği primlere bağlar. Öte yandan, bütün vatandaşların koşulsuz yararlanacağı sağlık, eğitim ve barınma gibi insani gereksinmeleri güvence altına alan vatandaşlık geliri yaklaşımı vatandaş olmayı yeterli görür. Böylece "Anayasal Vatandaşlık" kavramının ekonomik yanını da temsil eder. Vatandaşlığı kan bağına indirgeyen milliyetçi yaklaşımların yerine ikame edilecek Anayasal Vatandaşlık kavramının önemi ve gerekliliği burada bir kez daha ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle ikinci savaş sonrası geliştirilen sosyal güvenlik sistemi Keynesçi tam istihdam anlayışına dayanır. Yani bu sistemde çalışacak durumda olan tüm erkeklerin iş bulacakları varsayılır. Bu yaklaşım savaş sonrası gelişmiş ülkelerde geçerli oldu. Türkiye gibi azgelişmiş ülkelerde ise kırın bir sosyal güvence sistemi olarak var olması durumu idare etti. Ekonomik büyüme ile istihdam arasındaki ilişki seksenli yılların ortalarına kadar kuvvetli bir biçimde devam etti. Artık ne kır bir sosyal güvenlik aracı ne de ekonomik büyüme ile istihdam arasında doğrusal bir ilişki var. Büyüme ile istihdam arasındaki ilişki koptuğu gibi geçim ile istihdam arasındaki bağ da kopmuş durumda. Dünya ekonomisi büyüyor ama işsizlik de hızla artıyor. Öte yandan çalışan yoksulların sayısında da, hatırı sayılır, bir artış var. ILO'nun Küresel İstihdam Raporu bu gerçeği önümüze koyuyor. İşte bu koşullarda insanların sosyal güvencesini yalnızca ödediği primlere bağlamak insani bir yaklaşım olmadığı kadar sistem için de akıldışı bir durum. Çünkü esnek üretim denilen sistem de böyle bir sosyal güvenlik sistemini aslında olanaklı kılmıyor. Bunun için yalnız Türkiye'de değil, tüm dünyada var olan korporatist sosyal güvenlik sistemi iflas etmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam burada insanın, insan hayatının, çalışma yaşamının ve emeğin yeniden tanımlanması ve anayasal vatandaşlık kavramının vatandaşlık geliriyle birlikte gündeme gelmesi gerekiyor. Bu ekonomik aklın gereği olduğu gibi ahlaki bir sorun da. Peki, bunun için kaynak yok diyen mi var? Aşağıdaki not onlar için: Bugünlerde milyarlarca doları spekülatatif işlemlerde batıran Goldman Sachs geçen yıl yalnızca üç üst düzey yöneticisine 160 milyon dolar ikramiye ödedi. Hedge fonların yalnız son altı ayda batırdıkları para ile tüm dünya vatandaşlarının bir yıllık vatandaşlık gelirleri ödenir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6303450168426688538?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6303450168426688538/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6303450168426688538' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6303450168426688538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6303450168426688538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/08/birgnden.html' title='birgün&apos;den...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4410555245863430952</id><published>2007-08-23T17:02:00.001-07:00</published><updated>2007-08-23T17:03:14.962-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>yazı yazmak güzeldir ama bu sıcakta ve bu saatte değil! Hem kağıda yazmak daha güzel illaki dokunmak yazdığın kağıda!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4410555245863430952?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4410555245863430952/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4410555245863430952' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4410555245863430952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4410555245863430952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/08/yaz-yazmak-gzeldir-am-bu-scakta-ve-bu.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-528415213349592290</id><published>2007-08-19T15:21:00.000-07:00</published><updated>2007-08-19T15:42:35.267-07:00</updated><title type='text'>mevsimlik işçiler?</title><content type='html'>"Kamyonet, minibüs, traktörlerle balık istifi dizilirek taşınan tarım işçileri yollarda hayatını kaybetmeye devam ediyor. Şanlıurfa'da tarım işçilerini taşıyan kamyonete kamyon çarpttı. Şarampole yuvarlanan iki araçta 15'i tarım işçisi 16 kişi yaşamını yitirdi, 15 kişi de yaralandı. Yaralılardan dördü ağır. Kazanın meydana geldiği kavşağın 300 metre ilerisinde trafik ekipleri, tarım işçilerinin kamyon, kamyonet ve traktör kasalarında taşınmalarını önlemek amacıyla denetim yapıyordu." haber böyle başlıyor bugün radikalde! &lt;br /&gt;Sonu da böyle bitiyor: "'İşçiler sesini çıkaramıyor'&lt;br /&gt;Tarım işçilerinin oturduğu Karşıyaka Mahallesi'ni kaza sonrası acı büyüktü. İşçi yakınlarından Mehmet Çalış şöyle konuştu: "Sabah, bu insanlar birkaç kuruş kazanmak için yola çıktı. Burada herkes komşu, her evden iki-üç ölü var. Bir kamyona 50 kişi bindiriliyor. Ekmek parası için işçiler de sesini çıkaramıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçiler sesini çıkaramıyor. ÇIKAR-A-MIYOR! Oradaki a ile hesaplaşmak mı lazım ne yapmak lazım? Bilemedim. Kaç gündür okuyorum neredeyse her gün bir kaza ya da mevsimlik işçilerin inanılmaz istismarı, korkunç çalışma şartları vs vs..&lt;br /&gt;Başlıklar: &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Mevsimlik işçilerin yeni sezonu az ücretle, kötü koşullarla, işsizlik korkusuyla başladı."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Sosyal güvenceleri yok!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Türk-İş: Şartları çok kötü&lt;br /&gt;Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç ise Türkiye'de mevsimlik tarım işçilerinin çok kötü şartlar altında çalıştığını belirterek "Devlet, tarım işçilerinin sıkıntılarını gidermeli. Gelecekleri güvenceye alınmalı, sosyal güvenlik sağlanmalı" dedi. (dha, aa)" &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU MANŞETLER DAHA UZAR. MANŞET DEDİYSEM YANLIŞ ANLAŞILMASIN. Yanlış kullanıyorum kelimeyi. Bular sadece gazete haberlerinin başlıkları y ad aara başlıkları ki belli başlı gazeteler hariç mevzuudan bahseden de az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kısır döngü gibi ya: Fındıklıklarda bulunmuş biri olarak ve yakın akrabaları sürekli yevmiyeli mevsimlik işçilere fındık toplattırdığından az biraz çalıştıranların ve çalışanların ruh halini görme şansım oldu. ya da şanssızlığım diyelim. Öyle bir yoksulluk çeşidi ki bu herşey içiçe geçmiş: Gelir adaletsizliği, bölgesel adaletsizlik, etnik ayrımcılık, yoksula yoksul olduğu için ayrımcılık vs vs... SES ÇIKAR-A-MAYAN insanlara eğer bağımlılarsa çalıştıran kişiye istediğiniz eziyeti yaparsınız gibi bir anlayış var. Şunu demek istemiyorum: Mevsimlik işçileri alıp elleirni bağlayıp işkence ediyorlar. Yapan yoktur umarım ama insan yerine koymamakla başlıyor herşey zaten. Çoğu Doğu ve G.doğudan gelen işçilerin aralarında Kürtçe konuştuklarında ne konuşuyorsanız anladığımız dilde konuşun, küfür mü ediyorsunuz belli değil cevabıyla karşılandığını duymuşluğum var. Müdahale etmeye çalıştığımda da inanılmaz bir şekilde terslenip herşeyi abarttığımı söylediklerini hatırlıyorum. Ya bir dakika, o insanların anadili o. İkincisi hiç düşündün mü neden insanlar yerlerini yurtlarını birkaç aylığına bırakıp oralara geliyorlar hem de balık istifi olmuş bir kamyonet içerisinde. Üçüncüsü sana küfrediyorlarsa da iyi ediyorlar. Adamlara verdiğin para belli. Anneannem onlara misafir gözüyle baktığı için yeme içirme derdinde olurdu hep hatırlıyorum ama bu biraz daha insanca olsa da yine elaleme ayıp olmasın ve adamlar daha iyi çalışsın kaygısıyla yapılıyordu onu da biliyorum. İnsanlar tabii ki ses çıkaramazlar çünkü ellerinde kendi bedenleri hariç direnebilecekleri bir mekanizma yok. Herkes karşılarında, insanlar, devlet, özel sektör vs vs vs. Şimdi bunları böyle clear-cut ayırmayalım falan demeyelim. Çünkü hepimiz biliyoruz ki devlet ideolojisi denilen şey onları zaten dışlıyor. Marxist açıdan devlet desen o da zaten yoksulu önemsemez zenginin derdine bakar. İnsanlar desen onlar da bu sistem içerisinde az biraz vicdan yaparlarsa belki önemserler ama sorun çoğuna değmediği için birşey yapmazlar değiştirecek gücü kendilerinde bulmazlar. Sorunun yaşayanların kendilerine dair düşündükleri bile değişir bunca muhalefet varken bir yandan. Bir yandan isyan etmek isteseler ne olacak? çıkar-a- madılar daki o a hep devrede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bir mail geldi bir gruptan Şu şiir var ekte Can Yücel'in: &lt;br /&gt;"Hava döndü işçiden işçiden esiyor yel&lt;br /&gt;Dumanı dağıtacak yıldız-poyraz başladı... "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yel işçiden yana esecek mi bilmem ama mevsimlik işçilerden yana hiç esmiyor esmeyecek gibi de duruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Umutsuz yazı... Üzerine düşünmek lazım biraz daha...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-528415213349592290?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/528415213349592290/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=528415213349592290' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/528415213349592290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/528415213349592290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/08/mevsimlik-iiler.html' title='mevsimlik işçiler?'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7997913765909737841</id><published>2007-08-15T14:41:00.000-07:00</published><updated>2007-08-15T14:48:17.336-07:00</updated><title type='text'>gül kendine...</title><content type='html'>Ya Abdullah Gül aday oldu sonunda köşke. Sence olacaklar mı diye soruyordu herkes? Ben bence olmayacak aday gerilmesin diye ama olursa da olur %46 lık oy duruyor bu da reelpolitik. Cumhurbaşkanı ile başbakan kankaysa, birbirine anayasa fırlatan birileri olmazsa işler daha paralel yürür. Ama şimdi biraz korkmaya başladım. Hegemonik bir durum olur mu diye?  Bakalım bekleyip göreceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül kendini aday yaptırdı, AKP nin kendi içindeki çatlamalardan bahsediliyor. 24 Nisandaki adaylığıyla bu seferki arasında bir çeşit destek farkı var diyor gazeteler, gözlemciler. Bakalım göreceğiz. CHP şimdiden herşeye boykotlu, tipik. Asker??? Bakalım göreceğiz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7997913765909737841?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7997913765909737841/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7997913765909737841' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7997913765909737841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7997913765909737841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/08/gl-kendine.html' title='gül kendine...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8755684812029233711</id><published>2007-08-15T05:39:00.001-07:00</published><updated>2007-08-15T05:39:48.506-07:00</updated><title type='text'>yıldırım türker'den...</title><content type='html'>Mevsimlik köleler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsimlik köleler&lt;br /&gt;Yoksulluğun pençesindeki adamlar, kadınlar her yıl bu yolculuğu yapıyor. 10, 15, 20 lira... Ne kazanabilirlerse.&lt;br /&gt;23 sürgün işçi, Adıyaman'ın Kahta'sından Karadeniz'e fındığa giderken yurttaşlık dersinde öldürüldüler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12/08/2007 (917 defa okundu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YILDIRIM TÜRKER (Arşivi)&lt;br /&gt;Ah, dilsiz kardeşlerim. Mevsimlik köleler. Gazetelerin önemli, değerli, gerilimli haberlerinin arasında ne kadar solgun, ne kadar uçucu, ne kadar ölü fotograflarına benziyorsunuz. 13 yaşındaki Mustafa, 14 yaşındaki Nafiye ve diğer küçük adam, küçük kadın memleket köleleri. Hayatınızda belki de ilk ve son çektirdiğiniz fotograflarla; alınları damgalı vesikalıklarınızla bize kâbus olur musunuz?&lt;br /&gt;12'si çocuk, 23 sürgün işçi balık istifi depolanıp nakliye edilirken yolda paramparça olmadan önce ne güzel, ne gururlu bir memlekette uygarlık şarabını yudumluyor, tatil tefrikalarıyla hafifledikçe hafifliyorduk. Yegâne gerilimimiz Cumhurbaşkanı eşinin saçlarıydı.&lt;br /&gt;23 sürgün işçi, Adıyaman'ın Kahta'sından Karadeniz'e fındığa giderken yurttaşlık dersinde öldürüldüler. Yola dağılmış ölülerini görenler dayanamamış. Paramparça olmuşlar.&lt;br /&gt;Niğde'de de başka bir mevsimlik köle kafilesini taşıyan minibüsün otobüsle çarpışması sonucu 19 kişi yaralandı, 15 yaşındaki Vahap da 'olay yerinde' öldü.&lt;br /&gt;Adıyaman'dan fındık toplamak için Giresun'a gelen 19 yaşındaki Bayram'la 17 yaşındaki Yılmaz geçen gün, Bulancak ilçesi sahilindeki iskelede denize girdi. Bir süre sonra gözden kaybolan gençler boğularak öldü.&lt;br /&gt;Onlar, kibar deyişiyle mevsimlik tarım işçisiydi. Mevsimlik işçilerin neredeyse tamamı, Güneydoğulu Kürt.&lt;br /&gt;Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platform Sözcüsü Abdullah Aysu, mevsimlik tarım işçilerine "kırsal kesimdeki yoksulların en yoksulu" diyor. Bianet'e anlatmış.&lt;br /&gt;Aysu, "Normal şartlarda kendi topraklarında doyabilirler. Ama çatışma nedeniyle bu gerçekleşemiyor. Yerinden edilmiş olanlar da var. Hayvancılıkla, toprakla uğraşamıyorlar. Üretebilseler, bunu satabilecek mekanizmalardan yoksunlar. Yaşadıkları Güneydoğu politikalarıyla doğrudan bağlı" diye ekliyor.&lt;br /&gt;Sayıları kayıtlara göre 190-200 bin civarında. Ama tarım sektörü uzmanları, mevsimlik işçilerin ailecek çalıştıklarını, çocukların da çalıştığını, kayıt dışılığın yüksekliğini hesaba katarak, bu rakamın gerçekte bir milyona yakın olduğunu tahmin ediyor.&lt;br /&gt;Aysu'nun verdiği bilgilerle birlikte, mevsimlik tarım işçilerinin yaşadıkları şöyle:&lt;br /&gt;Çalışma alanları: Büyük toprak ağalarının işlerinde ya da toplama işinin hızla yapılması gereken fındık gibi alanlarda çalışıyorlar. Türkiye'de çiftçilerin yüzde 87'den fazlası işçi çalıştırmıyor. Orta Anadolu'da soğan, şeker pancarı, kayısı, Çukurova'da pamuk, Ege'de yaş sebze, zeytin, Karadeniz'de fındıkta çalışıyorlar. Toplama, çapa, kurutma, serme işlerini üstleniyorlar.&lt;br /&gt;Dört ay: Yılın dört ayında biriktirdikleri parayla geri kalan sekiz ayı da geçirmeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;Düşük ücret: TÜİK verilerine göre 2005'te erkek bir mevsimlik işçinin ortalama günlük ücreti 18,06, kadın mevsimlik işçininkiyse 13,62 YTL'ydi. En düşük ücret kadınlar için Hatay'da 10,83, erkekler için Aydın'da 12,82 YTL'ydi. Devlet işletmelerindeki erkek mevsimlik işçininki 25,60, kadın mevsimlik işçininkiyse 23,12 YTL oldu.&lt;br /&gt;Aracılara komisyon: Mevsimlik işçiler ücretlerinin bir bölümünü "elci", "dayıbaşı", "çavuş" denen aracılara komisyon olarak veriyor. İşçilerin yaşadıkları yerden çalışacakları yerlere ulaşımını, nerede, hangi işlerde çalışacağını da bu aracılar düzenliyor.&lt;br /&gt;Sosyal hakları yok sayılıyor, dışlanıyorlar: Çoğunlukla kamyonların kasalarına doldurulup istif şeklinde taşınıyorlar. Genellikle çadırlarda kalıyor. Sağlıklı su ve kanalizasyona erişemiyor. Sağlık sorunlarını kendileri çözmek, maliyetini üstlenmek zorundalar. Bu süre çalışma süresinden sayılmıyor. Sosyal güvenceleri, sigortaları yok. Köylüler mevsimlik işçileri genellikle içine kabul etmez.&lt;br /&gt;Doğu'dan Karadeniz'e yolculukları iki gün sürüyor. Zaman kaybetmemek için mümkün olduğunca molasız yolculuk ediyorlar. Bazen minibüslere 20, kamyonların arkasına 40 kişi biniyorlar.&lt;br /&gt;Ordu'da bir çadırkent onları bekliyor. Turnasuyu deresi boyunca kurulmuş çadırkentte yaklaşık 400 çadırda 3 bine yakın işçi kalıyor.&lt;br /&gt;Bu en beter mülteci kamplarını hatırlatan çadırların başında 24 saat polis bekliyor. Günde 20 lira kazanabilmek için 10 saat fındık topluyor. Daha o paralardan yüzde 10 komisyon verecekler. Nakliyeci tacirlerine.&lt;br /&gt;Ne sıkıcı konular, değil mi? Bu memlekette ne önemli konular varken; memleket bölünme-çatlama-örtünme krizleriyle hop oturup hop kalkarken.&lt;br /&gt;Kürt milletvekillerinin, uzun uykusundan uyanıp ortalığa çıktığı andan itibaren karşısında el pençe divan durduğumuz, gerdan kırıp saygılarımızı sunduğumuz başbuğ ve adamlarının ayağına gidip ellerini sıkması karşısında mutluluktan gözlerimiz yaşarırken. Hele başbuğun da ilahi bir yücegönüllülükle uzatılan elleri bir yumrukta itmeyip avcuna alması karşısında.&lt;br /&gt;Körlüğe-sağırlığa-vahşet kışkırtıcılığına-milli reflekslere ve her türlü karanlık insanlık hallerine kader demeye yatkınız ya, kader artık bizi şamarlıyor. Sözgelimi, mevsimlik işçiler diye anılanların farkına varmamız tam da nereye oturtacağımıza karar veremediğimiz Kürt milletvekillerinin magazinine merak saldığımız günlere denk geldi. Onları da temsil ettikleri köleler gibi istifleyip gözden ırak bir yere kaldırmak, kendilerini yüce ulustan sanmamaları için mümkünse ahırın yanındaki samanlığa kapatmamız fena mı olurdu?&lt;br /&gt;Sırrı Sakık, yakınıyor: "Bize zenci muamelesi yapıyorlar." Diğer partiler Meclis'te ikinci katta verilen odalara yerleşirken DTP'ye başka yerde bir oda gösterilmiş. Uzun mahpusluk günlerinden kalma mide hastalığından tedavisi süren Ahmet Türk, yemin töreninden sonra hastalanmış. Sakık, anlatıyor: "Tören 10 saat sürdü. Liderler o gün, Meclis'te odaları olduğu için dinlenme olanağı da bulabildi. Belki odalarında ayakları uzatıp yorgunluk giderdiler. Biz ne yaptık, başkan ne yaptı? Sandalyenin üzerinde 10 saat bekledi. Bu haksızlık". Hastanede tedavisi süren Ahmet Türk, DTP'nin ilk grup toplantısına katılamamış.&lt;br /&gt;Evet, merkez sağın yeni, cehennemin dibindeki sağın eski temsilcileri; laikçi cumhuriyet fedaileri; gururlu dinibütün zevat; DTP milletvekillerinin ikide bir kulaklarını büken, onlara marabalara reva görülen muameleyi çeken basın erbabı ve benzeri ve benzeri!..&lt;br /&gt;Bu nerelere koyacağınızı bilemediğiniz; demokrasinin berbat bir kazası olarak gördüğünüz Kürt milletvekillerinin kimin adına ve ne hakla orada, şimdilik sandalye tepesinde oturduklarını bir türlü anlayamıyordunuz.&lt;br /&gt;Onlar, her yaz yurtlarından ekmek parası uğruna sürülen, mal gibi kamyonlara yüklenip fındığınızı, zeytininizi toplamaya günlerce yol katedip çadırlarda üst üste polis nezaretinde çalıştırılan Kürt kölelerin temsilcisi. Onların da temsilcisi. Meclis'e girebilmek için aldıkları oyu da o köleler ve onların akrabası köyleri yakılıp yıkılmış, ekmeksiz ve kitapsız bırakılmış, dilleri lâl edilmiş yurttaşlarınızdan aldılar. Dolayısıyla Meclis'teki yerleri de kapıya yakın.&lt;br /&gt;Şimdi anladınız mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8755684812029233711?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8755684812029233711/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8755684812029233711' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8755684812029233711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8755684812029233711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/08/yldrm-trkerden.html' title='yıldırım türker&apos;den...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-2858771793986530474</id><published>2007-08-06T05:21:00.000-07:00</published><updated>2007-08-06T05:28:36.740-07:00</updated><title type='text'>canım meclis güzel meclis...</title><content type='html'>Haberlere bakıyor musunuz? Ahmet Türk Devlet Bahçeli el sıkışıyor. Aysel Tuğluk önde. Şemdin Sakık meclisin en şıklarındanmış bir arkada. İnanabiliyor musunuz? &lt;br /&gt;Açıkçası bütün seçim propogandası ip-urgan olan bir parti ve genel başkanı, karşıda yıllarca terörist denilen adam ve kadınlar... Aynı mecliste.. El sıkışıyorlar. Memleketin faydasına denen şey bu herhalde. Ben niyeyse bir umut doldum. Arka sıralarda bir ufuk:) Kritik zamanlarda kan gövdeyi götürmez diye umut etmek istiyorum.&lt;br /&gt;Bir yandan cumhurbaşkanlığı seçimleri ordunun tutumu falan zaten hep arka planda kafamda bir yerlerde ama şu manzara bile az rastlanılır cinsten. &lt;br /&gt;Baykal göstermelik olmakla suçlamış iki partiyi de. Yani küfür gibi. Göstermelik olsun, nolacak. İnsanlar iletişim kurmuş ya bir şekilde abi kızdı tabii, kendisi iletişim özürlü. Hatta kavrayışta da sorun var. Seçimde az oy aldığını bile kabul etmekten aciz. Neyse.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Demokrasi sesime geldin mi ne!:D Bir umut. Bir arkadaşım bu ülke için çözüm umut falan gibi kelimelerin geçtiği cümleler kurmayı tekrar hayal ediyorum demişti geçen gün. Belki de kim bilir party animal:)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saf mıyım ne?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-2858771793986530474?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/2858771793986530474/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=2858771793986530474' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2858771793986530474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/2858771793986530474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/08/canm-meclis-gzel-meclis.html' title='canım meclis güzel meclis...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4337573720039483477</id><published>2007-07-28T03:19:00.000-07:00</published><updated>2007-07-28T15:17:21.409-07:00</updated><title type='text'>Domates-Bağ-Dal</title><content type='html'>Nasıl, dolgunlaşmış, kocaman, ama yeşil bir Domates, Ekim güneşinde kendisini kızartacak ışınları bulamayınca, dalıyla bağını kesip, kızarmanın, olgunlaşmanın yolunu, çürüme sürecinde ararsa...*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Oruç Aruoba- Tümceler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çürümeyle olgunlaşmak da hiç fena değil, çürüyenin ne olduğuna bakar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4337573720039483477?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4337573720039483477/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4337573720039483477' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4337573720039483477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4337573720039483477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/domates-ba-dal.html' title='Domates-Bağ-Dal'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-313483831479106484</id><published>2007-07-26T14:55:00.000-07:00</published><updated>2007-07-26T14:56:26.933-07:00</updated><title type='text'>bırak onu bunu:)</title><content type='html'>Hayyam'dan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey kör!Bu yer, bu gök, bu yıldızlar,boştur boş!&lt;br /&gt;Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!&lt;br /&gt;Şu durmadan kurulup dağılan evrende&lt;br /&gt;Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayyam amca mevzuuyu çözmüş galiba. Aman yaşamak lazım çok düşünmeden...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-313483831479106484?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/313483831479106484/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=313483831479106484' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/313483831479106484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/313483831479106484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/brak-onu-bunu.html' title='bırak onu bunu:)'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4500807447262375311</id><published>2007-07-22T15:17:00.000-07:00</published><updated>2007-08-15T14:53:48.938-07:00</updated><title type='text'>seçimler...</title><content type='html'>Ve Türkiye'nin meclisi değişti. 4/5 oranında tamamen yeni bir kadro, tv de öyle dediler.&lt;br /&gt;Kısaca 3 parti içerde bir de bağımsızlar:&lt;br /&gt;AKP %46,61&lt;br /&gt;CHP %20,91 &lt;br /&gt;MHP %14,27. (NTVMSNBC verileri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufuk Uras içeride. İlk defa oyum boşa gitmedi. Yupppiiiiiiiiii. seçim naraları atmak istedim sonucu görünce.:D &lt;br /&gt;Baskın Hoca giremedi:( ve Doğan Erbaş la birbirlerinin önünü kestikleri kaçınılmaz bir şekilde ortada. İkisinin oylarını toplayınca zaten yetiyor bir adaya girmesi için. İst.2. bölgeden yok bağımsız. Zafer hocam da mecliste Mersin'den. DTP grup kurabilecek kadar mecliste. &lt;br /&gt;ABD basını: Türk Demokrasisi kazandı.&lt;br /&gt;Dünya Basını: Muhtıra kazandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa kısa böyle durum. Olası CHP-MHP koalisyonu yok hiç ufukta. Zaten mecliste ufuk var hehe. Tayyip dünyanın en duyarlı konuşmasını yaptı. Artık daha çok sorumluyuz, daha çok kesimi kapsıyoruz. AB politikalarımıza devam edeceğiz diye. %50ye yakın destekle şımarma durumunda aba altından sopa gösterirler zira. Gerek yok hepimize yazık di mi? &lt;br /&gt;Ya bir şeyi fark ettim. Bu milliyetçileri fazla abartmışım gözümde. yani chp-mhp topla ki chpye oy veren kesimde bir sürü değişik insan da var, akpye yetişmiyor çok açık ara aşağıda. Etnik köken yerine dine dair bir yerde birleşiyor gibi bi sonuç çıkıyor aslında galiba. Çünkü g.doğuda da aynı şey oldu. AKP ile neredeyse başa baştı DTP adayları, bazı illerde AKP öndeydi. Şimdi yepyeni bir süreç. Umarım çok kavga dövüş geçmez de siyasete tanıklık ederiz biz de. Siyaseti yapılamaz hale getirmek çok kolay çünkü burda. Umarım olmaz. İyi ya da kötü ama partiler politika yapabiliyor olsun minimum stnadart bu bence. Tabii sonrasını da yapsınlar. Çözüm ve uzlaşma kısmını. Eskiden bana çoook geyik gelen ve belki de sürekli eleştirdiğim üst politika ile sorun çözme, çatışma yönetimi vs. diye geyik isimlerle de bilinen şeyler şimdi bana o kadar da geyik gelmiyor. Bir yerden tutulursa belki işe bile yarayabilirler gibi geliyor hatta. Şimdi mecliste ufuk uras bir tane farkındayım ama yine de mevzu yaratabilir. Kaale alınmak zorunda bırakabilir başkalarını. Meclisin ajandasına bir sürü farklı çözüm bekleyen konuyu sokabilir. :) Baskın hoca da gireydi:(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse içim rahat. Erdoğan mantıklı konuşuyor, neoliberal evet, eleştirilecek çok yanı var evet, ama en azından uyumlu, olumlu, değişebilir ve esnek. Bazen diyorum galiba  çok değiştiler. İktidar onları esnek ve pragmatist bir hale getirdi. Seçimden bir gün önce Tayyip tvdeydi. Başörtüsü sorunu çözülecek mi diye sordular. O da tak dedik mi değişmez bunlar köklü sorunlar hiçbir vaat veremem dedi. Gerçekçi...%50yi nasıl aldığının farkında: Catch-all. Herkes var akpye oy verenler arasında, adaylar arasında da: Sosyal demokratlar, dindar muhafazakarlar, milliyetçiler, ABciler vs vs vs. O yüzden farkında olunacak bir tehlike yok. Dipnot: yarın cumhuriyet ne başlık atacak çoook merak ediyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydanlarda milyonlar yürürken korkmuştum ama onlar da homojen değilmiş işte, ya da bu kadarlarmış işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, kısaca bu seçim fena geçmedi, insanlar süper cevap verdi: Kutuplaşmaya hayır dedi resmen. Umarım AKP hegemonyası denilen şey can sıkar hale gelmez. Umarım birileri yaptıklarına çok kızmaz. Siyaset yapılabilir kalır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın okulda şükür namazı kılalım diyoruz çimlerde. hehehe. Belki Boğaziçine, bize ödenek ayırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın yeni bir gün gerçekten...&lt;br /&gt;01:39     23 temmuz 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimler deyince Koray hocanın yazısını da esgeçmeyelim ve unutmayalım adamlar neoliberal: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP nasıl kazandı?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP'nin seçim zaferi birçok gözlemci tarafından halk muhtırası olarak anlaşıldı. Sorunlu bir gözlem bu. Militarizme boğazına kadar batmış bir halk anti-militer bir mesaj vermez. AKP orduyla gerçekten bir bilek güreşine tutuşsaydı, o zaman kaybederdi. Herkesten çok AKP biliyor bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDEN İKTİSADİ Mİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Yoksullar AKP'nin daha da derinleştirdi-ği neoliberal denizde boğulmamak için AKP'ye sarıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum tam bir bilmece yaratıyor. Çünkü AKP döneminde milli gelir 180 milyar dolardan, 411 milyara; kişi başına milli gelir 2.598 dolardan, 5.560 dolara yükseldi. Bu arada enflasyon yüzde 3o'dan yüzde 9'a indi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP'nin dümen suyundan gitmeye teşne birçok gazeteci ve bir parça akademisyene göre, AKP'nin başarısını bu iktisadi mucizeye bağlamak mümkün. Bu açıklamalara hızlıca hak vermemek mümkün değil. Milli geliri 5 yılda iki katına çıkarmak dünyada çok az hükümete nasip olmuştur. Ama neden başka yerde yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAZIN AYAĞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YTL'nin aşırı değerlenmesini hesaba kattığımızda işlerin aslında hiç de göründüğü gibi olmadığını anlıyoruz. Aslında milli gelir nominal olarak, yani lafta artıyor. Düşünün, krizden hemen önce dolar 1.70'di şimdi 1.20 olacak mı diye tartışıyoruz. 2002 hemen krizden sonra geldi. Milli gelirin dörtte biri yalnızca faiz gelirlerine gitti, bir milyon kişi işsiz kaldı, birikimleri TL'de olanlar kısa bir süre içinde yarı yarıya yoksullaştı. Derviş'in finans açıklarını yamamasıyla bu durum bir parça kontrol altına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli gelirin lafta artmasının bir diğer nedeni de dünya gıda fiyatlarının son 5 yılda yüzde 25 artması. Yoksul ülkelerde aile gelirinin büyük bir bölümü gıdaya gider. Bu oran Türkiye'de yüzde 28'dir. Enflasyon yoksul için daha ezici olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bunun üzerine gerçek işsizlik oranının yüzde 19'da sabitlenmesini ekleyin. Cari açığın 30 kat, evet 30 kat artmasını, merkezi yönetim borcunun iki kat artmasını, dış ticaret açığının 3 kat artmasını ekleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son olarak, özelleştirmelerle kendinden önceki kuşağın birikimini çarçur eden bu kuşağın AKP'li vekillerinin bu açıkları mal satarak kapadığını anımsayın. Bu iktisadi rezalet nasıl olur da AKP'nin zaferini açıklar. "Normal" bir seçmen bu iktidarı devirmez miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEÇMEN NORMAL Mİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koşullarda evet. Daha da ileri gidelim, AKP'den başka bir partiye oy vermek en yoksullar için anormal olurdu. Çiftçiler, Abdullah Aysu'nun deyimiyle "AP'leşmiş" AKP'ye yakınlaşmada sorun görmediler. Bunun nedeni köylünün örgütsüzlüğü, Gökhan Günaydın'ı Ankara yedinci sıraya gömen CHP körlüğü ve sosyalistlerin güçsüzlüğüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçilere yoksulluğun nedenini anlatabilecek kitlesel bir partinin yokluğunda, her kamu hastanesine girebilen, sıra beklemeden eczaneden ilaç alabilen, borç batağına batmış ve kamu mallarını satarak açığını kapayan AKP'li belediyeden temmuz sıcağında kömürünü alan, ununu sağlayan ve bir de üzerine formal yerel iktidar ağlarına girişi mümkün bir işçi kime oy verirdi? Siz olsaydanız kime oy verirdiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞÇİNİN EMEKÇİNİN PARTİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP iktisaden ve siyaseten şelalaler gibi iç içe geçmiş iktidar ilişkilerini ortadan kesen bir siyaset güdüyor. İşçiler ve emekçiler bu nedenle patronların partisinin peşinden gidiyorlar. Çünkü işçilere, köylülere, kadınlara ve gençlere bir umut veremiyoruz. İşin ilginci bin umut peşinde olanlar bile Kürt seçmene umut veremiyor artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasette duyguların, kimliklerin, sembollerin artık daha geride olduğu bir coğrafyaya girdik hep birlikte. Artık merkez sağın "Hıristiyan Demokrat" AKP tarafından tanımlandığı, çevresine de milliyetçi Kemalist bir blokun yerleştiği yuvarlak bir coğrafya bu. Soldan sağa uzanan bir hat değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak solun önü açık. Neler yapılabileceği AKP'nin başarısında gizli. Baskın Oran ve AKP kampanyalarının seçim ertesi gazete ilanlarına devam eden tek hareketler olması sol adına sevindirici. Haftaya AKP'den solun öğreneceklerini tartışacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4500807447262375311?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4500807447262375311/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4500807447262375311' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4500807447262375311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4500807447262375311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/seimler.html' title='seçimler...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7484802636119554664</id><published>2007-07-17T12:47:00.000-07:00</published><updated>2007-07-17T12:52:31.980-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_PVBnFOez5DU/Rp0dUZs939I/AAAAAAAAAAM/dQbFSTy3hY0/s1600-h/ray.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_PVBnFOez5DU/Rp0dUZs939I/AAAAAAAAAAM/dQbFSTy3hY0/s320/ray.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5088255390332608466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7484802636119554664?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7484802636119554664/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7484802636119554664' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7484802636119554664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7484802636119554664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/blog-post_17.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_PVBnFOez5DU/Rp0dUZs939I/AAAAAAAAAAM/dQbFSTy3hY0/s72-c/ray.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6667054971104885221</id><published>2007-07-16T15:49:00.000-07:00</published><updated>2007-07-16T15:52:08.917-07:00</updated><title type='text'>yok birsey...</title><content type='html'>Whatever I have is precise...* &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ölü Ozanlar derneği kitabından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Whatever I have is precise.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6667054971104885221?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6667054971104885221/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6667054971104885221' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6667054971104885221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6667054971104885221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/yok-birsey.html' title='yok birsey...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-6616555857247945481</id><published>2007-07-13T12:14:00.000-07:00</published><updated>2007-07-13T12:23:20.094-07:00</updated><title type='text'>bir deneme</title><content type='html'>Burayı iyice kendi gazetem ya da Türkçe yazdığım makaleler haline getirdim ama okuyan varsa ekleme yapmak isteyen, köküne kadar eleştirmek isteyen, they are welcome:) buyrun edin. Paylastıkca fikirler pratiğe dönüşebilir hale gelir gibi bir varsayımım var. Memnuniyetle eleştirin. Bu yazıyı "sosyal haklar" başlıklı bir eğitimde 4 kişi kafa patlatıp 15 saatte falan yazdık. Yani sadece benim değil yazı ama bayağı emeğim var diğer arkadaşlarla beraber. Bir çeşit deneme sayılır. Çok da uzun değil. İçinde "sınıf" kelimesinin dahi bir kere falan geçmesi mesela eleştirilecek bir yanı. Bir başka yanı başlığının yoksulluk olması sosyal tabakalaşma (social stratification)da denilebilirdi vs. Yazıldığı yer önemli biraz da aslında. Her üniversitede her bölümden insana hitaben yazıldı bu yazı. Biraz buna dikkat ettik ama hala anlaşılması zor yerler var. Buyrun okuyun isterseniz:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                              &lt;span style="font-weight:bold;"&gt; YOKSULLUK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksulluk kavramı üzerine çoğu zaman “yoksul”lar üzerinden düşünürüz. Toplumda yaygın olarak görülen yoksulu tanımlama şekilleri ise genellikle yoksuldan korkma; suçun şiddetin kaynağını yoksulluk olarak görme ve yoksulu hastalık bulaştıracak biri gibi kabul etme gibi bakış açılarıdır. Bu bakış açısı yoksulluğu yüzünden ‘öteki’ ilan edilen kişilerin sosyal ortamdan tamamen dışlanmasına kadar gidebilir. Bir başka bakış açısı ise, yoksulların çalışmadıkları/tembel oldukları için yoksul olduklarıdır. Bu durumda yoksulluk birebir çalışmayla özdeşleşmektedir. Halbuki çalışan yoksulların da  bulunması bu olguyu zaten yanlışlar (Buğra 2005).  Ayrıca bu anlayış yoksulun arka planını ve içinde doğduğu şartları yok saymaktır. Bir diğeri ise yoksullar üzerinden kar elde etmeyi hesap etmektir. Bu yaklaşımların hepsinde ‘insan’ın araçsallaştırılması söz konusudur.  Bu noktada yapılması gereken şey, yoksulları sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya bırakan yargılar üretmeden evvel, yoksulluk üzerine düşünmektir.&lt;br /&gt;Neden yoksulluk var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980ler sonrası değişen dünya düzeni ve üretim modelleri ile birlikte, yüksek gelirliler ile düşük gelirliler arasındaki gelir dağılımı farkı daha da arttı. Yeni dünya düzeni ve yeni üretim ilişkilerinden  kastımız, 1970 lerin başında gelişen şirketlerin uzmanlaşmalarına ve ürünlerin kitlesel üretiminden çeşitliliğe dayalı üretime geçildiği ve uluslar arası rekabetin yaygınlaştığı süreç. Şirketler artık kişilerin ihtiyaçlarından çok, tüketici gruplarına hitaben tüketicilerin/müşterilerin zevklerine göre üretmeyi tercih etmektedir. Bu çeşit üretime de esnek üretim modeli/sistemi denmektedir. Eşitsizliğin artmasındaki nedenler olarak, küreselleşme, üretim modeli ile birlikte sosyal-ekonomik yapılardaki değişimler, özelleştirmenin arttırılması ve piyasaya olan aşırı güven, kuraklık ve çevre sorunları, savaşlar ve nüfus artışına kadar pek çok nedenden bahsedebiliriz. Bu eşitsizlik Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 2006 verilerine şu şekilde yansımaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; * Dünyada 2,5 milyar insan günlük 2 dolar gelir düzeyinin altında yaşıyor; yani yoksul. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu kesim, dünya nüfusunun yüzde 40'ını oluşturuyor ama, dünyanın toplam gelirinin yüzde 5'ini alabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* En zengin yüzde 10'sa, toplam gelirin yüzde 54'üne sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 850 milyon kişi açlık ve kötü beslenmeyle karşı karşıya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 1,1 milyar kişi, temiz içme suyuna erişemiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Saatte 1.200 çocuk, önlenebilir hastalıklar nedeniyle ölüyor.&lt;br /&gt;Türkiye’de ise nüfusun en zengin %20’si toplam hane gelirinin %44, 4’üne sahip, en yoksul %20’si toplam hane gelirinin % 6,1 ‘ine sahip.&lt;br /&gt;Ancak tam da yukarıda değindiğimiz üzere bu ölçütlerin kişilerin ne kadar tüketim yaptıkları üzerinden belirleniyor olması sorunu “yoksulluk” kavramının tanımı üzerinden tekrar düşünmemizi gerekli kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Yoksulluk nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletler Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Haklar Komitesi yoksulluğu şu şekilde tanımlıyor: “Yoksulluk, yeterli bir yaşam standardının yanı sıra diğer medeni, kültürel ekonomik, siyasi ve sosyal haklar için gerekli olan kaynaklardan, yetilerden, seçilerden, güvenlikten ve güçten sürekli ya da kronik olarak yoksun kalmakla karakterize olan durum olarak tanımlanabilir." Bu tanım Amartya Sen’in “yapabilirlikten yoksunluk” olarak adlandırdığı olguyla da örtüşüyor. Sen’e göre yoksulluğun yok edilebilmesi için insani gelişmişliği sağlamalı ve kendilerini gerçekleştirmek için kişilere uygun şartlar yaratılmalıdır. Bir başka deyişle bir mekanizma tarafından şartların eşitliği sağlanmadığı sürece haklarını kullanma ve talep etme durumu da sağlanamamış oluyor. İnsani gelişmişliğin eşit ve hak temelli sağlanabilmesinin yolu da bu mekanizmanın rolünü devletin üstlenmesiyle gerçekleşir. Devlet hem kişilere engel olmamalı, engelleri kaldırmalı bir taraftan da uygun şartları sağlamalıdır. &lt;br /&gt;Yeni yatırım alanlarının ortaya çıkması ve emeğin de küreselleşmesi istihdam kaybına yol açarken  “yeni yoksulluk” un çözümü sadece istihdam sağlanmasıyla da olanaklı olmamaya başladı (Buğra 2003). Türkiye özelinde ele aldığımızda bölgesel ve cinsiyete yönelik eşitsizlikler, gelir dağılımındaki ciddi farklılıklar, eğitim, sağlık ve barınma hakları bir seviyeye kadar devlet tarafından sağlanıyor olsa bile yurttaşların eşit olarak bu haklara ulaşım imkanı bulamaması yoksulluğun nedenleri arasında sayılabilir. Bu anlamda çözümü sosyal politikalarda arama ve bu yolla şartları dengelemeye çalışma devletin misyonu haline gelmelidir. &lt;br /&gt;Yoksulluk tartışmaları, temel ihtiyaçların belirlenmesi ve minimum standartların sağlanması üzerine gelişti. Dolayısıyla temel ihtiyaçların başkaları tarafından yoksullar adına karar verildiği bir süreç işledi. Kişilerin yoksunluklarını kendilerinin belirleyeceği bir sistem olması gerektiği ortaya çıktı. Bu sistem ihtiyaçların lokal ve çok boyutlu olduğu varsayımına dayanıyor. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler de gelişmişliği endekslerken sadece ekonomik temelleri baz almıyor, insani yönünü de göz önüne alıyor. İnsani Gelişmişlik Endeksi yukarıda bahsettiğimiz yapabilirliği göz önüne alarak kriterlerine yaşam süresi, okuma-yazma oranı ve erişimi, sağlık hizmetlerine ulaşabilirliği, cinsiyet eşitliği vb. dahil ediyor. Örneğin UNDP’nin sunduğu 2006 yılı verilerine göre, Türkiye GSYİH (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) baz alındığında 177 OECD ülke arasında 70. sırada iken İnsani Gelişmişlik Endeksi baz alındığında 92. sıradadır. Tam tersine Küba GSYİH’da 93.sırada iken İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde 50. sıradadır. Bu da bize göstermektedir ki insani gelişmişlik kaynakların kıtlığı ile değil nasıl kullanıldığı ile ilgilidir. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Neden yoksullukla mücadele?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın en yoksul yüzde kırk altısı küresel gelirin yüzde 1,2’sine sahip (Pogge 2002, s.334). Türkiye’de ise durum nüfusun en zengin %20’si toplam hane gelirinin %44, 4’üne sahip, en yoksul %20’si toplam hane gelirinin % 6,1 ‘ine sahip. Bu rakamlar silsilesi bize eşitsizliğin ne kadar derin olduğuna dair bir fikir vermekte. Nüfusun en yoksul kesimleri toplam gelirin çok az bir kısmına sahipler. Buna karşılık nüfusun çok küçük bir kesimi, gelirin büyük bir kısmına sahip. Bu eşitsizlik ve adaletsizlik ile ilgili sorun ortaya atıldığında, verilen cevap genelde “Başka Alternatif Yok.” olmakta. Çözüm alternatifleri değişik yollarla sunulabilir. Yapmamız gereken, öncelik belirlemek ve adalet adına bir tutum geliştirmek. Örneğin, toplam küresel gelirin en yüksek %1’lik değeri, Dünya Bankası’nın günlük 2 dolar olarak belirlediği yoksulluk sınırının altında yaşayan 2 milyar 800 milyon insanı bu sınırdan kurtaracak gelir miktarına denk gelmektedir. Söz konusu miktar, ABD’nin yıllık savunma bütçesine veya yıllık ham petrolün piyasa değerinin yarısına denk gelmektedir (Pogge 2002, s.334). Devletlerin adalet adına tutum geliştirmeleri yönünde baskı yapmak gerekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Neler Yapılıyor? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Yoksullukla Mücadele Ağı (EAPN) ; 1990’dan beri 22 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesiyle oluşan bir işbirliğidir. Yoksullukla mücadeleyi Avrupa Komisyonu’nun ve kamuoyunun gündemine taşımayı, sosyal içermeyi yasalara dayalı haklar yoluyla başarmayı hedefliyor. &lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu, yoksulluk alanında çalışan akademisyenlerden oluşan bir merkez. Yoksulluk, nedenleri ve çözüm önerileri üzerine araştırma yapıp veri topluyor. Bu yolla yoksullukla mücadelenin olabilirliği ve nasıl olabileceği üzerine politikalar üretiyor. &lt;br /&gt;Kanada’da bireysel bir savunuculuk faaliyeti olarak Kate Turner tarafından başlatılan e-posta vergisi talebi de yoksullukla mücadele için üretilmiş bir fikir. Gittikçe yaygınlaşan e-posta yolunu kullanan dünya üzerindeki herkesten devlet tarafından kesilecek çok cüzi bir miktar verginin devletler üstü bir mekanizmada toplanarak dünyadaki yoksullara dağıtılması fikrini ortaya atmaktadır. E-posta yoluyla bunun savunuculuğunu yapmaktadır. &lt;br /&gt;Bir başka örnek de, Küresel Kaynaklar Kar Payı (KKKP) diye adlandırılmış bir küresel adalet modelidir. Küresel yoksulların gezegen üzerindeki doğal kaynaklar üzerinde hak sahibi olduğu varsayımına dayanır ve devletlerin ve hükümetlerin doğal kaynakları kullandığında ya da sattığında onlardan küresel yoksullara kar payı bırakması gerektiğini savunur. Mevcut sistemi dışlamayan bu model, aradaki uçurumu gidermek için doğal kaynakların hepimizin olduğu üzerine temellendirilmiştir (Pogge 2002, s.321).&lt;br /&gt;Türkiye’de Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu kapsamında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile birlikte yoksullukla mücadeleye girişilmiş ancak herhangi bir kampanya ya da proje yapıldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Aynı zamanda 2007 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Ekibi tarafından Milenyum Proje Hedefleri kapsamında yoksulluğun azaltılması hedefi güdülerek bölgesel farklılıkların giderilmesi üzerine faaliyete geçmiştir ancak somut bir adım bulunamamıştır.&lt;br /&gt;Var olan dünyanın ve eşitsiz sistemin devamlılığının kaçınılmaz olduğuna inanmıyoruz ve alternatifler üzerine yapılan çalışmaların, araştırmaların ve verilerin daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.&lt;br /&gt;Yoksulluğun yapabilirlikten yoksunluk olarak tanımlanıp insanca yaşamaya dair ahlaki ve politik bir pozisyon alınması gerektiğine ve bu pozisyona göre hareket etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Sadece kişilerin haklara sahip olması ve daha çok seçeneğinin olması değil,o hakları kullanabilmesi için gerekli yolların hak temelli ve eşit olarak devlet tarafından açılması gerektiği kanaatindeyiz. Yoksulluğun çok büyük bir dert olduğunu ve yoksullukla mücadelenin mümkün olduğunu, başka bir deyişle, başka bir dünyanın mümkün olabildiğini düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKÇA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkan Neşecan, Sungur Savran. (2003) “Neoliberalizmin Tahribatı” , Metis Yayınları&lt;br /&gt;Buğra, Ayşe , Çağlar Keyder (2006) “Sosyal Politika Yazıları”, İletişim Yayınları&lt;br /&gt;Buğra Ayşe, Çağlar Keyder (2005) “Poverty and Social Policy in Contemporary in Turkey”, Boğaziçi Üniversitesi Social Policy Forum, January&lt;br /&gt;Buğra, Ayşe , Çağlar Keyder (2003) “Yeni Yoksulluk ve Türkiye’nin Değişen Refah Rejimi”&lt;br /&gt;Işık, Oğuz, Melih Pınarcıoğlu (2001) “Nöbetleşe Yoksulluk”, İletişim Yayınları&lt;br /&gt;Pogge, Thomas (2002) “Küresel Yoksulluk ve İnsan Hakları”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, çeviren Güneş Kömürcüler.&lt;br /&gt;Sen, Amartya. (1999) “Development as Freedom”, New York: Alfred A. Knopf.&lt;br /&gt;www.eapn.org&lt;br /&gt;www.die.gov.tr&lt;br /&gt;www.spf.boun.edu.tr&lt;br /&gt;www.stk.bilgi.edu.tr&lt;br /&gt;www.undp.org.tr&lt;br /&gt;www.undp-povertycentre.org&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-6616555857247945481?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/6616555857247945481/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=6616555857247945481' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6616555857247945481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/6616555857247945481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/bir-deneme.html' title='bir deneme'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-5833240157373031813</id><published>2007-07-13T08:13:00.000-07:00</published><updated>2007-07-13T08:15:41.253-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.juiciobrennan.com/images/blog/calvinAndHobbesEnforcingLaws.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://www.juiciobrennan.com/images/blog/calvinAndHobbesEnforcingLaws.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-5833240157373031813?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/5833240157373031813/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=5833240157373031813' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5833240157373031813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5833240157373031813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/blog-post.html' title=''/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-5669886371755055010</id><published>2007-07-12T17:06:00.000-07:00</published><updated>2007-07-12T17:13:55.266-07:00</updated><title type='text'>bisiklet?</title><content type='html'>Tek başına süzülmek bisikletle, çocukken bindiğin salıncaktaki rüzgarın aynısı daha hızlısı ve artık manevra sende,oohh yokuş aşağı, hareket kabiliyetin bile var büyüdün salıncak yok şimdi. Çok seviyorum bisiklete  binmeyi, çok seviyorum hele ki dört tarafım denizken bisiklete binmeyi, çok seviyorum o hissi , ne diyeyim birileri benden önce süper yazmış zaten: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİSİKLET NEDİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eşitliktir: Bazen o sizi taşır, bazen siz onu.&lt;br /&gt;• Özgürlüktür: Ferman padişahın, dağlar bizimdir.&lt;br /&gt;• Kardeşliktir: Bir ağaç gibi tek ve hür öte yandan.&lt;br /&gt;• Tevazudur: Estağfurullah beri yandan.&lt;br /&gt;• Çocukluktur: Hayatla izdivacın balayı günlerinden.&lt;br /&gt;• Aylaklıktır: Akreple yelkovana nispet.&lt;br /&gt;• Sükunettir: Ne der filozof: gürültü, zekayla ters orantılıdır.&lt;br /&gt;• İdraktir: Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık.&lt;br /&gt;• Rüyadır: Üç yaşında başlar, hayat boyu sürer.&lt;br /&gt;• Hayal gücüdür: Durduğunda devrilir.&lt;br /&gt;• Dengedir: Statükoyla alakasız.&lt;br /&gt;• Şeytan arabasıdır: İtaat mi, o da kim?&lt;br /&gt;• Aşktır: Her bahar sırtınızı ürpertir.&lt;br /&gt;• Libidodur: Düz duvarlar sizindir.&lt;br /&gt;• Bahardır: Papatyalarla aynı nebatattan.&lt;br /&gt;• Yazdır: Yaz yaz bitmez bir metnin iki noktası.&lt;br /&gt;• Kıştır: Her mevsim Vivaldi.&lt;br /&gt;• Kendisidir: Doğan görünümlü Şahin değil.&lt;br /&gt;• Devrimdir: Gerçekçi olur imkansızı ister.&lt;br /&gt;• Ütopyadır: Ayaklar hep havada.&lt;br /&gt;• Kırmızıdır: Hayali cihan değer, hele bir ihtimal iken.&lt;br /&gt;• Muhaliftir: İktidara müdanasız.&lt;br /&gt;• Mesttir: Ömer Hayyam'ın üzüm suyundan.&lt;br /&gt;• Bir lokma bir hırkadır: Derviş soyundan.&lt;br /&gt;• Şehrazat'tır Bağdat'ta: Binbir geceden süzülür.&lt;br /&gt;• Kerameti kendinden menkuldür: Bir bilen bilir, bir de binen&lt;br /&gt;• Bi tur versenedir: Boş arsaların rant'a yenik düşmediği&lt;br /&gt;zamanlardan.&lt;br /&gt;• Aşüftedir: Yoldan çıkartır.&lt;br /&gt;• Mor Külhanidir: Kendi kendine çalan bir davul zurna.&lt;br /&gt;• Rosinantedir: Don Kişot'un altında olsaydı değirmenler bizimdi.&lt;br /&gt;• Rüzgargülüdür: Kır evinin verandasında.&lt;br /&gt;• Yelken, balık dümen, su: Hepsi birdendir.&lt;br /&gt;• İsyandır: Bush'u iki kere dehledi üzerinden.&lt;br /&gt;• Şarabi eşkiyadır: Şan verir ortalığa her bahar.&lt;br /&gt;• Köroğludur: Otomobil icat olur mertlik bozulur.&lt;br /&gt;• Tek kişilik karnavaldır: Dünyanın sokaklarından.&lt;br /&gt;• Müslüman mahallesinde salyangozdur: Eyvallahı yoktur aleme.&lt;br /&gt;• Kel-alakadır: Bütün bağlamlardan muaf.&lt;br /&gt; (Aydan çelik' in yazısıdır. Birgün gazetesi Bisiklet özel eki, TBF sitesinde yayınlanmış ve TBHF sitesinden alınmıştır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sıkılmış, herşeyden bunalmış, beklemelerden ya da ertelemelerden yorulmuş haldeyken imdada yetişir, alır, götürür, ayaklarınızı yerden keser:) Bana öyle yaptı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-5669886371755055010?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/5669886371755055010/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=5669886371755055010' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5669886371755055010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5669886371755055010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/bisiklet.html' title='bisiklet?'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8634359652692594263</id><published>2007-07-10T06:44:00.000-07:00</published><updated>2007-07-10T06:51:04.369-07:00</updated><title type='text'>disk-chp...</title><content type='html'>Çok güzel yazmışlar duygularıma, düşüncelerime tercüman olmuşlar. Bianette okuduğumda tıkanıp kalmıştım zaten. DİSK nasıl CHP-DSP ye destek verir ki diye ağzım açık kalmıştı. Sağ nerde sol nereye, sendikacılık nedir kime denir???? Bugünkü Bianette Aziz çelik belki bağımsız sol kaale alır işçileri yazmış ee haklı da. Hala Meclise ufuk gerek benim tarafta. Ne kadar bunlar çok propoganda yaptı ay sorostan para alıyorlar bunlar bölücü vs. gibi yorumlar hızla artmaktaysa da, insanların, özellikle gençlerin bağımsız sol adaylar için neden çalıştığını sorgulamaya başlayan bir paranoya mevcut olsa da, ufacık da olsa fikirlerime tercüman olacak birilerinin mecliste olması fikri, en azından gündeme yeni birşeyler sokabilecek olabilecekleri fikri beni çok heyecanlandırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş Hukukçular Derneği DİSKe cevap yazmış, hiç de fena olmamış, sizle de paylaşayım: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        BASINA VE KAMUOYUNA&lt;br /&gt;22 Temmuz günü yapılacak olan milletvekili seçimleri için yine kıyasıya bir yarış başladı. Bugüne kadar defalarca iktidar olmuş parti ve zihniyetler, İMF politikalarını uygularken kol kola girmiş, mevcut iktidar ülke varlıklarını sermayeye peşkeş çekerken izlemekle yetinmiş, katliamlara seyirci kalmış yargısız infazları açığa çıkarmak için kılını bile kıpırdatmamış lafın özü aynılar arasında bir kıyasıya yarış bu.&lt;br /&gt;Bugüne kadar hükümet olmuş hangi parti vaatlerini yerine getirmiş ve parti programlarını harekete geçirebilmiştir? Başka bir değişle hangi hükümet uzun vadeli İMF politikalarını uygulamayacağını, imzalanmış uluslararası sözleşmeleri feshettiğini, yerli ve yabancı sermayeye satılan ülke kaynaklarını geri alacağını söyleyebilir? Bunları yapabilir değil bunları söyleyebilir? Hükümetler ancak program yaratıp uygulayabildiklerinde gerçekten iktidardırlar.&lt;br /&gt; Demokrasinin yapıtaşları olarak gördüğümüz sendika, oda ve diğer demokratik kitle örgütlerinin görevi seçilecek 5 yıllık hükümetler demokrasisinden çok uzaktır. Ülke gerçeğinin farkında olarak, çözümün örgütlenme ve hak arama bilincinde araması gerekirken DİSK ve KESK gibi emek örgütleri CHP’ye  oy verilmesi için işaret buyurmaktadırlar.&lt;br /&gt;      DİSK ;  “ ABD emperyalizminin savaşçı politikalarını, IMF ve Dünya Bankası’nın, ulusal ve uluslararası sermayenin istemleri doğrultusunda ekonomi politikaları, Türkiye’de uygulayan  sermaye partilerine oy verilmemesi,&lt;br /&gt; Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar gözetilerek, Cumhuriyet’in temel ilkeleri temelinde seçime birlikte giren CHP-DSP işbirliğinin işçi ve emekçi halkın kimi ekonomik, demokratik ve siyasi taleplerine programında yer vermesi de dikkate alınarak desteklenmesi” hakkında aldığı Yönetim Kurulu kararını açıklamıştır. &lt;br /&gt;  Biz Çağdaş Hukukçular tabi ki ABD emperyalizminin savaşçı politikalarını, IMF ve Dünya Bankası’nın, ulusal ve uluslararası sermayenin istemleri doğrultusunda ekonomi politikaları, Türkiye’de uygulayan  sermaye partilerine oy verilmemesi cümlesinin altına imza koyarız.  Ancak iki yargıdan birinin doğru olması diğerini doğrulamaz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Açıklama yapan bu emek örgütlerine şunu da sorma gereği duyarız. &lt;br /&gt;     IRAK SAVAŞI KİMİN SAVAŞIDIR. ? ABD Emperyalizminin savaşçı politikalarının ta kendisi değil midir ? Bu savaşa katılmak için tam destek verenler kimlerdir?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;      DİSK İşçi ve emekçileri CHP ye oy vermeye çağırırken “CHP-DSP işbirliğinin işçi ve emekçi halkın kimi ekonomik, demokratik ve siyasi taleplerine programında yer vermesini” gerekçe olarak göstermiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu gün sermaye emekçilerden nasıl oy isteyecektir ?  İktidara gelirsek var olan tüm haklarınızı gasp edeceğiz. Temel hak ve özgürlüklerinizi elinizden alacağız, Birlik mücadele ve dayanışma gününüz olan 1 Mayısta alanlarda sizleri gaz bombaları ile karşılayacağız, en doğal ve meşru taleplerle toplanma hakkınızı kullandığınızda sizi terörist ilan edip F tipi cezaevlerine koyacağız, hazırladığımız baskı yasaları ile canınıza okuyacağız diyerek mi?  Tabi ki hayır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Eğer yalnızca programlarına bakarak oy vereceksek İşçilere “EZİLENLERİN İKTİDARINI KURACAĞIM” diyen GENÇ PARTİYE oy vermelerini mi söylemeliyiz. Örneğin bunu söyleyenlerin kendi işçilerine neler yaptığına bakmayacak mıyız?  Yoksa bu parti dâhil olmak üzere sermayeden yana tüm partileri teşhir edip işçilerin gerçek kurtuluş yolu mu anlatılmalı. Sendikaların hele hele adı “Devrimci” işçi sendikaları olan bir konfederasyonun işçiyi aydınlatma ve bu tarz oyunlara gelmesini engellemek gibi bir görevi yok mudur? &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Evet oy vermek için zihniyeti on yıllardır iktidar olan bir partiyi işaret ediyorsunuz.Bu işin siyasal sorumluluğunu taşıyabilecek misiniz.?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Aynası iştir partinin lafa bakılmaz. Bizde bu partilerin aynasına bakalım neler yapmış neler yapmamışlar. Özce kimden yana partilermiş.  &lt;br /&gt; Siz emekçi halkımıza siyasal tercihlerini kullanırken ,&lt;br /&gt;Özelleştirmelerde, işten çıkarılmalarda,&lt;br /&gt;Ülke kaynaklarının yabancı sermayeye peşkeş çekilmesinde&lt;br /&gt;Asgari ücretin belirlenmesinde ve vergi dışı bırakılmamasında Sendikal hakların gasp edilmesinde&lt;br /&gt;Maraş, Gazi, Çorum katliamında, Sivas yangınında, linç saldırılarında&lt;br /&gt;Köylerimizin yakılıp boşaltılmasında&lt;br /&gt;F- Tipi tecritte insanlar can verirken&lt;br /&gt;Halka karşı BASKI YASALARI çıkarılırken&lt;br /&gt;Ve özellikle Programına Ana dilde eğitimi aldığı için bir sendika kapatılırken&lt;br /&gt;1 Mayıs’ta Taksim alanı işçi ve emekçilere yasaklanırken,&lt;br /&gt;Bu partilerin ne yaptığını anlatmayacak mısınız? &lt;br /&gt;Biz ne CHP’nin ne de diğer partilerin bizim gündemimiz olan konulardaki tutumunu UNUTMADIK , UNUTTURMAYACAĞIZ. &lt;br /&gt;Hepimiz bu olayların tanığıyız. &lt;br /&gt;Büyük idealleri göz ardı etmeyin, emekçilere gerçekleri söyleyin &lt;br /&gt;Bu gerekçelerle bir kez daha hatırlatma gereği duymaktayız. İşçi ve Emekçilerden    yana politik anlayışınız bu ise bulunduğunuz yeri bir kez daha gözden geçirmeniz gerekecektir.&lt;br /&gt;Bulunduğunuz yerin Varlık nedenini unutmayın. 09.07.2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                              Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8634359652692594263?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8634359652692594263/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8634359652692594263' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8634359652692594263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8634359652692594263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/disk-chp.html' title='disk-chp...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3034840687635161187</id><published>2007-07-02T13:47:00.000-07:00</published><updated>2007-07-05T15:24:50.278-07:00</updated><title type='text'>bugün kara...</title><content type='html'>Bugün 2 Temmuz. Çok da oldu buraya yazmayalı. Sabah alarmı kurduğum halde telefonun şarjı bittiği için uyanamadım. Hrant Dink'in katillerinin duruşması vardı. Daha önce de utanmıştım niye orada değildim diye yine utandım ama orada neler olduğunu öğrendim biraz. Çok sayıda insan varmış hala mevzu unutulmamış hala sıcak. Bugün Madımak otelinin yakılmasının da 14. yıldönümü. İnsanların biraraya toplandığı bir mekanı ve içindeki tüm aydın denilen ve bir grupça nefret edilen insanları yakmak.. nasıl bir ruh haliyle yapılabilir düşünmek gerek. Mevzuyu aktarak gerekirse kısaca: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sivas Madımak Olayı veya Sivas Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 35 yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pekçok aydının yanı sıra Aziz Nesin ve Ozan Türkyılmaz bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan saldırgan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli'ne sıçrayan yangın sonunda otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin,Ozan Türkyılmaz'ın bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi."(wikipedia)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygıyla anmak lazım içerde hayatını kaybeden insanları ve unutmamak lazım bu ülkede böyle şeyler oluyor. Kim olursa olsun fikirleri yüzünden yakılamaz, kim olursa olsun fikirleri yüzünden kurşunlara hedef olamaz. ,&lt;br /&gt;    * Hrant Dink- 53 yaşında, gazeteci&lt;br /&gt;    * Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi&lt;br /&gt;    * Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı&lt;br /&gt;    * Gülender Aka - 25 yaşında&lt;br /&gt;    * Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar&lt;br /&gt;    * Ahmet Alan - 22 yaşında&lt;br /&gt;    * Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci&lt;br /&gt;    * Sehergül Ateş - 30 yaşında&lt;br /&gt;    * Behçet Aysan - 44 yaşında, şair&lt;br /&gt;    * Erdal Ayrancı - 35 yaşında&lt;br /&gt;    * Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar&lt;br /&gt;    * Belkıs Çakır- 18 yaşında&lt;br /&gt;    * Serpil Canik - 19 yaşında&lt;br /&gt;    * Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör&lt;br /&gt;    * Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı üç telli curanın son ustası&lt;br /&gt;    * Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci&lt;br /&gt;    * Serkan Doğan - 19 yaşında&lt;br /&gt;    * Hasret Gültekin - 22 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi&lt;br /&gt;    * Ozan Türkyılmaz -20 yaşında,araştırmacı tarihci ve düşünür (Hasret Gültekin'in öğrencisi)&lt;br /&gt;    * Murat Güneş Murat Gündüz - 22 yaşında&lt;br /&gt;    * Gülsüm Karababa - yaşında&lt;br /&gt;    * Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair&lt;br /&gt;    * Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist&lt;br /&gt;    * Koray Kaya - 12 yaşında&lt;br /&gt;    * Menekşe Kaya - 17 yaşında&lt;br /&gt;    * Handan Metin - 20 yaşında&lt;br /&gt;    * Sait Metin - 23 yaşında&lt;br /&gt;    * Huriye Özkan - 22 yaşında&lt;br /&gt;    * Yeşim Özkan - 20 yaşında&lt;br /&gt;    * Ahmet Öztürk - 21 yaşında&lt;br /&gt;    * Ahmet Özyurt - 21 yaşında&lt;br /&gt;    * Nurcan Şahin - 18 yaşında&lt;br /&gt;    * Özlem Şahin - 17 yaşında&lt;br /&gt;    * Asuman Sivri - 16 yaşında&lt;br /&gt;    * Yasemin Sivri - 19 yaşında&lt;br /&gt;    * Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı&lt;br /&gt;    * İnci Türk - 22 yaşında&lt;br /&gt;    * Kenan Yılmaz - 21 yaşında&lt;br /&gt;  (kaynak: wikipedia)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de buraya bakın...http://www.hrantdinkcinayeti.net/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sosyal haklar eğitiminden yeni döndüm. Çok güzel bir eğitimdi.Yeniden sahada olmak, yeniden başka başka yerlerden haberler almak yerele dair.Herşey o kadar acil ki sorunlar o kadar kökleşmiş ki insan aklı çalışsa ve yaratıcı olsa ama o kadar iç karartıcı ki tablo. Bir bok olmaz deyip enseyi karartıyorsun ki bu da seni /beni pelte kıvamında mutsuz işe yaramaz/ işe yaramayacağını düşünen BİREYLER yapıyor. BİREY demek istiyorum çünkü hepimiz biriz (sayı olan bir -1-) ve toplanınca birşey demek oluyoruz talep ederken. Yoksa kimse kendisinden feragat etmek zorunda değil, kendi değer yargılarımız, kendi hobilerimiz, kendi çıkarlarımızın,  kendi hayatlarımızın olmasına engel değil topluca hareket etmek bence. Eğer umutsuz bireyler olursak değer yargılarımızın imkansızlığıyla başbaşa kalır ya kendimizi satarız ya değer yargılarımızdan vazgeçeriz ya da durur düşünür olabileceğin en iyisini yapmaya çalışırız. EVET UMUTSUZUM VE UMUTLU OLMAK İSTİYORUM. ( işe yarar belki , belki çatlaklar açar yandaşlarım.Belki benim bir katkım olur onlara, yandaşlarıma.)MİNİMUM ORTAKLIKLARDA BULUŞSAK NASIL OLUR Kİ??? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;00.12&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3034840687635161187?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3034840687635161187/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3034840687635161187' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3034840687635161187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3034840687635161187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/07/bugn-kara.html' title='bugün kara...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7581176757366448298</id><published>2007-06-21T15:52:00.000-07:00</published><updated>2007-06-21T15:54:21.413-07:00</updated><title type='text'>bi de bi de...</title><content type='html'>Bir de gerçekten birşeyler için uğraşıp umut dolmayı seviyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.54 A.M.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7581176757366448298?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7581176757366448298/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7581176757366448298' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7581176757366448298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7581176757366448298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/06/bi-de-bi-de.html' title='bi de bi de...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-1511564045397295268</id><published>2007-06-18T13:46:00.000-07:00</published><updated>2007-06-18T13:47:33.744-07:00</updated><title type='text'>kısacık...</title><content type='html'>çok seviyorum vapurda giderken akşam kızıllığını seyretmeyi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-1511564045397295268?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/1511564045397295268/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=1511564045397295268' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1511564045397295268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/1511564045397295268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/06/ksack.html' title='kısacık...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-3830992578216597131</id><published>2007-06-17T12:55:00.000-07:00</published><updated>2007-06-17T12:56:23.356-07:00</updated><title type='text'>23 Haziranda Boğaziçi'nde!!</title><content type='html'>Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu (SPF) ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü (BUSOS) sunar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal Politika ve Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Haziran 2007, Boğaziçi Üniversitesi&lt;br /&gt;İbrahim Bodur Oditoryumu, Natuk Birkan Binası, Güney Kampüs&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden böyle bir sempozyum gerekli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını gerçekleştirdikleri eğitim, sağlık, afete müdahale ve bölgesel kalkınma gibi alanlar, aynı zamanda vatandaşların devletten talep ettikleri sosyal hak alanları. Sivil toplum kuruluşlarının sosyal devletin yükümlülüğünde tahayyül edilen ve vatandaşlık hakları çerçevesinde talep edilen sosyal politika alanındaki rolleri, neo-liberal dönemde devletin dönüşmeye başlamasıyla iyiden iyiye önem ve hız kazandı. Vatandaşlık haklarıyla düzenlenmiş ya da düzenlenmesi mümkün olan sosyal politika alanı göz önüne alındığında, sivil toplum kuruluşları açısından; devlet yerine var olmak, devletten hak talebinde bulunmak veya devleti tamamlamak seçenekleri gündeme geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü, bu noktada neler yapılabileceğini birlikte konuşmak ve tartışmak için sivil toplum kuruluşu temsilcilerini, gönüllülerini ve sosyal politikanın tüm paydaşlarını bu sempozyuma davet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Oturum  Sosyal Hak Perspektifi&lt;br /&gt;10:00-11:00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volkan Yılmaz &lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü &lt;br /&gt;Sempozyum koordinasyon ekibi adına açış konuşması yapacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ayşe Buğra&lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu &lt;br /&gt;Buğra, sosyal politikanın ortaya çıkışı, hangi alanları kapsadığı ve sosyal haklar perspektifinin neler getirdiği üzerine genel bir perspektif sunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yard. Doç. Dr. Serra Müderrisoğlu&lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü&lt;br /&gt;Müderrisoğlu, konuşmasını birey ve toplum ikilemi üzerinden kurarak, nasıl bir sosyal korunma ağı kurulabileceğini tartışmaya açacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve Arası&lt;br /&gt;11:00-11:30&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.Oturum Neo-liberalizm, Gönüllülük ve Sivil Toplum Kuruluşları&lt;br /&gt;11:30-12:30&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturum başkanı:&lt;br /&gt;Burcu Yakut Çakar &lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasemin İpek Can &lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü&lt;br /&gt;Can, Türkiye’de sivil toplumu yeniden düşünmek: Neo-liberal dönüşümler ve gönüllülük başlıklı bir konuşma yapacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laden Yurttagüler&lt;br /&gt;İstanbul Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Birimi &lt;br /&gt;Yurttagüler, konuşmasında politik katılım üzerinden gönüllülük kavramını tartışmaya açacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Çelik &lt;br /&gt;Kristal-iş/BirGün Gazetesi &lt;br /&gt;Çelik, sendika deneyiminden yola çıkarak, Emeğin Avrupa’sının olanaklılığı üzerine bir konuşma yapacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle Yemeği&lt;br /&gt;12:30-13:30&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.Oturum Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşları ve Sosyal Haklar&lt;br /&gt;13:30-15:15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturum başkanı:&lt;br /&gt;Kudret Çobanlı&lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. E. Fuat Keyman&lt;br /&gt;Koç Üniversitesi&lt;br /&gt;Keyman, konuşmasında TÜSEV Türkiye’de Sivil Toplum Araştırması’nı sunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emel Kurma&lt;br /&gt;Helsinki Yurttaşlar Derneği-İnsan Hakları Ortak Platformu&lt;br /&gt;Kurma, sosyal hak savunuculuğu ve sivil toplum kuruluşlarının bu alanda üstlenebileceği rol üzerine bir konuşma yapacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve Arası&lt;br /&gt;15:15-15:45&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Oturum  Forum: Sosyal Hak Perspektifiyle Sivil Toplumculuk Mümkün mü?&lt;br /&gt;15:45-17:00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolaylaştırıcılar:&lt;br /&gt;Laden Yurttagüler &lt;br /&gt;İ. Bilgi Ünv. STK Eğitim ve Araştırma Birimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah Karatay &lt;br /&gt;Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu oturum bir forum şeklinde tasarlanmıştır. Forumda, sosyal politika alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve sempozyumun konuşmacılarının bir arada sosyal hak savunuculuğu ve sivil toplum kuruluşlarının rolü üzerinde fikir alışverişinde bulunmaları planlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Sempozyuma katılım için önceden kayıt alınmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim için:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kudret Çobanlı&lt;br /&gt;kudret.cobanli@boun.edu.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F. Dilara Demir&lt;br /&gt;dilara.demir@boun.edu.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volkan Yılmaz&lt;br /&gt;volkan.yilmaz@boun.edu.tr&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-3830992578216597131?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/3830992578216597131/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=3830992578216597131' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3830992578216597131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/3830992578216597131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/06/23-haziranda-boaziinde.html' title='23 Haziranda Boğaziçi&apos;nde!!'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-5958930981740613492</id><published>2007-06-16T15:18:00.001-07:00</published><updated>2007-06-16T15:18:47.658-07:00</updated><title type='text'>ben çoook eğlendim siz de eğlenin:)</title><content type='html'>GENÇ SİVİLLER ÖSS SORULARININ BİR KISMINI ELE GEÇİRDİ.İŞTE SORULAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖZEL BÖLÜM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 1. Türkiye’nin en büyük barajı aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Atatürk Barajı &lt;br /&gt;b) Keban Barajı&lt;br /&gt;c) Çubuk Barajı&lt;br /&gt;d) Çankaya Barajı&lt;br /&gt;e) %10 Seçim Barajı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 2. Ülke yönetimine el koyan ve siyaseti askıya alan darbecilere hayranlık duyma, kendisini onların yanında huzurlu ve güvende hissetme duygusu Ankara Sendromu olarak literatüre girmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara sendromu aşağıdakilerden hangisiyle büyük benzerlik taşır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Panik-Atak&lt;br /&gt;b) Manik depresif&lt;br /&gt;c) Stockholm Sendromu&lt;br /&gt;d) Agorafobia&lt;br /&gt;e) Anarkofobia&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 3. “Türkiye’de hayat normalleşmeye, ekonomi iyiye gitmeye başladığında sağda solda bombalar patlar” önermesi, doğruluk bakımından aşağıdaki hangi önermeyle benzerlik göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Güneş doğudan doğar ve batıdan batar. &lt;br /&gt;b) Çimen yeşildir.&lt;br /&gt;c) Deniz suyu tuzludur.&lt;br /&gt;d) Gök Mavidir&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 4. YÖK’ün denklik yönetmeliğine göre aşağıdaki hangi üniversitelerden mezun bir öğrenci YÖK’ten denklik alamayabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Harvard Üniversitesi&lt;br /&gt;b) Oxford Üniversitesi&lt;br /&gt;c) Stanford Üniversitesi&lt;br /&gt;d) Sorborne Üniversitesi&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 5. Şu cümledeki boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben de bir oy kullanıyorum, dağdaki çoban da. …….. cahil halkın oylarına bırakılamayacak kadar değerlidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Koyun&lt;br /&gt;b) Değnek&lt;br /&gt;c) Koltuk&lt;br /&gt;d) Saltanat&lt;br /&gt;e) Demokrasi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 5. Aşağıdakilerden hangisi, bir dil olmayıp Türkçenin dağ Türkleri tarafından konuşulan bir lehçesidir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Malayca&lt;br /&gt;b) Fince&lt;br /&gt;c) Kürtçe&lt;br /&gt;d) Sanskritçe&lt;br /&gt;e) Hiçbiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 6. Aşağıdakilerden hangisi, demokrasiye aykırıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) C.B., Başbakan ve meclis başkanının üçünün birden eşlerinin başının kapalı olması&lt;br /&gt;b) C.B.’nin emekli asker, başbakan ve meclis başkanının CHP’li olması&lt;br /&gt;c) Cumhurbaşkanını halkın seçmesi&lt;br /&gt;d) CHP’li Cumhurbaşkanının görev suresi bittikten sonra koltuğundan kalkmaması&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 7. Aşağıdakilerden hangisi, Cumhuriyeti yaşatacak olan kişilere örnektir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Boğaziçi üniversitesinde peruğu ile okuyan ve iki dil bilen genç kız&lt;br /&gt;b) Zeki Trikonun 2007 yaz kreasyonu olan kırmızı-beyaz bikinisiyle kendini Ege’nin serin sularına atan genç kız&lt;br /&gt;c) Iğdır’da davar güden çoban &lt;br /&gt;d) 15 ülkeye ihracat yapan, kısa boylu, göbekli, kıllı iş adamı&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 8. Aşağıdakilerden hangisi, bizi muasır medeniyet seviyesine çıkarır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Klasik müzik dinlemek &lt;br /&gt;b) Cumhuriyet mitinglerinde bayrak sallamak&lt;br /&gt;c) Bale yapmak&lt;br /&gt;d) Darbe ve muhtıralara karşı çıkmak&lt;br /&gt;e) Türkiye laiktir laik kalacak sloganı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 9. “Türküz cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi” mısrasının anlamı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Türklerin göğsü tunçtan yapılmıştır&lt;br /&gt;b) Bütün Türklere cumhuriyetin ilk 10 yılında tunç göğüs nakli yapılmıştır&lt;br /&gt;c) Türkler savaşlarda göğüs göğse çarpıştıkları için göğüsleri tunçlaşmıştır&lt;br /&gt;d) Kurtuluş savası tunç siperlerle kazanılmıştır&lt;br /&gt;e) Bu cümlenin Türkçe’de bir manası yoktur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 10. Laiklik nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Adam olmaktır.&lt;br /&gt;b) Devlet yönetiminde dini referans almamaktır&lt;br /&gt;c) Tek bir inancın light bir şekilde yaşanmasını amaçlayıp, diğerlerini yok saymaktır&lt;br /&gt;d) Kamusal alanlara başörtülü kadın sokmamaktır&lt;br /&gt;e) Eşi başörtülü birinin elini sıkarken yüzünü buruşturmaktır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 11. Cumhurbaşkanı Sezer’in “Laiklik adam olmaktır” sözü aşağıdaki ideolojilerin hangisiyle çelişmez?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Feminizm&lt;br /&gt;b) Laiklik&lt;br /&gt;c) Demokrasi&lt;br /&gt;d) Maçoluk&lt;br /&gt;e) Liberalizm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 12. Süleyman Demirel, kendisini ziyaret edip Cumhurbaşkanlığı teklif eden Baykal’a “kafam Zenith saat gibi çalışıyor” demiştir. Türk Siyaset kültürü içinde bu ifade ne anlama gelmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Demirel, Rus saat üreticileri tarafından yapılmış bir robottur.&lt;br /&gt;b) Demirel, Zenith saatleri distribütörlüğünü almıştır.&lt;br /&gt;c) Serkisof’u sadece demiryolcuların taktığını sanmaktadır.&lt;br /&gt;d) Demirel, dijital saatlere karşıdır.&lt;br /&gt;e) Demirel’in doymak bilmeyen bir iktidar arzusu vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 13. Aşağıda bulunan askeri rütbe sıralamalarından küçükten büyüğe doğru sıralanmış olan hangisidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Teğmen &lt; Oramiral &lt; Onbaşı &lt; Yüzbaşı&lt;br /&gt;b) Binbaşı &lt; Çavuş &lt; Orgeneral &lt; Emekli Paşa&lt;br /&gt;c) Yarbay &lt; Üsteğmen &lt; Koramiral &lt; Emekli Paşa&lt;br /&gt;d) Albay &lt; Korgeneral &lt; Orgeneral &lt; Strateji Uzmanı&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 14. “Kalkın ey ehl-i vatan dediler kalktık&lt;br /&gt;              Bir de baktık oturmuşlar, ayakta kaldık” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısralarında ayakta kalan ‘Halk’ olduğuna göre oturanlar kimlerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Sigortacılar&lt;br /&gt;b) Çocuklar&lt;br /&gt;c) Bilecikliler&lt;br /&gt;d) Fındık üreticileri&lt;br /&gt;e) Kitlesel refleks göstermemizi isteyenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 15. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, bitişik yazılması gereken “–de, -da” ayrı yazılmıştır?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;a) Doğu Perinçek’in de “ulusalcı” olduğunu gördüm ya, ölsem gam yemem.&lt;br /&gt;b) Cumhuriyet Mitinglerin de seni niçin göremedik?&lt;br /&gt;c) TÜSİAD da, YÖK de Cumhurbaşkanını yeni meclisin seçmesini istedi&lt;br /&gt;d) Demirel  “sağda da, solda da birlik” istedi &lt;br /&gt;e) Hiçbiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PARAGRAF SORULARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 16. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni kimliğinin 'Türk'ten kurtuluş yolu gayet basittir. 'Türk'le uğraşmamak. Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı alan ise artık hazırdır. Gayrı Ermenistan'la uğraşmak. Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur. Yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun. Bu farkındalığın asıl sorumlusu ise diasporaya yayılmış Ermenilerden ziyade Ermenistan yönetimleridir. Ermenistan hükümetlerinin sorumluluklarının bilincinde olmaları ve gereğini yerine getirmeleri aslolandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki sözlerinden dolayı yazar Türklüğe hakaretten mahkum edilmiştir. Bu sözleri Türklüğe hakaret olarak yorumlayanlar hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Türk olmadıkları için Türkçeleri zayıftır.&lt;br /&gt;b) Kanları zehirlidir.&lt;br /&gt;c) Ermeni Milliyetçisidirler.&lt;br /&gt;d) Önce mahkûmiyete daha sonra yazının incelenmesine karar vermişlerdir.&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki soruları paragrafa göre cevaplayınız.&lt;br /&gt;“1. Sayın Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar BÜYÜKANIT, 12 Nisan 2007 tarihinde yapmış olduğu basın toplantısında, terörün Mayıs 2007 tarihinden itibaren tırmanacağını, kamuoyuna açık bir şekilde açıklamıştır. Son günlerde ortaya çıkan terör olayları, bu açıklamaların gerçekçi olduğunu göstermiştir.&lt;br /&gt;      2. Bu terör eylemleri, aynı zamanda bölücü ve ırkçı terör örgütünün gerçek niyetini de çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. &lt;br /&gt;      3. Her fırsatta, yurt içinde ve yurt dışında barış, özgürlük ve demokrasi gibi insanlığın yüksek değerlerini, terör örgütüne paravan olarak kullanan kişi ve kuruluşların, bu olayların gerçek yüzlerini görme zamanı artık gelmiştir. &lt;br /&gt;      4. Türkiye Cumhuriyeti, ulusal ve üniter yapısının, çağ dışı bir yapı olduğunu düşünen bir yaklaşım ile karşı karşıyadır. Ulusumuzun bu tehlikeli yaklaşımı fark etmek zorunluluğu vardır ve olmalıdır.&lt;br /&gt;      5. Ortaya çıkan ve giderek artan terör eylemleri, bu tür düşüncelerin ve bunları dolaylı veya doğrudan destekleyenlerin çarpık düşüncelerinin çok açık bir göstergesi olduğu şüphesizdir. &lt;br /&gt;      6. Türk Silahlı Kuvvetleri, terörle mücadele konusunda sarsılmaz bir kararlılığa sahiptir ve bu tür saldırılara gereken cevabı vereceği tartışılmaz bir gerçektir.&lt;br /&gt;      7. Türk Silahlı Kuvvetlerinin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir.&lt;br /&gt;      Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 17. “söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz” olarak tanımlanan “bu” sıfatı, 5. maddede yanlış kullanılmıştır. Cümledeki kullanım yanlışının düzeltilmesi için“bu tür düşüncelerin” ifadesi yerine aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) bu türlü düşüncelerin&lt;br /&gt;b) 4. maddede dile getirilen düşüncelerin&lt;br /&gt;c) Bir tür düşüncelerin&lt;br /&gt;d) Bu tür fikirlerin&lt;br /&gt;e) Hiçbiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 18. Aşağıdakilerden hangisi metinden çıkarılabilecek yazara ait görüşlerdendir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Yüce Türk Milleti terör olaylarına karşı yeterince ilgili değildir. Bu konuda uyarılması gerekir.&lt;br /&gt;b) Toplumun refleksleri zayıftır.&lt;br /&gt;c) Yüce Türk Milleti kendisi için iyiyi kötüyü ayırt edemez. &lt;br /&gt;d) Barış, özgürlük ve demokrasi kavramları terörü beslemektedir.&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 19. Yazar metinde” açık bir şekilde açıklamak” “açık” , “gerçek”, “gerçekçi” kelimelerini sıklıkla kullanmıştır. Yazarın bu davranışından hangi sonucu çıkarabiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Yazarın yazdığı metindeki görüşleriyle ilgili tereddütleri vardır.&lt;br /&gt;b) Yazar, “açık” ve “gerçek” kelimelerini çok sevmektedir.&lt;br /&gt;c) Yazar, lise eğitimi sırasında kompozisyon becerileri derslerini asmıştır.&lt;br /&gt;d) Yazar bu metni mesai saatinden sonra yazmıştır.&lt;br /&gt;e) Yazar bu metni yazarken evde elektrikler kesmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 20. Dıştan gelen bir uyarım sonucu doğan hareket, salgı gibi iç tepkilere yol açan irade dışı sinir etkinliğine refleks denir. &lt;br /&gt;Yukarıdaki yazıda yer alan refleks, toplumsal olarak gösterilmesi durumunda aşağıdakilerden hangisi gerçekleşebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Linç girişimi&lt;br /&gt;b) Yağma&lt;br /&gt;c) Anarşi&lt;br /&gt;d) Başkaldırı&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;Aşağıdaki soruları paragrafa göre cevaplayınız.&lt;br /&gt;22 nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa'da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur. &lt;br /&gt;SORU 21. Paragraf aşağıdakilerden hangisinden alınmış olamaz?&lt;br /&gt;a) Çocuğum Büyüyor- Anneler İçin Bir Anneden Tavsiyeler- İclal Aydın&lt;br /&gt;b) Annenin El Kitabı- Benjamin Spock- (Çev: İhsan Doğramacı)&lt;br /&gt;c) Şanlıurfa ili İlköğretim Öğrencileri Arası Laiklik ve Cumhuriyet konulu kompozisyon yarışması Mansiyon Ödüllü bir Kompozisyondan&lt;br /&gt;d) Şanlıurfa İlköğretim Okulu 4. sınıf öğrencisi Merve Uygun’un Günlüğü&lt;br /&gt;e) 27 Nisan Muhtırası&lt;br /&gt;SORU 22. “Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur” cümlesi düşünüldüğünde Atatürk resimleri ve Türk bayraklarını indirenler kimlerdir?&lt;br /&gt;a) Geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetlerini açıkça ortaya koymak isteyenler&lt;br /&gt;b) Menemen’de Kubilay’ı Şehit Eden Mürteciler&lt;br /&gt;c) Türk Sinemasındaki çirkin sakallı cüppeli İmam rollerini Oynayan Figuranlar&lt;br /&gt;d) MOSSAD CIA ajanları ve tüm diğer dış mihraklar&lt;br /&gt;e) Pontus-Ermeni Asıllı Dönmeler&lt;br /&gt;Aşağıdaki soruları paragrafa göre cevaplayınız.(Paragraftaki anlatım bozukluklarını dikkate almayınız.)&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.&lt;br /&gt;SORU 23. Paragrafa göre yazarın tanımladığı bu geniş yelpazeye neler girebilir?&lt;br /&gt;a) Seçimlerde yazarın beğendiği parti dışındakilere oy vermek&lt;br /&gt;b) Yazarın beğenmediği fikirleri savunan, beğendiği fikrileri sorgulayanlar&lt;br /&gt;c) Devletimizin bağımsızlığını temsil etmeyen bayramlara alternatif kutlamalar tertip edenler&lt;br /&gt;d) 19 Mayıs haftasını Mutlu Doğum Haftası ilan eden Kadıköy Belediyesi&lt;br /&gt;e) Yazarın girmesini istediği her şey ve herkes&lt;br /&gt;SORU 24. Yazarın ‘bitmez ve tükenmez bir çaba içinde’ olduklarını söylediği bir kısım çevrelere karşı duygularını aşağıdaki ifadelerden hangisi en iyi şekilde karşılamaktadır.&lt;br /&gt;a) Çok takdir ediyorum bu bitmez tükenmez çabanızı&lt;br /&gt;b) Vallahi kıskanıyorum bizimkilerde yok bu azim&lt;br /&gt;c) Yeter artık, biz bittik usandık, siz usanmadınız&lt;br /&gt;d) Türkiye laiktir laik kalacak&lt;br /&gt;e) Allah belanızı versin, kökünüzü kurutacağız.&lt;br /&gt;SORU 25. “Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir.”&lt;br /&gt;Yukarıdaki cümleye göre başka bir şeye dönüşen nedir?&lt;br /&gt;a) Siyasi bir söylem ve ideoloji&lt;br /&gt;b) Üzerine yüklenilen kutsal bir inanç&lt;br /&gt;c) Ülkemizde ve ülke dışında görülebilen bir gök cismi&lt;br /&gt;d) ÖSS Türkçe soruları&lt;br /&gt;e) Türkçe&lt;br /&gt;SORU 26. “Son olarak, tekrar belirteyim; kimse kusura bakmasın, başörtülü kadınların okula gitmelerini ve mesleklerini icra etmelerini yasaklayan kararlar, direnişler karşısında 'gerilim yaratmama' siyasetini güdüp, ses çıkarmamakta sakınca görmedikten sonra, Çankaya'ya çıkamadığı için gerilim yaratmaktan kaçınmayanların yanında yer almanın demokratlık gereği olduğunu düşünmüyorum. Kim ne gerilim çıkarırsa çıkarsın, kuşkusuz askeri müdahaleye karşı olduğumun altını çizmeme gerek olmamalıydı, ancak okuduğunu anlamayanların bol olduğu bir ortamda bu gereksiz vurguyu yapmak zorunda hissediyorum.”&lt;br /&gt;Yukarıdaki paragrafın yazarı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?&lt;br /&gt;a) Yazar daha önce darbeye destek gibi görünecek yazılar yazmış, pişman olmuş, günah çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;b) Yazar siyasi tartışmayı kişiselleştirmiş, kendi kişisel kavgalarını siyasi tartışmaya eklemleyerek karmaşık bir söylem yakalamıştır.&lt;br /&gt;c) Yazar “tecavüzcü suçlu ama kızım sen de minik etek giymişsin, seni savunamam” tutumunu devam ettirmektedir.&lt;br /&gt;d) Yazar tarihe muhtıraya dolaylı destek vermiş olarak geçmenin telaşı içindedir.&lt;br /&gt;e) Sanki Hepsi &lt;br /&gt;SORU 27. "Türk milleti yaşadığı toprakları ve milletini sever. Hiç kimse ama hiç kimse, vatanını ve milletini seven insanları yadırgamasın. Zira bu insanlar yanlış yoldadır"&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt yukarıdaki sözlerine göre yanlış yolda olan kimlerdir? &lt;br /&gt;a) Vatanını ve milletini seven insanlar&lt;br /&gt;b) Türk Milleti&lt;br /&gt;c) Kürt milleti&lt;br /&gt;d) Türkçe dilbilgisi uzmanları&lt;br /&gt;e) Bu tarz sorular sorarak halkı askerlikten soğutmaya çalışan ÖSYM yetkilileri&lt;br /&gt;SORU 28. “Eski ile yeni arasındaki en önemli fark, laik kesim ile TSK arasındaki iletişimin, eksiye oranla çok daha sıkılaşması oldu. CHP bu yelpazenin siyasi kanadını oluşturuyor. YÖK üniversiteleri denetiminde tutuyor. Adalet bürokrasisi, savcı ve yargıçlarıyla, pratik önlemleri sürdürüyor. Laik sivil toplum örgütleri kitleleri hareketlendiriyor. Laik medya da iletişimi sağlıyor. TSK, kimi zaman orkestra şefi gibi oluyor, kimi zaman bu kesimden gelen talep ve baskılara yanıt veriyor. 27/4 Açıklaması bu yönden incelenir, öncesi ve sonrasındaki gelişmeler değerlendirilirse, TSK'nın nasıl bir değişim içinde olduğu daha net görülebilir. Son örneğini 27/4 açıklamasının ardından görmedik mi? Washington "taraf tutmayız" derken, Avrupa Birliği'ne üye ülkeler başkentlerinden tek ses çıkmadı. Sadece AB Komisyonu, açıklamaya ters tepki verdi. O da, bunun Kopenhag Kriterleri'ne aykırı olduğunu söylemekle yetindi. Daha ileri gitmedi. 27/4 olayı bir açıklama ile sınırlı kalırsa, AB'den fazla ses çıkmayacağı izlemini doğdu”&lt;br /&gt;Bu paragrafın yazarı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez? &lt;br /&gt;a) Bir önceki darbede TSK tarafından hakkında sahte andıç belgesi yapılarak işinden olmuştur.&lt;br /&gt;b) Ankara Sendromuna kapılmış, darbecisine aşık olmuştur&lt;br /&gt;c) Yıllarca AB ve demokrasi konulu programlar yapan biridir&lt;br /&gt;d) Yazar AB’yi Arap Birliği zannetmektedir.&lt;br /&gt;e) Yazar yazamamaktadır.&lt;br /&gt;SORU 28.5. “Bir ... Genelkurmay'ın açıklamasıyla mitinglerin daha da coşmuş olması bu mitingleri otomatik olarak militarist yapmaz. Bu coşkunluk şunu gösterir: Halkımızın darbe sonrası sokak korkusunu ancak "meşru mecralardan" gelen mesajlar alt edebiliyor. O mecranın tek meşru kabul edilmesi apayrı bir problem. Ben hâlâ mitinglerin bize bir şey söylediğini düşünüyorum.”&lt;br /&gt;Savlarını bu temel üzerine kuran yazar hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?&lt;br /&gt;a) Katıldığı mitinglerde başına güneş geçmiştir.&lt;br /&gt;b) O daha çok toydur, doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edememektedir.&lt;br /&gt;c) Merkez medyada kadrolu solcu olarak görev yapmaktadır.&lt;br /&gt;d) Mitinglerden sesler duymaktadır, mitinglerin sadece onunla konuştuğunu iddia etmektedir.&lt;br /&gt;e) Hepsi de mantıklı.&lt;br /&gt;SORU 29. Bir muhtıradan sonra “Askerlerin ülkenin temel değerlerine askerin sahip çıkmasını yadırgamamak gerekir.” diyen bir anamuhalafet partisi yetkilisi hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?&lt;br /&gt;a) Yazıklar Olsun&lt;br /&gt;b) Komşusunun evinin yangınında yumurtasını pişiren&lt;br /&gt;c) Demokrasi bir gün sana da lazım olur&lt;br /&gt;d) Tek Parti Olsun Temiz Olsun&lt;br /&gt;e) Rütbeli bir sivildir&lt;br /&gt;SORU 30. “Ne şeriat ne darbe” veya “ne muhtıra ne AKP” diyenler, aslında aşağıdakilerden hangisini söylemiş oluyorlar?&lt;br /&gt;a) Ne kurttan yanayız, ne de kuzudan.&lt;br /&gt;b) Aslında darbeden şikayetçi değilim, ama bi kere “demokratız” da demişiz. N’apıcaz bilmem.&lt;br /&gt;c) Bizim taban biraz militarist de, idare ediverin.&lt;br /&gt;d) Haydi, ben bakmıyorum. Sen rahat rahat işini bitir. Sırtına da vur.&lt;br /&gt;e) Yukarıdakilerin hepsi.&lt;br /&gt;SORU 31. Darbe ve muhtıraları nasıl engelleyebiliriz?&lt;br /&gt;a) Eğitimle. Halkı eğiterek, aslında ara rejimlerin pek de fena bir şey olmadığına onları ikna ederiz, engellemeye gerek kalmaz.&lt;br /&gt;b) Özürlü demokrasimizi hepten tatil eder kurtuluruz. Demokrasi olmazsa darbe ve muhtıra da olmaz; olsa da o kadar acıtmaz.&lt;br /&gt;c) Bütün vatandaşları askere alarak. Böylece ortada, kendilerine karşı darbe yapılacak sivil kalmaz.&lt;br /&gt;d) Tek Partili altın çağa geri dönüp, devletin işletme ve kullanım hakkını 150 yıllığına CHP’ye vererek.&lt;br /&gt;e) Hiçbiri. Bu şıkların hepsi birbirinden beter!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAYISAL BÖLÜM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 32. Süleyman, Sabih ve Rahşan’ın yaşlarının toplamı 597’dir. Bu gruba İlhan’ın da katılmasıyla grubun yaşlarının toplamı Süleyman’ın yaşının 3 katından 23 fazladır. Buna göre İlhan’ın yaşı kaçtır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) 150&lt;br /&gt;b) 13&lt;br /&gt;c) 110&lt;br /&gt;d) 32&lt;br /&gt;e) 367&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 33. Denizin 3 mitingi, 6 oku ve 151 milletvekili vardır. Bu sayıları kullanarak Deniz’in ulaşacağı en irrasyonel sayı kaçtır?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;a) 1&lt;br /&gt;b) 0&lt;br /&gt;c) 367&lt;br /&gt;d) 276&lt;br /&gt;e) 19081&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 34. Deniz’in altı oku var. Bunlardan üçünün ucunu kırıp, öteki üçünün ucuna takarsa ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) Üç tane iki ucu oklu değneği olur&lt;br /&gt;B) Elinde oku gitmiş üç tane sap kalır&lt;br /&gt;C) İyi olur&lt;br /&gt;D) Darbe olur&lt;br /&gt;E) Hiçbiri&lt;br /&gt;SORU 35. Aşağıdakilerden hangisi yer çekimsiz bir ortamda en düşük öz kütleye sahiptir?&lt;br /&gt;a) 100 kg pamuk&lt;br /&gt;b) 100 kg soğan&lt;br /&gt;c) Çağlayan mitinginde metrekareye düşen 5 kişi&lt;br /&gt;d) Yalçın Küçük&lt;br /&gt;e) Veli Küçük&lt;br /&gt;SORU 36. Cumhuriyet gazetesine göre Tandoğan ve Çağlayan meydanlarında 1 metrekareye 5 kişi düşmektedir. Aynı meydanlara yılda 500 metreküp yağmur yağdığına göre, burada kitlesel karşı koyma refleksi gösterecek emekli subaylar derneği üyelerinin başına bir günde kaç metreküp yağmur yağabilir?&lt;br /&gt;a) Emekli de olsa Türk askerinin başına yağmur yağmaz&lt;br /&gt;b) Dernek üyeleri üstü kapalı kürsü bölümündedirler&lt;br /&gt;c) Çok yağmur yağar&lt;br /&gt;d) Sırılsıklam olurlar&lt;br /&gt;e) 5 metreküp&lt;br /&gt;SORU 37.  x ve y kesinlikle pozitif tamsayı değillerdir. &lt;br /&gt;              x=354 milletvekili &lt;br /&gt;olduğu düşünülürse, demokratik bir hukuk devletinde x &lt; y koşulunun sağlanabilmesi için y aşağıdaki değerlerden hangisini almalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) 184 milletvekili&lt;br /&gt;B) 1 e-muhtıra&lt;br /&gt;C) 3 adet "şeriat ha geldi, geliyor." manşeti&lt;br /&gt;D) 9 anayasa mahkemesi üyesi&lt;br /&gt;E) Hepsi&lt;br /&gt;SORU 38. Cumhurbaşkanı 126 gr. ağırlığındaki anayasa kitabını 135 cm uzaklıktan Başbakan’ın kafasına fırlatmış, dolar 4 kat yükselmiş enflasyon %98 olmuştur. &lt;br /&gt;Buna karşılık olarak; Başbakan, 220 gr ağırlığındaki Yeni Başlayanlar İçin Demokrasi kitabını Cumhurbaşkanı’na fırlatsaydı durum ne olurdu?&lt;br /&gt;a) Dolar 1/3 düşer, enflasyon %14 olur&lt;br /&gt;b) Dolar değişmez, enflasyon %17,5 olur&lt;br /&gt;c) Dolar ilk haline döner, enflasyon %9 olur.&lt;br /&gt;d) Dolar ilk halinin de altına düşer, enflasyon %4 olur.&lt;br /&gt;e) Dolar ½ düşer, enflasyon %20 olur&lt;br /&gt;SORU 39. 27 Nisan günü 33 D boylamındaki Ankara’da saat 23.20 de batan demokrasi güneşi, 23 Temmuz Sabahı Türkiye’de kaçta doğar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) Tüm sandıklar açıldığında&lt;br /&gt;B) Oy sayımı sonuçlandığında&lt;br /&gt;C) Gece yarısına doğru&lt;br /&gt;D) Çankaya Köşkü Işıkları erkenden kapandığında&lt;br /&gt;E) Hepsi&lt;br /&gt;SORU 40. Türkiye’de yapılan askeri darbe ve muhtıraların tarihleri arasındaki ilişki şöyledir. &lt;br /&gt;27 – 12 – 12 – 28 – 27 - ?&lt;br /&gt;Buna göre bir sonraki darbe ayın hangi günü olacaktır?&lt;br /&gt;a) 28&lt;br /&gt;b) 12&lt;br /&gt;c) 27&lt;br /&gt;d) Lüzum olduğunda&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;SORU 41.  Bugüne kadar yapılan 5 askeri müdahale Mayıs – Mart – Eylül – Şubat – Nisan aylarında yapılmıştır. Aylar arasındaki ilişkiye göre bir sonraki müdahale hangi ayda gerçekleşecektir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Ocak&lt;br /&gt;b) Kasım&lt;br /&gt;c) Ekim&lt;br /&gt;d) Temmuz&lt;br /&gt;e) Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 42.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Deniz'in demokrasi noktasında ki hızı saatte 40 km'dir. Tayyip'in darbe noktasında ki hızı saatte 50 km'dir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Deniz ile Tayyip aynı anda; Deniz darbe noktasına, Tayyip'te demokrasi noktasına hareket etmektedir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Hızlı olan Tayyip demokrasi noktasına geldikten 3 saat sonra, yavaş olan Deniz darbe noktasına varıyor. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Demokrasi noktasından darbe noktasına hareket eden Deniz; demokrasi - darbe arası mesafeyi kaç saatte alır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;a) 1982   &lt;br /&gt;b) 1997  &lt;br /&gt;c) 1971  &lt;br /&gt;d) 15  &lt;br /&gt;e) 2007 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SORU 43.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül darbesinde Kenan Evren 65 yaşındadır. 12 Eylül 1982'de darbe yapan Kenan Evren ile 28 Şubat 1997'de post-modern darbe olduğu zamanki Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel arasındaki yaş farkı 7’dir. AKp’ye karşı darbe girişiminde büyük rol oynayan Süleyman Demirel ile AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki yaş farkı 30 dur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 yılında olduğumuz göz önünde bulundurularak, aşağıdakilerden hangisi doğrudur. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;a) Kenan Evren 100 yaşındadır.&lt;br /&gt;b) Süleyman Demirel 30 yaşında genç bir delikanlıdır.&lt;br /&gt;c) 12 Eylül darbesinde Recep Tayyip Erdoğan 28 yaşındadır.&lt;br /&gt;d) 28 Şubat 1997 de Kenan Evren ile Süleyman Demirel'in yaşları toplamı 152 dir. &lt;br /&gt;e) 2007 yılında darbe olma ihtimali yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU 44. 27 Nisan e-muhtırasından sonra Türk Medyasında;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gündüz AKTAN;  90 kglık darbe-demokrasi karışımında darbe konsantresi %100 dür.&lt;br /&gt;Murat Yetkin;   60 kglık darbe-demokrasi karışımında demokrasi konsantresi %70 dir.&lt;br /&gt;Perihan MAĞDEN; 50 kglık darbe-demokrasi karışımında darbe konsantresi % X tir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Karışımın demokrasi oranı %46 olduğuna göre; aşağıdakilerden hangisi doğrudur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;a- ) Gündüz AKTAN demokrattır. &lt;br /&gt;b- ) Murat Yetkin’in darbe konsantresi 55 kgdır.&lt;br /&gt;c- ) Üç kişide demokrat değildir.&lt;br /&gt;d- ) Perihan Mağden darbeyi desteklemektedir.&lt;br /&gt;e- ) Perihan Mağden’in darbe konsantresi % 0, demokrasi konsantresi %100 dür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU  45. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için 367 milletvekilinin onun lehinde oy kullanmasına ihtiyaç vardır. DYP’den 2, ANAP’tan 13 ve CHP’den 1 tane demokrasi gönüllüsü milletvekili Abdullah Gül lehine oy kullanırsa AKP milletvekillerinin lehte oy kuullanmaları ile birlikte Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçilecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DYP, ANAP ve CHP den belirtilen sayıda milletvekilinin oy kullandığını kabul edersek AKP’nin TBMM’de kaç  milletvekili vardır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) 366  &lt;br /&gt;b) 351   &lt;br /&gt;c) 278  &lt;br /&gt;d) 350  &lt;br /&gt;e) 359&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-5958930981740613492?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/5958930981740613492/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=5958930981740613492' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5958930981740613492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5958930981740613492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/06/ben-oook-elendim-siz-de-elenin.html' title='ben çoook eğlendim siz de eğlenin:)'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-4877344741349187751</id><published>2007-06-12T03:05:00.000-07:00</published><updated>2007-06-15T15:49:40.880-07:00</updated><title type='text'>niyeyse açıklama</title><content type='html'>Alttaki yazılara göz gezdiriyordum. İlk önce küfrettim kendime dünya yanarken şeylerin sembolikliği başlıklı yazılarım var. Yani yuh..Sembolik olana gelene kadar sen çıplak haline bak olayların, durumların, şiddetin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya yanarken dediğim:&lt;br /&gt;Seçim arifesi, siyasete alet edilen herşey ve Hakan Yılmaz'ın derste çok sık bahsettiği ( kendisi son derece mainstreamdir bölümde ama bence buraya lazım bir adam çünkü sorunlar çözülmüyor ortak taban bulmadan sadece kendi mücadeleni yaparak gördüğüm kadarıyla.)siyasetin anormalleştirilmesi, en basitinden bir avrupa ülkesi hali olamama-ki avrupa iyidir gibi bir onermem hic yok dunyanin ...na koyduktan sonra demokrasi kurma hali digerlerine tu kaka yapma hali icerir avrupa-, demokrasinin sözdelikten biraz çıktığı (ama biraz, ama çıktığı) bir yer olamama. Gitgide weimare ilerleme korkutuculuğu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak aday da bile çıkan sorunlar...( gene de bir umut.)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Denizli'de sadece Kürt olduğu için yıllardır oturduğu evden atılan bir aile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorgunda linç girişimleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızın vazgeçilmezlerinden olan G.Kurmay açıklamaları...(milleti göreve çağıran???millet görevde zaten PAŞAM!!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polise verilecek olan/ verilen inanılmaz yetkiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mekanda otururken "ya bugün acayip elim kaşınıyor. Birini dövsem de rahatlasam" dediğine şahit olduğum sivil abilerin psikolojisine birebir tanıklığım...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Her yerden gelen ölüm haberleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakırköyde patlama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Irak'a müdahale hali..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorununun hiçbir zaman olmama hali...(Sayın emekli orgeneralim dedi yaa.PAŞAM!!!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç Parti???? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Biraz da unutmayayım diye geçiyorum başlıkları, kendi balık hafızama not olsun diye. Üzülmekle kalmayayım diye.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi milliyetçiliğimi kırım kırım kırdığım anları ( çok da acılıydı. ) bana çok hatırlatan: http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=7108.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olağanüstü siyaset başlıklı bir fena yazı: fena derken yazı güzel de içeriği beni korkutuyor. Zaten farkındaydım daha net farkındayım: http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=7106&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;askerin bugünkü müdahil haline immanent critique , yani kendi mantığı içerisinden asker işini yapmıyor bir de politikaya karışıyor argümanları ( belki işe yarar): http://www.gazetem.net/ahmetaltan.asp.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;oy oy daha neler neler...&lt;br /&gt;napılır elden ne gelir acep?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-4877344741349187751?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/4877344741349187751/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=4877344741349187751' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4877344741349187751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/4877344741349187751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/06/niyeyse-aklama.html' title='niyeyse açıklama'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-8203759016486059452</id><published>2007-06-08T12:38:00.000-07:00</published><updated>2007-06-12T16:33:12.353-07:00</updated><title type='text'>tayfun polat</title><content type='html'>Bir Soru Tümcesi İle Onun Daha Doğrusu Olacak Halinin -De, -Da Bağlacıyla Bağlanmış Halinin Şiiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden benim senim yok?&lt;br /&gt;..........&lt;br /&gt;..........&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-8203759016486059452?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/8203759016486059452/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=8203759016486059452' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8203759016486059452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/8203759016486059452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/06/tayfun-polat.html' title='tayfun polat'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-5654241424719682730</id><published>2007-06-05T02:52:00.000-07:00</published><updated>2007-06-05T02:57:34.131-07:00</updated><title type='text'>şeylerin sembolikliği-2</title><content type='html'>Dün öğrendiğim bir bilgiye göre Fransada yapılan bu kuleye beyaz ek yapıp laikliğini kanıtlama çabası aynen Türkiyede de gerçekleşmiş. CHP Halkevlerini kruduğunda camilerden uzun olsun diye dikkat etmiş. Çok güldüm. Fransa -Türkiye gerçekten karşılaştırabilinir yerler Murat hocam sana sesleniyorum haklısın:D&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.54&lt;br /&gt;P.S.Finaller boy boy, ödevler boy boy, sen otur kı*ını koy. &lt;br /&gt;P.S.2 biri şu aklımdakileri durdursun. "ben hayatımın bir yerinde takılıp kaldım. sanki zaman durdu." Hatırla sevgili-Ahmet:Ppuhahaha. final dönemi oturur dizi seyreder insan modeli oldum ya niyeyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.57&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-5654241424719682730?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/5654241424719682730/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=5654241424719682730' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5654241424719682730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/5654241424719682730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/06/eylerin-semboliklii-2.html' title='şeylerin sembolikliği-2'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-649717724481305641</id><published>2007-06-03T14:19:00.000-07:00</published><updated>2007-06-03T14:36:19.471-07:00</updated><title type='text'>finallerin arasından canım koşarak koşarak gel bana gel...</title><content type='html'>Yettim gari.&lt;br /&gt;Az önce özgürlük ödevimi bitridim günlerdir finallerle boğuşan ve çok da iyi bir final dönemi geçirmemiş bir öğrenci olarak ( umut ediyorum çok kötü değildir.) ilk önce günlük sıkıntılarımı aktarayım: &lt;br /&gt;-Bu ortak aday da güme gidiyor bilen varsa aydınlatsın? Baskın Oranın adaylığı antidemokratik mi oldu? Aslında istenilşmiyor muydu? Yoksa zaten hiçkimseye sorulmadı mı? öküz gitti, 'ortaklık' bitti tadında birşey mi oldu? Umut ediyorum olmamıştır. Çünkü umut ordaydı az biraz umut. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sol gibi sağ da birleşmeyi başaramamış hemen küslük girmiş, şimdi bunu politik  kültüre mi bağlamak lazım, kişisel ilişkilerle dönen,inatlaşmalarla yürüyen siyasete alışık zaten bura mı demek lazım yani? Yok herhalde demeyelim. Çıkar çatışması diyelim. &lt;br /&gt;DP yatar. ANAP feshetmez. Mesut Yılmaz, Süleyman demirel hortlar. Hadi bakalım buyrun burdan yakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Genç parti hala muamma. ( yprum dahi yapamıyorum. Ezilenin partisiymiş küfür gibi.)&lt;br /&gt;Barajı aşıcak diyolar ben ona yanıyorum. Yok ama aşamaz ya di mi aşamaz. Aşamaz desin biri bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Harry potterın yeni kitabı çıkmış ikinehirden alınan bilgiye göre:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de hayatımdan. şİMDİ ben yeni ödevimi bitirdim ya ( Boğaziçi diliyle paperımı bitirdim.) hem de Türkçe bu sefer o yüzden ilk defa paylaşmak istedim. Vakti uygun olanlar okuyabilir. Teklif var ısrar yok tabii ki. San'at özgürleşme ilişkisine dokunduğum bu peypırımda bir hayli fikir alıştırması ve zorlanması yaşadım , yorumlarınız beklerim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Adorno, Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken adlı kitabında  kültür endüstrisi tarafından metalaştırılan sanatın, kapitalizmin bir hakimiyet aracı haline geldiğini ve bağımsızlığını yitirdiğini savunuyor. ‘Standart ürüne standart talep’ mantığıyla yapılan üretimin, kapitalizmin araçsal mantığına hizmet ettiğini ileri sürüyor. &lt;br /&gt;Çok haklı bulduğum pek çok eleştirisinin yanında aklıma takılan birkaç soru var: Bu kadar kesinleşmiş midir kapitalizmin sanatın üzerindeki hegemonyası ve sanatın insan özgürleşmesinden çok gerçeği kapatan, kapitalizmin özgürlük illüzyonuna katkısı dokunan bir araca dönüştüğü tamamen doğru mudur? Kapitalizmin aracına dönüşmüşken bile özgürleştirici bir etkisi var mıdır? Sanat sadece toplu üretime dahil olan eserlerden mi ibarettir? Birçok başka soru daha. &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Gramsci, Hapishane Defterleri’nde devrimin önündeki engeli burjuva ideolojisinin kültürle yayılması olarak görmüştü ‘tarihi blok’ kavramından bahsederken. Adorno da sanatın kültürel endüstri ile kapitalizm ideolojisine eklemlenmesini burjuva ideolojisinin tam da kültürü ve sanatı endüstriye dönüştürerek aynısını yaptığını söylüyor anladığım kadarıyla. Sahte ihtiyaçlar oluşturan ve bizi meta fetişisti yapan bu sistemin, sanata ve kültüre ne denli standardizasyon getirip nasıl sahte kişileştirmelere yol açtığını vurguluyor. Duyguların bile tüketim malzemesi haline geldiği sanat ya da kültür endüstrisi kapitalizm sistemine sadece eklemlenmedi, aynı zamanda devamlılığını sağlamak için de bir yöntem haline geldi. Herhangi bir filmden ya da reklamdan etkilenip bir şeyler satın alma çok bilindik, çok tanıdık bir aktivite ya da bir insan hakları aktivistinin Afrika’daki ilaç firmalarıyla uğraştığı ve içinde aşk hikayesi bulunan Hollywood filmlerinde bir çeşit catharsis yaşayıp eve dönüp “kadın neler yapmış ama ilaç şirketlerine?” konuşmalarıyla aslında var olan eşitsizliğe filmlerdeki psikolojik rahatlamayla çözüm bulma hali.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Buraya kadar sanatın özgürleşmeye dair hep olumsuz etkilerini ortaya koysak da, aslında o kadar da kesin değil bu etkisi. İlk önce, kapitalizmle gelişen endüstrinin etkilerinden başlayalım. Kapitalizmin bu denli bütünsel ve bilinçli bir şey olmadığını düşündüğümden ve biraz da Marx’ın sosyalizme giden yolda bir süreç olduğu önermesinden de destek alarak; endüstrileşen sanatın bile zaman zaman bir çeşit özgürleşmeye ilham olabileceğini düşünüyorum. Yani kapitalizmin niyetlenilmemiş sonuçları (unintended consequences) olduğunu düşünüyorum.  &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;  Mesela, Fight Club ya da V for Vendetta. Kapitalizmin bağrından kopup gelmiş bu güzide Hollywood filmleri çoğu sinemaya ulaşabilir insan tarafından izlenmiş- ki bu sinemaya gidebilen yüzdesi de çok sınıfsal bir tartışma, sanatın kendi burjuvalığını soruglamak gerekiyor bir yandan- ve beğenilmiş ya da beğenilmemiş filmlerdir. Fight Club tüketim kültürünü, V for Vendetta devletin ve kapitalizmin üzerimizdeki hegemonyasını, hüküm kuvvetini sorgulamış filmler. Anarşiyi dahi metalaştırıp insanları sahte-kişileştirmelere sevk ettikleri taraflar olmakla birlikte, bir kısım insanı da belli kavramlar ve hayatları hakkında düşündürdüğünü yok sayamayız.  Çok basitçe V for Vendetta isimli filmden esinlenen bir hareket bile var: yüzde 52. Zaten anarşist olan bir kesimin bu filmi araçsallaştırmış olma ihtimali de var tabii ama hareketin ana eksenine ilham vermiş olması yeterince katkı sağlamış olduğunu da gösterebilir. Bu grubun eylemlerinin yaratıcılığı ya da ne denli özgürleşmeye katkıda bulunduğu da sorgulanabilir ama izleyenleri düşündürdüğü ve hatta bir kısım insanı aksiyona bile geçirdiği görülebiliyor. &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;   Müzik piyasasının varlığı, kolay tüketilebilir müziğin yaygınlaşmasına yol verirken, bir yandan da müziğin çeşitlenmesine de katkıda bulunmuş olabilir. Çok çeşitli olsun o zaman ne güzel olur gibi liberal kaygılarla değil, çeşitlilik her zaman iyidir önermesiyle değil; belki daha çok insana ilham kaynağı olabilir, müzik yoluyla daha çok toplumsal tepki verilebilir demeye çalışıyorum. Yani; Orhan Gencebay’ın arabeski, toplumsal dışlanmışlığa maruz kalan ‘gecekondu’ insanları denilebilecek bir kesimin dertlerine tercüman olmuştur. Çok popülerleşmesine rağmen ses duyurma aracı olarak işe de yaramıştır. İnsanların bu müzikle dertlerini rahatlattığı ve eyleme geçmediği savı ortaya atılabilir ancak müzikle eyleme geçme halini görebileceğimiz çok zaman olabilir. 2006da gerçekleşen ‘Yoksulluğu Tarihe Göm’ (Make Poverty History) sloganıyla yola çıkan dünyada çok popüler olmuş gruplar ve solistler yaptıkları konserle G-8 ülkelerinden Afrika’daki ülkelerin bir kısmının borçlarını silmelerini talep ettiler. Travis, U2 ve daha birçok  ünlünün katılımı ‘insan’ faktörünün önemli olduğunu düşündürdü. Silmeyi kabul eden ülkelerin daha sorun sorun çıkarmış olduğunu atlamayalım. Yani sistemin kendisinin bir devrime uğraması gerektiği çok aşikar. Demeye çalıştığım sistemin içinde de kovuklar, çatlaklar, hesap edilememişlikler var ve sanat için de bu geçerli. &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;   Bir yandan bütün bu hegemonik piyasalaşmış sanata karşı, bu anlayışı kırmaya çalışan karşı-sanatlar ortaya çıktı. Bu karşı-sanat, sanatın var oluşundan beri mevcut olmuş bir anlayış gibi geliyor bana ama 20.-21. yüzyıla yansıması, 1930larda karşı-sömürgecilik müzesi, devrimci sanat, feminist film teorisi, feminist tiyatro, bağımsız sinemalar, ezilenlerin tiyatrosu, yerel müzikler, doğaçlamaya dayanan caz, blues gibi müzikler, hip-hop olan durumu eleştiren tablolar, resimler, karikatürler, fotoğraflar ve filmler, kısacası egemen olanı kırmaya yönelik her yaratıcı etkinlik. Sistemin kendine karşı olanı kendileştirme becerisine hayran olmamak elde değil. Çünkü çıkan bu karşı-sanatlar ya sadece belli bir elite hitap edip zaten onlar arasında kalmaya mahkum kalıyor ya da sistem tarafından popülerleştirilip karşı olmanın anlamı kaydırılıyor. Bir üçüncü seçenek var mı? Bence evet, çünkü popülerleşen her şeyin sisteme tamamen entegre olmuş olduğunu düşünmüyorum. &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;   Ezilenlerin tiyatrosu bu entegre olmamışlığa iyi bir örnek olabilir diye düşünüyorum. Augusto Boal tarafından P. Freire’nin Ezilenlerin Pedagojisi kitabından esinlenilerek Brezilya’da geliştirilen ezilenlerin tiyatrosu, sistemin yürümesini sağlayan temsili demokraside bir çatlak açabilen bir sanat eylemi aslında. İnsanların kendi ihtiyaçlarını ve fikirlerini sokakta tiyatroyla yansıtıp sonrasında en ezilenin sesinin bu yolla yasalara etkimesi bile söz konusu. Herhangi bir grupta toplu yaşanılan bir derdin tiyatral bir şekilde ortaya konulup sonrasında tiyatro oynanırken seyircilerin müdahale edip kendi deneyimlerinden farklı çözüm önerileri geliştirebildiği bu tiyatro yöntemi, Rio’nun varoşunda en marjinalize edilmiş kişilerle, işçilerle, kadınlarla, yerelden insanlarla gerçekleştirilen 50 farklı tiyatro deneyimiyle çıkan 13 yasayla sonuçlandı. Kendisinin sahnedeki yeri alabileceğini bilen seyirci, ezilenlerin tiyatrosu deyimiyle seyreyleyen (spect-actor) kendisini rahatlatmaktan çok sorumluluğu kendi alıyor ve böylece eylemliliğe geçiyor.  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  Bu yolla yasa çıkarma fikri, hukuğun egemen ideolojinin elinde olduğu düşünülerek sistemi kıran bir eylemlilik gibi gözükmeyebilir ama hukuğun da sanat gibi sadece burjuva egemenliği altında olduğunu düşünmüyorum, özel mülkiyet güvencesinin en önemli aracı olması yanında adaleti geliştirmeye dair başka açılımlar sağladığını da düşünüyorum. En marjinalize edilmiş kesimin fikirlerinin, öznelliklerinin, ihtiyaçlarının ele alındığı bir demokrasi anlayışıyla hazırlanan yasalar, çok önemli özgürleşme araçları.   &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  Bu örnek, bana sanatın öznelliğimizi ortaya koyarak özgürleştirdiği fikrini hatırlattı. Niyeti ne olursa olsun, bir ya da birkaç kişinin öznelliklerini ortaya koyduğu, kendini yansıttıkları, kendinden bir parça kattıkları,  kendi yaşanmışlıkları ve deneyimleri içerisinde bir yer edinen, benliği şekillendiren öğeleri aktardıkları bir şey sanat eseri. Tam da bu nedenle, nötr olması beklenemez, haksızlıklarla dolu amorf halindeki sisteme hizmet edip etmemesi kontrol altına alınamaz ya da çok zor alınabilir. (Che resimlerini bile pazarlayan bir piyasadan bahsediyoruz.) Kişilerin eylemliliğe geçmesini sağlayıp toplum özgürleşmesine dair bir yöntem olarak kullanılabileceği gibi, sadece yapan kişinin kendi öznelliğiyle ilgili kırılmalar yaşayıp kendi özgürleşmesine faydası dokunabilir ya da tamamen sistem içerisinde eriyip yok olabilir. &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt; Althusser’in ideolojilerin kişinin benliğini şekillendirmesinden bahsederken “polis varsa etrafta ve herhangi bir ses duyarsanız, bana mı dedi diye bakıp tedirgin olduğunuz an özneleşmiş olursunuz.” örneği, bana sanatla ilgili de ipuçları veriyor. Herhangi bir sanatsal etkinlik gerçekleştirirken ya da izlerken ya da görürken ona karşı ya da daha doğrusu onunla ilgili aldığımız pozisyon özneleştiğimiz başka bir yer ve bu yer bize kırmamız gereken büyük duvarları gösterebileceği gibi, kendi dünyamızdaki çatlakları da gösterebilir ya da bu duvarları görünmez kılabilir ve hiç de ideolojilerden bağımsız ve nötr bir yer değildir.                &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teşekkür ederim dayanan olduysa:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;00.30&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-649717724481305641?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/649717724481305641/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=649717724481305641' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/649717724481305641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/649717724481305641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/06/finallerin-arasndan-canm-koarak-koarak.html' title='finallerin arasından canım koşarak koşarak gel bana gel...'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-950619275344052806</id><published>2007-05-28T13:30:00.000-07:00</published><updated>2007-05-28T13:45:57.277-07:00</updated><title type='text'>"hepimiz"</title><content type='html'>Cuma akşamı güzide okulumun boğaza bakıp şarap içme hainliğinden hemen sonra ( bölüm partisi çok eğlenceliydi ve inanılmaz hainlik yaptık:)yine güzide okulumun en hain ve tuhaf kulüplerinden BÜFKün (Folklör kulübü) gösterisine gittim: "Hepimiz". Çok etkileyiciydi. Çok beğendim. Semah dönerlerken tüylerimin son safhasında diken diken oluşuna mani olamazken bir yandan da Yunan ezgilerinin inanılmaz kıvraklığına hayran kalıp oynamadan edemedim. Ermeni türkülerinin bende uyandırdığı hüzünle başbaşa kaldım arada bir. Sulukuleyi hatırlayıp 9/8liğin fıkır fıkır halinde acıyla karışık bir eğlence hali yakaladım. "Peşmerge"lerin çektiği halayın birlikte birşeyler yaparken ne kadar eğlendirdiğini gördüm, çıkıp sahneye katılasım geldi, ateşin üstünden atlamak geldi sonra, ama gerçek ateşin:). Gösteri bittiğinde en tuhafı böyle olsun dedik topluca:) Ayakta ellerim acıyıncaya kadar alkışladım. Acaba gerçekten buraya tuhaf gelen bu hadise niye tuhaf diye düşünüp durdum. Nasıl bir zihniyet bu danslara, türkülere özünden dolayı, bir bölgeden çıktığı için tuhaf der? "İnsan"lar kendilerini ifade etmek için hep yollar bulmadılar mı, gelenekler, ritüeller, danslar, müzikler, ağıtlar, oyunlar..."insan"lar şimdi niye tuhaf diyor bunlara. İkinehirin demesi olmasın, basit insanım ben de.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-950619275344052806?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/950619275344052806/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=950619275344052806' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/950619275344052806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/950619275344052806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/05/hepimiz.html' title='&quot;hepimiz&quot;'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3394093860102407303.post-7499272508517073267</id><published>2007-05-21T14:32:00.000-07:00</published><updated>2007-05-21T14:33:32.506-07:00</updated><title type='text'>tuhafız biz!!</title><content type='html'>okulumuza yapılanlar gerçekten akıldışı. bkz. http://www.gazetem.net/ferhatkentel.asp&lt;br /&gt;Bence ferhat hocam mevzuyu nasıl yalan ele aldıklarını süper açıklamış. Gerçekten insanlara 'insan' olma şansı verilmiyor. Hep beraber yaşayalım deyince tüh kaka oluyorsun. Küfretmek geliyor ama şimdi fikren karşı çıkma vakti aynı BÜFKün, Ferhat Hocanın, bir de mizahi olarak Zürriyetin yaptığı gibi. Bunlara küfretsen onu da manşet yaparlar. Haklıyken haksız duruma düşersin. Yapmak gereken BİZ HEPİMİZ TUHAFIZ DİYE BAĞIRIP BU KADAR AKILDIŞILIKLA DALGA GEÇMEKTİR. VAKİT O VAKİT.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3394093860102407303-7499272508517073267?l=eylulden.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylulden.blogspot.com/feeds/7499272508517073267/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3394093860102407303&amp;postID=7499272508517073267' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7499272508517073267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3394093860102407303/posts/default/7499272508517073267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylulden.blogspot.com/2007/05/tuhafz-biz.html' title='tuhafız biz!!'/><author><name>eylul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12911692494319229485</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
